|
Sabah ve atv Ciner'in
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ile varılan anlaşma sonucu, Sabah ve atv Turgay Ciner'in oldu. Hayırlı olsun.
Bu anlaşma ile Türk medyasında yeni bir dönem başlıyor:
Türk medyası yeni ve gerçek bir patron kazandı. Medya savaşları önemli ölçüde bitti. Merkez Medya Grubu, eli kolu bağlı medya olmaktan kurtuldu.TMSF, hem kamunun çıkarını korudu hem de medyada eşit şartlarla mücadele edecek bir rakip yarattı. Bu operasyon için TMSF'yi tebrik etmek lazım.Turgay Ciner'in 433 milyon doları, altı aylık taksitlerle 10 yılda ödeyecek gücü var.Turgay Ciner, sözünde durdu ve Dinç Bilgin'i kurtardı.Sabah ve atv'nin eski sahibi Dinç Bilgin de böylelikle Etibank'tan olan borçlarını ödemiş oldu. Muhabbet Kart'ın satış haklarını elinde tutan ATEL'in malvarlığı ve diğer varlıklar da düşünülürse, Bilgin'in tüm borçları teminat altına alınmış oluyor. Böylelikle, Bilgin "hortumcu" damgasından kurtuldu.
Şimdi, Turgay Ciner için yeni bir dönem başlıyor. Artık, cingöz bir gazeteci değil, gerçek bir medya patronu. Benim, grubu için yazdığım yazıya kızmış ve bir çalışanına cevap yazdırmıştı. Amacım, Ciner'i eleştirmek değil, "hak" olanı yapmaya zorlamaktı. Ciner, yapması gerekeni yaptı.
Ciner çok zekidir. "l" denilince "leblebi"yi anlar. Ama, herkesten aynı kıvraklığı beklememeli. Kendisini akıllı sayanlar, bazen geç anımsamayı yeğleyebilir.Ciner artık "Bey"dir. Edebali Hazretlerinin Osman Gazi'ye vasiyetini mutlaka ve mutlaka okumalı; hoşgörülü, adaletli ve bütünleyici olmalı.Ciner, her şeyden önce kurumsallaşmaya önem vermeli. Bunun için de, olayları başkasının gözünden görmek, edimlerini zamanında yerine getirmek, kurum hafızasını yaratmak, yetki devretmeyi bilmek, şeffaflığı ve hesap verebilirliği prensip kabul etmek, profesyonellere zaman tanımak gerekiyor. Ciner'in ülkesini ve ülkesinin insanını seven kişiliğini biliyorum. Medyadaki bu yeni konumu ona bu konularda yeni açılımlar yapması için fırsatlar sunacaktır. Ciner'in rakiplerini küçümsememeyi ve oyunu kuralları ile oynamasının artık bir zorunluluk olduğunu öğrendiğini görüyorum. Ciner'in etrafındaki güzel halkayı biraz genişletmesi lazım. Bir de, artık Ciner'i de Bilgin'i de sosyal çevrede daha fazla görmek istiyoruz.
TMSF'yi, Sabah ve atv çalışanlarını, Sayın Ciner'i, Sayın Bilgin'i tebrik ederim.
Ben yaparım olur anlayışı
Hükümet'in "Çoğunluğu bulduk, her istediğimizi yaparız" anlayışı, yalnız Anayasa Mahkemesi'ni kapatma konusunda değil, yasa yapma konusunda da sürüyor. Ne Anayasa, ne insan hakları ne de hukuk devleti ilkeleri onları ilgilendiriyor. Bunun son örneklerinden birini, Meclis'e sunulmuş olan Bankalar Kanunu tasarısında görüyoruz.
Bankalar Kanunu neredeyse her yıl değiştiriliyor. Her yıl yapılan değişikliklerle, bankacılık yapmak giderek zorlaştırılıyor. Daha doğrusu, objektif kurallar konulması gerekirken, gittikçe daha keyfi ve daha subjektif uygulamalara yer veriliyor. Bankalar Birliği'nin ve sektörün görüşleri sırf "sorulmuş olmak" için alınıyor. Yapılan eleştiriler sert ve bel altı yanıtlarla karşılaşıyor.
Olmaz demeyin, olur olur. Yeni yasaya göre, banka müşterilerinden birisi yani herhangi biri, bankanın sahibi, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür ve yardımcıları veya üst düzey yöneticileri için bir suç duyurusunda bulunursa, bu suç duyurusu ile bu kişilere "zimmet" davası açılabiliyor. Daha doğrusu, kin veya hasetle davranıp, bir yönetici hakkında suç duyurusu düzenletip, sonra da dava açtırmak mümkün. Geçtiğimiz dönemde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yöneticilerinin savcı ve hâkimleri etkilemek için neler yaptıklarını biliyoruz. Bu yüzden, bu konuda kimseye güvenemiyoruz, sadece suçlular suçlanır, diyemiyoruz. Üstelik, zamanaşımı 20 yıl. Yani, bankanızı sattıktan sonra bile 20 yıl süre ile bütün kredilerdeki sorumluluğunuz sürüyor.
Bankalar Birliği;
a) BDDK'nın kararların alınması ve uygulanmasında tam bağımsız olmasını, hükümetlerin yönlendirmesi ile karar almamasını istiyor.
b) Tasarruf mevduatı sigorta sisteminin, sigortalama mantığı ile uyumlu hale getirilmesini, tasarruf mevduatı sigortası ile banka kurtarılmamasını istiyor.
c) TMSF'ye devredilen bankaların yöneticileri arasında kötü niyetli ve iyi niyetlilerin bulunduğunu, bunların her ikisinin aynı muameleye tabi tutulmaması gerektiğini, adalet dağıtamayan devletin, gerçek devlet sayılamayacağını söylüyor.
d) Yasalara güvenilerek elde edilmiş olan hakların, geçmişe etkili olarak geri alınmaması gerektiğini; hukuk mantığına uymayan ve uluslararası örneklerde rastlanmayan aşırı düzenlemelerin daha başlangıçta Anayasa'ya aykırı olduğunu anlatıyor.
e) Yasa tasarısının, temel işlevleri risk almak olan bankaları çok olumsuz etkileyeceğinden; tasarının, hukuk devleti ilkelerine, adil yargılanmaya, kanun önünde herkesin eşit olduğu kuralına aykırı maddeleri bulunduğundan bahsediyor.
f) Yasa tasarısının ekonomide telafisi imkânsız, ciddi sıkıntıya ve karmaşıklığa yol açacağını söylüyor.
Ama boşuna. Çoğunluğu buldular, her şeyi yaparlar.
ytoruner@milliyet.com.tr
|
|