|
 |
|
|
Ersun ve Ankaralı Turgut
Ersun Yanal'ın yolu Milli Takım'a düştüğünde "Bizans'a doğru yollanmıştı." Tıpkı bir zamanlar binbir umutla İstanbul'a gelen Ankaralı Turgut gibi. Ama Turgut için İstanbul ambiyans zayıflığıydı. Korkarım Ersun Yanal için de aynı şeyler söz konusu olacak...
HABER YORUM - HAKAN DİLEK
Ankaralı Turgut'un müziğini nereye koyarız hayatımızda? Bir kıvrak oyun havası mıdır? Sadece öyledir diyenler yanılır... Bir başka yanılgı yaşar başka türlü bir müzikal durum arayanlar. Biraz sünnet düğünü, biraz hüzün, biraz başı hoş oyun havasıdır Turgut. "Duydun mu?", "Tahta Kafa!"-ki sevgiliye isyan şarkısıdır!- "Anneme Deyivereceğim!", "Ne Yersin!", "Sıra Sende!", "İstedim de vermiyo!" adlı nağmeleriyle kıvrılmıştır alem incelerekten. Sabah Şekeri cinsinden programlarda sıkça görürdük hatırladınız mı? Telefonla o programlara katılanların söylediğidir Turgut belki de bizim için; "Seni çocuğumuz gibi seviyoruz, mahallemizin bir abisisin icabında!" Elektronik bağlama ritminin en cevval misket versiyonuydu Turgut benim için. Ankara havasına kattığı yorumu sevmeyenimiz var mı? Sevmeyen parmak kaldırsın!-indir elini çocuk!-
Ankaragücü eski kaptanı Yılmaz galibiyetle biten bir maçın ardından misket oynamıştı. Ne hoş görüntüydü, hala unutamıyorum. Van Hooijdonk büyük olasılıkla o görüntüleri izlemiş. O da Fenerbahçe formasıyla attığı bir golden sonra çiftetelli tutturduydu sahanın ortasında. İşte bu oyun havaları birer ambiyans işi demek ki. Ankaralı Yılmaz'la elin Hollandalısını buluşturan şey; ambiyans.
Peki Ankaralı Turgut'la Ersun Yanal nerede buluşur? Aynı karede, aynı fotoğrafta?.. Çok çekmiş, görmüş, geçirmişliğin kalenderliğiyle müsemma insanlar oluşu ve elbette ki 'olaya' Ankara'dan katılmış olmaları. Başka ortak noktaları bulunur mu? Aradık diyelim; buluruz! Yazının ve dilin kemiği yok... İkisi de mahalleden, memleket çocuğu... Karşılaşsalar bu minvalde bir sohbet parlatır, birbirlerini anlayacak ve sevecek kadar halleşirler diye düşünüyorum. Ersun hoca da Turgut gibi büyük yetersizliklerden gelmiş, Denizlispor Yıldız Takımı'ndan Gençlerbirliği'ne, oradan Milli Takım'a kadar vakarı, duruşu ve yarattığı tartışmalarla yaşadı...
Mahalledendi, arkadaştı, dosttu, paylaşımcıydı, ilkeliydi, öğretmendi... Sonunda insanı insana yakınlaştıracak erdemleri vardı, dürüsttü; topçularının aylığını kendi parasıyla ödeyecek kadar -böylesini bir de Fatih Terim yapmıştı-. Yakınlaştık bu tutumu dolayısıyla ona, sevdik.
Milli Takımlar sorumlusuydu Ersun Yanal. Bozkırın ortasından İstanbul cangılına gelmişti. Aynı ambiyansı yakalamaya çalıştı belki. Sustu, verdiği görüntüyle rahatsız etti, şu Cafer s..tı bez getir vakası, Hakan Şükür olayı... Olay işte; İstanbul, gözünün üstünde kaşın var dediklerin için en büyük tehlike olacağın memleket; "bilmem kaç kocadan arta kalmış bâkir!"
Bizans işte... Turgut da zamanında bunu görmüş -rivayet o ki- Cihangir'in cirlop gibi stüdyolarında kaset doldurmaya zorlanmış, ambiyans tutturamayan dümbelekçisini, kemancısını kaptığı gibi 'haydin şoparlar' diye ünlemiş esmer kardeşlerimize 'Ankara'dır bizim yerimiz, Çinçin'e Çinçin'e!" diyerek gerisin geri dönmüş... Olay! Budur aslında... Futbol ve konser kolektif bir durumdur. Kader birliği vardır ikisinde de. Burada ise olay hep tek kişiliktir! İstanbul yalnızlıkların kentidir. Başarılarda tek kişi vardır, başarısızlıklarda da odur üzerine abanılacak olan, durum fiililivatanın bütün inceliklerine uygundur olay kentte! 'Ne kadar uyarsa o kadar ister!' kentidir İstanbul. Ankara'da en çok Kale'nin gölgesi düşer adamın üstüne. Futbolun iliğini bilirim diyen Cavcav bile inanır sana oralarda.
Futbol da müzikal uyumu yakalamış bir müzikal topluluk gerektirir. Ambiyans olmazsa olmaz o işler. Ankaralı Turgut indimizde hâlâ Ankaralı Turgut'tur ve öyle de kalacaktır.
Bilemediğin şey buydu belki... Milli Takımlar Sorumluluğu'ndan A Milli Takım Teknik Direktörlüğü'ne çekilişi, geçenlerde bir üniversitede katıldığı panelde yaşadığı zor anları geliyor gözümün önüne.....
Fatih Terim de bilemediydi bir zaman "hayatta topun hep aynı köşeye gelmeyeceğini!" Albert Camus'u bilmeliydiler belki... Ne diyelim; Camus'a selam, oyuna devam...
|
|
|

|