Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 08 Mayıs 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"İkiz olmak yetmez, 6 yaşından beri bu uyum için çalışıyoruz"

Bach konçertolarını seslendirdikleri yeni albümlerini çıkaran dünyaca ünlü piyano ikilisi Güher-Süher Pekinel kardeşler: "İkiz olmamızdan kaynaklanan telepatik bir uyum var. Ama onu işlemezseniz olduğu yerde kalır. Biz 6 yaşından beri o sonu olmayan uyum bütünlüğünü yakalamaya çalışıyoruz "

ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr

Onlar dünyanın en sıra dışı ikililerinden biri olarak tanınıyorlar. İlk konserlerini altı yaşında verdiler. En iyi okullarda eğitim aldılar, en önemli ödülleri kazandılar. Ve artık onlar dünyanın en iyi ve etkileyici piyano ikilisi olarak biliniyor: İkiz kardeşler Güher ve Süher Pekinel.
Türkiye'nin bu olağanüstü virtuozları yüz yüze değil arka arkaya oturarak konsere çıkıyorlar. Yani gözlerle anlaşmıyorlar adeta "telepatik bir uyum" sağlıyorlar.
Aslında onlar sadece piyano başında değil günlük hayatlarında da aynı uyumu yakalıyorlar. Kahkaha atmaya bayılıyorlar. Öyle içten ve sesli kahkahalar atıyorlar ki... Aynı anda gülüyorlar, aynı anda bitiriyorlar. Kayıt cihazından röportajı çözerken o gülüşleri de duyuyoruz. İki kişinin güldüğü bile belli olmuyor. Aralarında hiç fark yok. Yani onların gülüşleri bile senkronize.
Didişmeleri de benziyor. Çekilen fotoğraflara bakarken biri beğeniyor "Hah, işte bu, olağanüstü" diyerek neşelenirken diğeri "Ama burada ben kötüyüm, yok yok olmaz" diyor. Aynı senaryo bir sonraki fotoğrafta roller değişerek tekrar yaşanıyor. Sonra biri "Hadi burada sen güzelsin, bu olsun" diyor.
İkisi de konuşurken aralarda heyecanlanıyor, neredeyse zıplayacaklar, nefes alış verişlerini bile duyabiliyorsunuz ama bir yandan da buğulu gözleri ve dinginlikleri dikkatinizi çekiyor. Zaten heyecanları daha çok titizliklerinden, kibarlıklarından kaynaklanıyor.
Röportajdan notlar geçersek... Konuşmaya başladığımızda ben kendi teybimin kayıt tuşuna basıyorum, onlar da kendi teyplerini çalıştırıyorlar, hem ben hem onlar röportajı kaydediyorlar. Yaşlarını söylemiyorlar. Salonları elbette CD'den geçilmiyor. Eve yani salona girer girmez sizi bir piyano karşılıyor. Fotoğraf çekimi sırasında eşyaların yerlerini değiştirmeye çalıştıklarında heyecanlanıyorum, "Aman elleriniz!" diyorum, "Sigortalıdırlar inşallah." Sağlık sigortaları olduğunu ama ellerini özel olarak sigortalatmadıklarını söylüyorlar. "Bir şey olacaksa
olur. Ellerimize çok fazla konsantre olursak doğallığımızdan kaybederiz" diyorlar. Biz Süher Pekinel'in evinde buluşuyoruz. İki ev ötede de Güher Pekinel oturuyormuş. Onun
evinde de bir piyano var tabii. İki tane de Londra'daki evlerinde. İki tane de Zürih'teki stüdyolarında olmak üzere altı piyanoya sahip olduklarını öğreniyoruz.
Biz Pekinellerle son çıkardıkları albüm ve mayıs ayındaki Türkiye konserleri vesilesiyle buluştuk. Son albümlerinde J. S. Bach'ın BWV 1060, 1061, 1062, 1063 numaralı dört konçertosunu seslendirdiler. Onlara ünlü İngiliz şef Howard Griffiths'in yönetimindeki Zürih Oda Orkestrası eşlik etti. İkili geçtiğimiz salı İstanbul'da bir konser verdi, bugün de Ankara'dalar.

