Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 07 Mayıs 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Anneler kravatları sevmez


İtalya ve Türkiye'de beni tanıyan insanların en çok merak ettikleri konulardan biri, yalnız bir kadın olarak bu ülkede yaşamayı nasıl becerdiğim ve karşı karşıya kaldığım problemlerle nasıl mücadele ettiğimdir.
Cevabı çok zor değil: Çalışan, ödün vermeyen, bağımsız yaşayan, bir parça sorumsuz ve bir sürü şey yapmaktan gurur duyan diğer tüm yalnız kadınlar gibi...
Belki en zor tarafı, babasız bir çocuk büyütmekti. Üstelik bunu iki ülke arasında gidip gelerek, bazen birbirlerinden çok farklı olduklarını düşündüğüm iki kültür arasında bir denge tutturmaya çalışarak, farklı iki dinle tanışmasını sağlayarak ve buna rağmen delirmeyerek yaptım... (Bunun, dünyanın hiçbir yerinde kolay olmadığını söylüyorlar)
Birlikte büyüdük ve şimdi "dost"uz. O zamanlar yaşadığımız zorlukları, inanın şimdi hatırlamıyorum bile!
Biri hariç! Belki de yaşadıklarımız arasında en önemsiz anılardan biri... Ama nedendir bilmem, belleğime kazındı ve düşününce hâlâ içimde hissediyor, o zaman duyduğum ve tahammül edemediğim çaresizlik hissinin canlandığını duyumsuyorum. Zamanın tüm sıkıntıların ilacı olmasına rağmen...
Okulun ilk günüydü, oğlum İtalyan Lisesi'nde ortaokula başlıyordu ve babasının birkaç ay önceki ölümünden sonra, bu ülkede biraz daha kalmaya karar vermiştik. Ne de olsa bir şekilde buraya ait hissediyorduk kendimizi. Çilek ve muz salatasını yeni yiyip bitirmiş olan oğlum için, çocukluktan çıkıp "büyüklerin" dünyasına adım atıyor olduğundan önemli bir gündü. İlk ceketini giydiği, ilk kravatını taktığı için kendisini önemli hissediyordu ve heyecanlıydı. Evet... Tanrı'nın cezası o kravat; neye yaradığını hiçbir zaman anlamadığım, senelerce babamın, ağabeyimin ve daha sonra kocamın boynuna taktığı ve benim asla bağlamayı başaramadığım renkli bir kumaş parçasıydı. Oğlum her şeyi becerebileceğine inandığı annesine güvenerek, ufacık boyununa kravatını bağlamamı sabırla ve hareket etmeden bekliyordu. Ben gayretle deniyor, çırpınıyor, tüm iyi niyetimle uğraşıyordum ama bir türlü başaramıyordum. Binlerce kez gördüğüm bu hareketi hatırlamaya çalışıyordum ama o aptal kumaş parçası her hamlemde elimden kaçıyordu. Küçüğüm bana yardım etmeye çalışsa da bir türlü beceremiyorduk. Nedendir bilmem, birdenbire deliler gibi ağlamak istediğimi hatırlıyorum. Ama artık çok geçti ve okula geç kalmamak için evden çıkmalıydık: Aceleci bir ses tonuyla "Bırakalım, gel Batu... Okulda yaparız" dedim.
Çaresiz bakışı, ani ve çocuksu ağlayışı duygularımı o kadar altüst etti ki, bir taraftan ona sımsıkı sarılırken " Affet canım, gerçekten yapamıyorum... Beceremiyorum" diyor, diğer taraftan ben de gözyaşlarıma hakim olamıyordum...
Sanki o kravat okula başlamak için en önemli ayrıntıymışcasına, hıçkırırken, "Anne... Kravatsız çıkamam" diye tekrarlıyordu.
Bu arada taksici gecikmemizden dolayı sinirlenmiş, ısrarla zile basıyordu. Ben de oğlumun gözlerini kuruladıktan ve kızarmış burnuna kocaman bir öpücük kondurduktan sonra bir elime onun elini, diğer elime de mavi silik meymenetsiz kravatı aldım ve evden çıktık. Serin bir sonbahar sabahıydı ve dükkanını açmakta olan bakkal "Günaydın Bayan Donatella, merhaba Batuhan... Bu sabah çok şık görünüyorsun, biliyor musun? Gerçekten küçük bir adama benziyorsun!" dedi.
Onun sevimli gülüşü, içimdeki tahammül edilmez hüzünü kırıverdi. Ve "Size de iyi günler Savaş efendi! Bize yardım eder misiniz? Şu kravatı bağlamayı bir türlü beceremedik!" dedim.
Bir anda merakla bana baktı, sonra gülerek elimdeki kravatı alıp şevkatle oğluma yöneldi. Birkaç büyülü harekette bağlayıverdi ve "Okuldan dönüşte gel de nasıl yapıldığını sana öğreteyim" dedi, başını okşayarak...
İnanılmaz geç kalmış bir halde taksiye bindik... Oğlum tatlı tatlı fısıldadı: "Ah kadınlar... Bir kravat bağlamayı bile beceremiyorlar!"
Haklıydı! Şu anda bile, olgun bir kadın olmama, her geçen gün daha az ağlamama, hayata dair bir sürü şey öğrenmiş olmama rağmen kravat bağlamayı hâlâ beceremiyorum... Öğrenemiyorum...

Çilek ve muz salatası

4 kişilik malzeme
4 muz, 250 gr. çilek, 2 limon, 6 kaşık şeker, taze krema, bir tutam tarçın, nane yaprakları, brendi
Meyveleri doğradıktan sonra bir kaba koyun. Şeker ve limon suyu kattıktan sonra yavaş yavaş karıştırın. En az 1 saat buzdolabında beklemeye bırakın. Tarçınlı krema ve nane yapraklarını üzerine koyarak servis edin... İsteğinize göre biraz brendi de ekleyebilirsiniz.... Buon appetito!

donatellapiatti@hotmail.com



CUMARTESİ
"Bizi adam yerine koymuyorlar"
Bir çiçekten daha fazlası
"Matematik okuyanları uzaylı zannediyorlar"
İspanyollar Türkiye'yi tanıyacak
Masallara layık sofralar
"Demiryolunda çalışmasaydım yazar olamazdım"
'Beğenmezsem, bir daha film yapmam'
"Kediler birer tasarım harikasıdır"
Bu yaz çantalar yeşil ve pembe
Yeşil Hat sanat için açılacak
Yalnız kalplere maskeli veya maskesiz çöpçatanlık partileri
Limitsiz hayal gücüne limitli koleksiyon
Anneler Günü'nde biraz sıkı giyinin
Yeniden doğuş
Çocuklar için
Hayatınızı Siz Yönetin





DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet