|
 |
|
|
Kadrajdaki dünya
O gol kaçmazdı / Hakan DİLEK
En güzel görüntülerini bıraktı bize en şık abilerin. Suretinde spor tarihimizin asılı olduğu fotoğraflar bıraktı duvarımıza. Her karesinde fotoğraf çekmenin, sureti ak kağıtlara işlemenin nasıl bir arka planı olduğunu hatırlatır nitelikte fotoğraflardı bunlar. Su resmi kadar değerli, en modern kartların verdiği en kaliteli görüntü kadar temiz, net, yıllarca derenin altında kalmış taş gibi dümdüz, pürüzsüz, tertemiz.
Söyleyin şimdi bir fotoğraftan nasıl girilir içeriye?
Onun deklanşöründen ak kağıtlara dökülen görüntüler olmasa bugüne kadar anlattıklarımı kelimelerle çizmeye çalışacak, kelimelerin kifayetsizliğine takılacaktım. Tasvir diye bir şey var romanda; yazar anlatırsınız, ortadadır zaten o ev. Peki Metin Oktay'ın röveşatasındaki güzelliği nasıl anlatacaksınız? Ferforje inceliğine benzettik diyelim -ki öyleydi büyük usta- Matrix çağında ve hareket sınırlarının yok olduğu bir durumda, kim inanır ve nasıl canlandırır genç insanlar öyle bir Metin Oktay'ı? Fenerbahçe maçında, ağların arkasında golcünün son vuruştan sonraki hali... E hali, i hali, de hali, den hali; Metin Oktay hali... Bütün halleriyle bir futbol takımının görüntüsü, biçimi... Arkada tribünler, o tribünlerdeki insan kalabalığının işlevi, içeriği, duruş nedeni. Her şeyi ama her şeyi görebiliyoruz o fotoğrafta... Kedi Kaleci Varol film artistlerini kıskandıracak pozlar veriyor onun deklanşördeki tespitinde.
Tespit? Saptama? Görüntüleme? İçerme ve öyküleme? Görme ve algılama eşiğimizin bütün sınırlarını zorlayan bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Yıllarca orta format makinaların objektifinden çalıştı bütün görüntüleri futbolun. Nikon F3 çarpıyor gözüm bir fotoğrafta. Yağmur yemiş omuzlarına bir tanesinde, maçı izliyor. Yağmur ıslatmış sırtındaki paltosunu. Meslek aşkı mı demeliyiz? Evet meslek aşkı... Şimdikilere yabancı bir kelime belki... Dijital ortamların kayıt çizelgesine sığmayacak denli güçlü fotoğraflar çıkardı usta. Tek karede bir maçı izledik yıllarca onun fotoğraflarından... Geniş açılı, tele objektifli fotoğraflar... -Ustanın 300-2.8'i olmadı hiç. Şimdilerde 400-2.8'e yürüyoruz. Aştık ki ne aştık görüntü mevzusunu- Ara Güler duyarlığı dersek abartmış olur muyuz? Olmayız herhalde. Spor yazınının Balzac'ı vardı memlekette -ki o da İslam Çupi'ydi-, spor fotoğrafçılığının Ara Güler'i de İsmet Gümüşdere'ydi herhalde.
Fenerbahçe kaptanı Nedim, 1967 tarihli bir Fotospor sayfasında yerde kıvranıyordu acıyla. Bir diğerinde Beşiktaşlı Süreyya çektiği sıkıntıyı yüzünde tutuyordu. O andan itibaren nasıl görüyorsam öyleydiler gözümde hep. Can Bartu'nun topu göğsünde yumuşatırken ki halini, Gündüz Kılıç'ın kötü biten bir maçın ardından neler düşündüğünü alırdım o karelerden. Turgay Şeren'in jübile maçında kalesine giren golün ardından bakışındaki uzam, karanlığın içinde çakan ışığın gösterdiği nesneler, top, bakış, kale, ağlar, gol çizgisi...
Görüntünün güzelliğine hürmetle...
İsmet Gümüşdere'nin ardından
İsmet Gümüşdere Mayıs 1925'te doğmuştu, 2003 Mayısında ayrıldı aramızdan. Ardında binbir güzellik, görüntü ve şık hareket bırakarak. 1947 yılında Özfenerbahçe ve Fener Spor dergilerinde başladığı spor fotoğrafçılığına, Vakit, Tercüman, Vatan, İstanbul Ekspres, Türkiye Spor, Hürriyet ve Haber Ajansı ile Fotospor'da devam etmişti.
Gümüşdere'nin objektifinden
Yıl 1964. Ali Sami Yen Stadı'nda panik..
|
|
|

|