"Bir tek 9 yaşındayken konserde aynı kıyafeti giydik, sonra bir daha giymedik"

Sizin hakkınızdaki yorumlarda iki şey ön plana çıkıyor: "Kusursuz performansınız" ve neredeyse "telepatik uyumunuz". Bir de tabii ki ikiz olmanızın bu uyum üzerindeki etkisi...
Süher Pekinel: Tabii ki ikiz olmamızdan kaynaklanan telepatik bir uyum söz konusu. Bu uyum bize genlerimizle verilen bir şey.
Ama onu işlemezseniz olduğu yerde kalır. Tüm ikizlerde bu derece bir uyumu göremezsiniz. Biz sonu olmayan uyum bütünlüğüne
erişebilmek için onu incelte incelte, yonta yonta derine doğru işliyoruz. 6 yaşından beri
o uyumu yakalamaya çalışıyoruz.

Ama burada uyumdan bahsediyoruz, aynılıktan değil. Farklılıklarınız da var...
Süher P.: Aslında ikiz olduğumuz için karşıtlığımızı daha çok vurgulamak istiyoruz. Bu sık rastlanan bir şey değil, ikizlikte aynılık vurgulanır. Ama biz ikizliğimizde daima karşıtlığımızı vurguladık. Daha 9 yaşındayken Filarmoni Orkestrası'yla verdiğimiz ilk konserimizde annemiz bize aynı kıyafetleri giydirmişti. O konserden sonra bir daha aynı kıyafetleri giymedik hiçbir konserde. Aynı hocalarla çalışmamıza rağmen solist olarak aynı repertuvarı çalmadık çünkü dinamizmimizi karşıtlıktan alıyoruz.

Ne kadar ayrı repertuvarlarınız olsa da tekniğiniz, sanatınız açısından eşit seviyelerdesiniz. Gençliğinizde bir rekabet var mıydı?
Süher P.: Bir anımızı anlatayım. Tüm Almanya'daki piyanistler arasında bir yarışma yapılır. 18 yaşındayken
ikimiz de bu yarışmaya katıldık. Ve birinciliği ikimiz solist
olarak paylaştık. O zaman kızmıştık bu duruma, sinirlenmiştik. O yarışmadan sonra da bir daha solist olarak ikimiz aynı yarışmaya girmedik. İki birincilik de vermediler, bir birinciliği ikiye böldüler.

"Madem sen birinci oldun, ben de katılayım bu yarışmaya"
Bir de başka bir yarışmaya önce biriniz, sonra diğeriniz katılıyor. Ama ikinci sefer jüriyle sorun çıkıyor... Anlatır mısınız o anınızı?
Süher P.: 20 yaşındaydım. İlk uluslararası yarışmama katılıyordum. Katıldım ve birinci oldum. O zaman kardeşim "Madem sen birinci oldun, ben de katılayım bu yarışmaya" dedi.
Güher Pekinel: Bir sonrakine katıldım. Tam çalmaya başlayacağım, bir önceki yarışmada da jüride olan bir profesör beni görüyor ve "Siz geçen sene katıldınız. Üç yıldan önce tekrar giremezsiniz maalesef" diyor. Açıklamaya çalışıyorum, "Ben o değilim, kardeşiyim" diyorum ama inanmıyorlar. Yarışmayı bırakıp koşuyorum, ispatlamak için otelden pasaportumu getiriyorum. Tam konsantre olmuşken bunları yaşıyorum.

Yine de birinci oluyorsunuz.
Güher P.: Evet.

