
|
|
|
 |
|
|
"Besteciler aşıkken değil, aşk acısı çekerken verimlidir"
Son zamanlarda adı gece hayatı ve yeni sevgilisiyle daha sık duyulan Fazıl Say "Aşk konusunda Goethe'yle aynı fikirdeyim. Ben aşık olduğumda mesleğimde geriliyorum. Sanırım erkek Fazıl, sanatçı Fazıl'ı suiistimal etmiş oluyor"
ELİF KORAP
İnsan, Fazıl Say'a sevgilisini sorarken utanıyor haliyle. Ne de olsa dünyaca ünlü bir piyano virtuozu. Pek çokları onun için "dahi" yakıştırmasını yapıyor. Ama insani bir merak işte. Geçen yıl boşandı ve yalnız, bambaşka bir hayata başladı Say. Kimseye de bir şey söylemedi bu konuda. Zuhal Olcay, Aşık Veysel'in torunu Çiğdem Özer derken, başka bir kız olduğunu öğrendik dünyaca ünlü piyanistimizin kalbini attıranın. Hem röportaj sırasında öğrendim ki aşık olma halleri Say'ın performansını da yakından etkiliyormuş. Yani bir hayranı olarak gayet meşru nedenlerim var sorularım için!
Aslında bu röportajın daha önemli bir bölümü var: Fazıl Say, Einstein'ın ders verdiği ve kürsüsünün bulunduğu Zürih Üniversitesi'nden "rölativite teorisi"nin 100'üncü yıl kutlamaları için "Einstein" bestesi siparişi aldı. Besteyi bitirmek üzere. Gala ise 3 Haziran'da yapılacak. Say bir kez daha göğsümüzü kabartacak. Bütün dünyadan 3 bin bilim adamı, galada piyanistimiz Fazıl Say'ın Türk ritimlerini, kudümleri, bendirleri, davulları kullandığı bestesini dinleyecek.
Siz çok iyi bir müzisyen ama ukala bir adam mısınız?
Bunu kendim yanıtlayamam. Bence tanımayanlar ukala diyor.
Bizim sizi nasıl algıladığımız sizi ilgilendiriyor mu?
İlgilendiriyor tabii. Önemli. Söylediğin gibi algılanıyorsam, ukala diye mesela, bu beni incitir. Çünkü tanımadan böyle düşünüyorlar. Sen şimdi ciddi bir edayla soruyorsun. Bu tabii incitiyor beni.
İncindiniz mi şimdi?
İncindim. Tanımayanlar öyle düşünüyor. Tipim mi öyle? Ukala bir suratım mı var? Tamam öyle yaz.
Bu aralar sıkça magazin haberlerine konu olmak Fazıl Say'a ne hissettiriyor?
Beni incitmiyor. Mesela bana "Size ukala diyorlar" dedin. O daha çok incitiyor. Magazin haberlerinde aleyhimde bir şey yazılmıyor ki. Ne görürlerse onu yazıyorlar. Haksız da değiller. Ama şu var. Yurtdışında konserler veriyorum, Zürih'ten teklif alıyorum, haber olmuyor. Bir barda bir kızla beraber olmam haber oluyor.
Haksızlık yapmayın. Sizinle ilgili çıkan haberlerin yüzde 90'ı müziğinizle, yüzde 10'u magazinle ilgilidir herhalde.
Doğru, doğru. Haklısın. Haksızlık da yapmayayım. Aslında hep bara, diskoya gidiyordum ama evliyken herhalde merak uyandırmıyordu. Belki bundandır şu günlerdeki ilgi.
İnsan boşandığında bile birinci sayfa haberi olunca kendini daha
önemli hissetmiyor mu?
Tabii ki önem verdikleri için haber yapıyorlar. Öyle istiyorlarsa öyle yaparlar. Ben hiçbir gazeteye benim bu haberimi koymayın diye de ricada bulunmam. Benim Milliyet'te yazar dostlarım, muhabir dostlarım var
ama böyle bir şeyi rica etmeye çekinirim zaten. Gazeteler tabii ki görevini yapıyor. Ne diyebilirim? Güneri Cıvaoğlu ben konser verirken yanıma oturup piyano çalmaya başlasa rahatsız olurum tabii. "Yapma yahu" derim. Ama benim işim olmayan bir şeye ne diyebilirim? Kim nereye ne yazmış, bu beni ilgilendirmiyor.
Aşık olmasanız müziğin sizin için bir anlamı olur mu?
Başkalarının aşklarını anlatırız o zaman. Müzik devam eder. Hayat devam ediyor.
İnsan / erkek Fazıl'ın önünde mi yani müzisyen Fazıl?
İnsan Fazıl, müzisyen Fazıl'ı yaratmak için çok fedakarlık yaptı. Tersi olmadı hiçbir zaman. Ama bundan bir mutsuzluğum yok. Tersini yaratsaydım belki bugün ne iyi bir müzisyen olurdum ne de tüm dünyadan teklifler alırdım. Belki çok daha büyük bir mutsuzluk yaratırdı. Bu konuda hemfikir olduğum bir yazar var, Goethe. Aşkla ilgili fikirlerimiz çok benziyor. "Aşık olduğun zaman hiç iyi yapamazsın mesleğini" der Goethe. Bende bu böyledir. Aşıksam mesleğimde geriliyorum. Demek ki kendini çoğalttığı için erkek Fazıl, öbürünü suiistimal etmiş oluyor. O meslek eskisi gibi iyi olmuyor. Ben kendimde de bunu görüyorum. Bünyemin dengesi bozuluyor. Büyük besteciler aşk yaşarken değil de, aşk acısı yaşarken daha verimlidir.
Ya siz?
Doğrudur. Bende de öyle. Aşk yaşarken verimsizim. Aşk acısı yaşarken verimliyim.
Aşık mısınız?
Sayılırım.
Konu açılmışken sorayım o halde: Aşık Veysel'in torunu Çiğdem Özer'le ilgili haberleri yalanlamak için mi gerçek sevgilinizle ortaya çıktınız?
Yooo. Onun doğum günüydü. Göstermek için böyle şey yapmam. Çiğdem basını arayıp "Böyle bir şey yok" diyebilirdi. Yanlış haberin üzerine gitmedik. Zuhal Olcay'la da çok yazdılar. Abla-kardeş gibiyiz Zuhal'le. Asla böyle bir şey olmadı. Birlikte haberlerimiz çıktığında bir şey yapalım mı yapmayalım mı diye düşündük ama sonra akışına bırakmanın daha iyi olduğuna karar verdik. Zaten ne düşünürlerse de düşünsünler. Bu iş böyle.
Mutlu musunuz?
Mutluyum, evet.
Baba Fazıl ne durumda bu arada?
Evimizde kızımla birlikte yaşıyorum. Ben İstanbul'dayken hep benimle kalıyor. Ben yokken eski karımla birlikte. Kızım çok önemli hayatımda.
"Ellerim kırılacağına kafam kırılsın, daha iyi!"
Fazıl Say olmak için nelerden feragat ediyorsunuz?
Düşecek olursam hemen ellerimi korumaya alırım. Kafam kırılsın ama ellerim kırılmasın. Ellerim sigortalı değildir, kremlemem. Psikolojik bir davranış.
Ya manevi olarak?
Zaten konuştuk. Çocukluğunu yaşayamaz bir piyanist, trajiktir diye. Ben de çok şeyden vazgeçtim tabii ki. Çok fazla konser veriyorum. 2007'de onu yarıya indireceğim ve kendime çok büyük bir yaşam payı açacağım.
İzafiyet Teorisi'nin 100'üncü yılı için özel "Einstein" bestesi
Fazıl Say, 3 Haziran'da Zürih'te bütün dünyadan 3 bin bilim adamına, içinde Türk enstrümanları, Türk ritimleri bulunan "Einstein" bestesini çalacak.
100'üncü yıldönümünde Zürih Üniversitesi sizden "Einstein" bestesi istemiş. Bu çok özel bir şey. Yanılıyor muyum?
Einstein'ın rölativite teorisinin 100'üncü yılını kutlayacaklar. Avrupa'nın en büyük teknik üniversitelerinden, Einstein'ın da öğretmenlik yaptığı bir üniversite bu. Bunlar 3 Haziran'da dünyanın her yerinden 3 bin bilim adamını bir araya getirecekler. Bana da böyle bir eser sipariş ettiler. Aynı zamanda üniversite de 150'nci yılını kutluyor. Eserin çoğu bitti. İşin içine Türk ritim enstrümanlarını da koydum. Okulun rektörü benim sıkı bir hayranım. Zürih'teki bütün konserlerime geliyor. Özellikle "İpek Yolu"nu çok beğenmişti. Onun etkisi de olabilir bu siparişte. Bunları söyleyince kendimi övüyor gibi oluyorum ama...
Fazla mütevazı olursanız da insanlar gerçek zannedermiş ama! Peki, kıskanıldığınız için akademisyenlerin sizi sevmediğini söyleyenlere ne diyeceksiniz?
Derler. Diyorlar. Kendisiyle aynı konumdan gelip de bambaşka yollara gitti diye düşünüyorlar. O yüzden. Sağlıklı değil tabii. Artık ben de akademisyenim. Bilkent Üniversitesi'nde dört öğrencim var. Bunlar dünyada da var. Türkiye'ye özgü bir durum değil. Akademi içinde bir kere kavga var. Hiçbir hoca birbirini sevmiyor ki, hiçbir hoca başkasının öğrencisine iyi not vermiyor. Ama bu Ankara'ya, İstanbul'a özgü bir olay değil. Ben Berlin'deyken başıma geldi. İki meşhur keman hocası vardı. Bunlar birbirlerinin öğrencisine en zayıf notu veriyor. Oysa çocuklar müthiş çalıyor. Akademinin içinde bu tür savaşlar oluyor. Akademisyenler budur yani. Müzik akademisinin içinde, o küçük dünyada, o küçük savaşlar var. Dışarıdan bakınca komik görünüyor. Zürih'te, Münih'te, New York'ta konser veren bir adama durduk yere sataşılması abuk bir davranış. İşin içine girince anlıyorsunuz. Bunlar zaten her şeyle kavgalılar.
Sanatçıların egosuyla ilgili belki de!
Tabii. Büyük bir egoya sahip sanatçılar. İnsanlar günde sekiz saat çalışarak, yaşanmamış çocukluklarla, gençliklerle yaşamlarına başlıyorlar. Bir yönüyle trajiktir sanatçıların yaşamları. Ondan sonra geliyorsun, senden daha iyileri var. Zor!
Niye ilgilendiriyor sizi genç yetenekler filan? Niye yetenek avına çıkıyorsunuz?
Çünkü benim artık yetenekli bir çocuk için sponsor bulup onu yurtdışına gönderecek gücüm var. Zengin dostlarım var. "Bu çocuğu Viyana'da okutun" diyebileceğim çevrem var. Bunu gençler için değerlendirmeye çalışıyorum. Kamuran hoca (Gündemir) bana "Dört-beş adam yetiştireceğim, sen de yetiştireceksin, diğerleri de. Bak Türkiye'nin en az 20 tane piyanisti olur. 20 piyanistle de herkese kafa tutarsın" demişti. Ben de onun sözünü tutuyorum.
Hoca olmak Fazıl Say'a ne getirdi, ne götürdü?
Benim öğrencilerim çok özel çocuklar. Ben hocalarından kız ister gibi istedim onları. Adamın en iyi öğrencisini istiyorsun. Onları yetiştirmek benim için çok özel tabii. Götürdüğüne gelince... Benden götürüsü var. Öğrencileri çalıştırdıktan sonra kendim en üst düzeyde çalamıyorum. İki gün konserimin olmaması gerek. Onlara inmek için kendi seviyem düşüyor.
Yabancı dil gibi yani. Karşınızdaki kötü konuşuyorsa siz de kötü konuşmaya başlarsınız!
Körle yatan şaşı kalkar! Tabii bu çocuklar kötü değil. Kendi yaşlarına göre çok iyi çalıyorlar.
"Kendimi TV'de ilk izlediğimde 'Niye böyle hareketler yapıyorum?' demiştim"
Kariyerinizin neresinde duruyorsunuz?
10 yıl önce hedef koyduğum şeylerin yüzde 90'ını yaptım. İstediğim orkestralarla çaldım, istediğim festivallere katıldım. Besteler, CD'ler yapmak istedim, yaptım. Türkiye'de klasik müziği geniş kitlelere sunmak istedim, sundum. Dipsiz bir kuyu bu. Neresinde olduğumu bilmiyorum. Şu anda kariyerimin hiçbir yerinde değilim.
Piyano çalarken kendinizi kaybediyorsunuz sanki. Pek çok insan o hareketlerinizi şiirsel buluyor ama siz tuhaf hareketler yapıp komik duruma düşmekten korkmuyor musunuz?
Kendimi TV'de ilk kez seyrettiğimde galiba 23 yaşındaydım. Hiç hoşuma gitmemişti. Ben niye böyle hareketler yapıyorum diye düşünmüştüm. Hâlâ seyretmem kendimi TV'de. Bir faydası yok. Sadece kendi kendime savaş ilan etmiş oluyorum. İyi olmuyor! Bırakıyorum, doğalı neyse öyle olsun. O anda bir şey hissediyorum. Mesela pedaldan enerji çekmek istiyorum. Enerji çekiyormuş gibi bir hareket yapıyorum. Ama onu yaptığımı fark etmiyorum.
|
|
|

|
|