|
 |
|
|
'Ufuk'ta neler var?
Ufuk Özerten'in Merkez Hakem Kurulu başkanlığına getirilme şeklinin federasyon yönetiminde ciddi görüş ayrılıklarına yol açtığı ortada.
Onun bu görevi "en iyi yapacak kişilerden biri olduğuna" inananlar bile, Başkan Levent Bıçakcı'nın emrivakisi karşısında tepkilerini dile getirmekten kendilerini alıkoyamadı.
Başkanvekilleri Hasan Doğan ve Şekip Mosturoğlu, Mahmut Özgener, Asım Atmaz, Serdar Güzelaydın ile Davut Dişli gibi etkili isimler, zaman zaman kendi aralarında görüş ayrılıkları yaşasa da Özterten'in kişiliğine değil, Bıçakcı'nın çelişen fikirlerine karşı ortak tavır aldı.
Dikkat edin...
Yaklaşık 10 aydır Futbol Federasyonu yönetiminde ilk kez bu tarz bir muhalefet oluştu. Hem de doğaçlama... Organize değil!
Eskisi gibi olmayacak
Kimileri önceki gün yaşananlara "demokratik bir fikir tartışması", kimileri "yönetimde çatırdama" ya da "yakında kopacak bir fırtınanın öncüsü" diyebilir.
Merkez Hakem Kurulu ataması gibi yaşamsal bir konuya hazırlıksız yakalanan ve birlikte hareket edemeyen federasyon yönetiminin daha ciddi krizlerde tutarlı, kararlı olabileceğine artık kim inanabilir?
Görünen o ki, "Kol kırılır yen içinde kalır" dönemi geçti.
Rahatsızlığı giderek artan insanlar, fikirlerini yüksek sesle dile getirmekten çekinmiyor.
Bıçakcı federasyonu, bir Süper Lig kulübü başkanının dediği gibi; "Koalisyon hükümetinden farksız."
Bu çok partili iktidar belki Haziran ayında yapılacak olağan Mali Genel Kurul'a dek fire vermeyecek.
Ancak gönül bağını yitirenler, sıtkı sıyrılanlar, aktif görevlerini terk edenler, şevki kırılanlar ve inisiyatiflerinin tehlikeye girdiğini fark edenler, sessiz kalacak gibi görünmüyor.
Yunanistan ve Kazakistan ile oynanacak iki milli maçın ardından yaşanacakların sinyalleri çok net.
Yani bu gelişmelerden sonra Levent Bıçakcı federasyonunun kaderi, Hitzfeld ya da Lucescu'nun değil, Ersun Yanal ve öğrencilerinin ellerinde.
Sonrasında öyle veya böyle çok ciddi bir revizyon kaçınılmaz.
Zirvedeki rastlantılar
Futbolu sevmeyen, ona ilgi duymayan siyasetçi olur mu? Doğrusu ender bulunur...
Dünyanın neresinde olursa olsun meşin yuvarlağın cazibesi insanı mıknatıs gibi çeker kendine.
Bizim ülkemizde de yıllar önce dönemin başbakanı rahmetli Turgut Özal ile başlayan futbol - siyaset muhabbeti, kulakları çınlasın bir diğer başbakanımız Tansu Çiller ile tavan yapmış, hatta bir seçim arefesinde ilçe takımlarından birine 1. lige çıkma sözü bile verilmişti..!
Futbolcunun hasından, teknik direktörlüğün kralından anlayan, hakemliğin en iyisini bilen bir milletiz.
Hal böyle olunca, politikacılarımızın futbola yakın durması, seçmenlerine vaadlerde bulunması kadar doğal ne olabilir ki?
Bugünlerde ilginç bir rastlantıya tanık oluyoruz.
Yanlış yorumlanmasın, altını çizerek tekrarlıyorum, tamamen bir rastlantı..!
Başbakan yardımcılarımızdan Sayın Abdüllatif Şener, Sivaslı'dır. Sivasspor bu sezon İkinci Lig Play - Off müsabakalarında başarılı olup Süper Lig'e çıkma hakkını kazandı.
TBMM Başkanımız Sayın Bülent Arınç Manisalı'dır. Vestel Manisaspor da gelecek sezon bir üst ligde mücadele etme başarısını gösterdi.
Süper Lig'e üçüncü bilet için en büyük aday Kayseri Erciyesspor'dur. Başbakan yardımcımız Sayın Abdullah Gül ise Kayserili'dir.
Son olarak... Hafta sonu Türkiye Üçüncü Ligi 3. grubunda bir final maçı oynanacak.
Lider Boluspor ile takipçisi Kasımpaşaspor şampiyonluk maçına çıkacak. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın gençlik yıllarında formasını giydiği Kasımpaşaspor ev sahipliği yapacağı maçı kazanırsa, ikili averajdan yararlanarak "nefes kesen" maratonu zirvede tamamlayıp 2.lige terfi edecek.
Dedik ya futbol bu...
Başarıya giden yol, çok çalışmak, çok mücadele etmek, çok disiplinli olmaktan geçiyor.
Rastlantılar ise işin tuzu, biberi, tadı oluyor!
Bu kadarı da pes!
Sabri Çelik ve ekibi kim ne derse desin görevi devrettikleri güne dek bana göre oldukça başarılı performans sergiledi. En azından iyi niyetli ve çalışkan bir kadroydu.
Bir şafak operasyonu ile hiç beklemediği bir anda MHK başkanlığına getirilse de hizmet verdi, emek harcadı, Türk hakemliği için olumlu işler yaptı.
Ancak Çelik'in gönderiliş şekli hiç mi hiç etik olmadı.
Önce önüne bir liste kondu ve "Al bunlarla çalış" dendi. Çelik kabul etmedi.
Ardından MHK başkanlığı yapmış bir şahsa, "Gel Gözlemciler Kurulu Başkanve- kili ol" dendi. Çelik elinin tersi ile itti.
Ayıptır... Bu bir hakarettir.
Eğer göndermek için hiçbir gerekçe bulamıyorsanız en azından, "Bugüne dek yaptığınız hizmetler için teşekkür ederiz. Biz farklı bir anlayış ile çalışmayı düşünü- yoruz" deme inceliğini gösterin.
Yeniden yapılanıp duruyorsunuz ya...
Bunu yaparken azıcık duygu, birazcık hoşgörü, bir tutam paylaşım bırakın da, yaşadığınız dünyada hâlâ insani değerlerin var olduğu anlaşılabilsin.
Yoksa bir bakarsınız... Amerika'dan, Avrupa'dan ithal ettiğiniz müthiş projeler ve dahice fikirlerinizle baş başa kalıvermişsiniz..!
Ruh hastaları...
Futbol sahalarında adam dövmek, tribünde kavga etmek, oyun alanına davul - tokmak atmak, sövmek - küfretmek, bunları önlemek için çıkarılan yasalardan korkmayan ya da bilmeyenlerin rezilliğidir diye düşünüyorduk ki...
Beşiktaş ile Fenerbahçe bayan basketbol takımları arasındaki maçta işin ne denli çığrından çıktığına tanık olduk.
Bu ne hiddettir, bu ne azgınlıktır, bu ne kindir?
Düşünebiliyor musunuz? Kendini kaybedip eline ne geçerse hedef olarak seçtiği bayan sporcunun üzerine fırlatan, dudağını patlatan, kafasını yaran, gözü dönmüş insan profilini...
Bu ruh hastalarına dur demek, harekete geçmek için daha nasıl bir yetki, başka nasıl bir çılgınlık yaşanmasını bekliyorsunuz Allah aşkına!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|