

Herkes düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak serbestçe düşünme, hangi yoldan ve nereden olursa olsun bilgi ve görüş alma, araştırma ve yayma özgürlüğünü içerir. İnsan Hakları Evrensel bildirgesi |
|
|
|
|
 |
|
|
Dünyadan
Genç okurun medya ile sınavı
The Washington Post'ta 24 Nisan'da ABD'de 'değişen' okur profilini inceleyen George F. Will imzalı bir makale yayımlandı.
'Gazete okumayan' genç kuşaklarla ilgili çarpıcı veriler içeren makaleyi Batı Avrupa'da gazetelerin karşılaştığı tiraj sorunları ve Türkiye'yi de ilgilendiren yönleri nedeniyle geniş bir özet halinde sunuyoruz:
Gazeteye 43 dakika
"Eğer siz de şafak sökmeden uyananlardansanız, eski günlerde atların kaldırıma vuran nallarını andıran sesle irkiliyor olmalısınız. O ses, kapınızın eşiğine fırlatılan sabah gazetesinin sesi. ABD'de günlük basılan gazete sayısı 55.2 milyon. 1990 yılında ise bu rakam 62.3 milyondu.
'Dün gazete okudum' diyen yetişkinlerin sayısı ise her geçen gün değişiyor: 65 yaş ve üzeri yüzde 60, 50-64 yaş dilimi yüzde 52, 30-49 yaş dilimi yüzde 39 ve 18-29 yaş dilimi ise ABD'deki gazete okurunun yüzde 23'ünü oluşturuyor. Yaşları 8-18 arasında değişen Amerikalılar günlerinin yaklaşık 6 saat 21 dakikasını medyayla iç içe geçiriyor, fakat gazete okumaya sadece 43 dakika ayırıyorlar. Devlet televizyonlarında yayımlanan ana haber bültenlerini yaklaşık 28.8 milyon kişi izliyor. 1980'de 52.1 milyon olan bu oran neredeyse yaklaşık son yirmi yıl içinde yarı yarıya azalmış. Haberleri izleyenlerin ortalama yaşı ise 60. 70'li yıllarda yetişkinliğe adım atanlar, bugün ailelerinden cok daha az medyayla iç içe. 1972 yılında bu kuşağın (18-22) hemen hemen yarısı gazete okurken, bugünkü yeni yetişkinlerin sadece çeyreği eline gazete alıyor.
1972'de yaşları 34 ile 37 arasında değişen yetişkinlerden dörtte üçü gazete okurken, bugün aynı yaş kategorisi için saptanan oran, bu gruba mensup olanların sadece üçte birinin gazete okuduğunu gösteriyor. Bu, gazete okunan evlerde büyüyen çocukların sayısının her geçen gün daha da azaldığını işaret ediyor. Gençlerin medyaya olan ilgisi son derece fazla, fakat bu ilgi ve tüketim gazeteciliğe yönelik değil. Yaşları 8 ile 18 arasında değişen gençlerin yüzde 68'inin odasında televizyon var; aynı yaş diliminden olanların yüzde 33'ünün ise kendisine ait bir bilgisayarı mevcut. Eğer bu grup, sadece bir medya aracı seçmek zorunda bırakılsaydı, grubun üçte biri bilgisayarı, dörtte biri ise televizyonu seçerdi. Üstelik, bugünlerde gençler medyalarını yanlarında taşıyorlar: Yine yaşları 8 ile 18 arasında değişen "genç yetişkinler"in yüzde 79'unun taşınabilir CD, kaset, ya da MP3'ü var; yüzde 55'i, yine taşınabilir, hem müzik çalar hem de video oyunu işlevlerine sahip ve aynı zamanda üzerinde film izleyebildiğiniz cihazlara sahip.
Wilson Quarterly'de yazan ve The Weekly Standard dergisini çıkaran Terry Eastland'e göre, eski medya, Amerikalıların otoriteye saygı gösterdiği bir dönemde gelişmiş. Bu saygı azalmaya başladığında, diğer medya enstrümanları ön plana çıktı.
Otoriter bir ton
(...) Günümüzün haber tüketicileri, 'Haberin bir ürün olduğunun, farklı inançlara sahip medya atölyelerince üretildiğinin ve aynı zamanda farklı değerler taşıdığının, fakat bu değer ve inançların otoriter bir tonla aktarıldığının artık farkında. Bu yüzden, Walter Cronkite, haber bültenini sonlandırırken, Ve işte böyle, deyimini kullanmıyor muydu?' 1968'deki Tet Taarruzu'nu sunarken (yenilgi olarak tanımlanan ABD zaferi) Cronkite Vietnam'daki durumu 'başa baş' diye yorumlamıştı.
Eğer 2004'te buna benzer bir yayın formatı olsaydı, John Kerry bugün başkan olmuştu. Seçim kampanyası sırasında üç ulusal televizyon kanalı, Kerry'ye yöneltilen, Hücumbot Gazileri'nin mesajlarını ancak kablo üzerinden yayın yapan, (CNN, Fox, MSNBC gibi) kanalların Kerry'yi köşeye sıkıştırması ve bu iddiaları yanıtlamak zorunda bırakmasından sonra yayımlamaya başladı. Bu dönemde, ulusal kanallar Başkan George W. Bush'un askerlik sicilini ve Vietnam Savaşı'yla ilgili söylentileri gün ışığına çıkarmakla meşguldü."
|
|
|

|
|