"Birlikte çalışırken dünyadan koparız. Ne telefon ne faks. Sadece bol bol su"

Çalışma temponuz nasıl? Her gün mutlaka piyanonun başına oturuyorsunuz...
Güher P.: Mutlaka. Ama her zaman sadece çalışmak için değil, o anki durumumu müzikle algılamak için de çalarım.
Süher P.: Ama yolculuk gibi bazı durumlarda çalışamıyoruz. Öyle günlerde kafamızla çalışıyoruz. Oturuyoruz, bir matematik problemi çözer gibi nota çalışıyoruz. Ezbere, klavyesiz çalmak çok önemli. Eseri kafanızda yaratıyorsunuz. Niye müzisyenlerin kafaları çok çalışır çünkü bu beyin jimnastiği gibidir.
Birlikte çalışmalarınız nasıl geçiyor?
Özellikle konserler öncesinde.
Süher P.: O zaman sabahtan akşama kadar, hiç kafamızı kaldırmadan çalışıyoruz. Dünyadan koparız. Ne telefon, ne faks ne de televizyon... Sadece bol bol su içeriz çalışırken.

Peki, hanginiz daha çok "Üff bırakalım da bir öğle yemeği yiyelim", "Ara verelim bir şarap içelim" diyen taraf?
(İkisi de birbirini işaret ediyor)
Süher P.: Güher bazen "Artık tamam, yoruldum. Şimdi seninle güzel bir yemek yiyeceğiz, yarın sabah erken kalkar çalışırız" diyor.
Güher P.: Süher de geçenlerde "Bir şey içmezsem uyuyamam" dedi. Haydi, çalışmayı bıraktık, birer kadeh şarap içmeye gittik.

Siz sonuçta sadece müzik değil, iş de yapıyorsunuz. Fotoğraf çekimleri, konserlerin ayarlanması, CD'lerin hazırlanması, para meseleleri... Hanginiz daha çok bunlarla ilgilenir ya da öne çıkar, anlaşmaları yapar? (Güher Pekinel kardeşini işaret ediyor. Kardeşi de "Ne yapalım" der gibi kafasını sallıyor)
Güher P.: Süher bu konularda daha dominanttır, ben arkadan "Dikkat" diyen tarafım. İşle ilgili konuları paylaşırız. Ama Süher daha kesindir, kararlıdır.

Aynı parçayı binlerce kez çalıştıktan sonra o parçayla ilgili duygularınızı işe nasıl yansıtabiliyorsunuz?
Güher P.: Tabii iş rutine binebiliyor. Biz konser sayılarını minimuma indiriyoruz. Kendi özünüzü yaşamaya zaman ayıracaksınız. O sizin yaratıcılığınızın başlangıcı. Onu konserde dinleyicilere veremezseniz çok sıkıcı oluyor. Siz yaşıyorsunuz, izleyici hiçbir şey yaşamıyor. Zannediyorsunuz ki harika çalmışsınız ama hayır! Almanya'da kum gibi piyanist var derler. Piyanist sayısı çok ama neden sözü edilen piyanist sayısı bir elin parmaklarını geçmez?
Süher P.: Çok konser veriyor olmanız önemli değil. Önemli olan yaptığınız işlerin yankılarının haftalarca sürmesi. Çünkü sizi izleyenler bir şeyler yaşadıysa siz yapmak istediğinizi uygulamış oluyorsunuz. Yoksa zaten insanlar konsere gitmezler ki, CD alırlar. Bunu verebilmeniz için, özünüzü duyumsamanız için belirli bir mesafeniz, disiplininiz olması lazım. Akşam bir partiye gideceğim, 04.00'e kadar içeceğim, iki gün sonra başka bir parti... Mümkün değil. Bu işi yapacaksanız bazı şeylerden feragat etmelisiniz.
Güher P.: Bunu da severek yapmalısınız, şikayet etmemelisiniz. Bazı şeyleri kısıtlasanız bile bundan daha fazlasını aldığınızı da bilmelisiniz.

Zürih, Londra, İstanbul... Sürekli dolaşıyorsunuz. İstanbul'a geldiğinizde neler yaparsınız?
Güher P.: Boğaz küçüklükten beri çok etkilendiğimiz bir yer.
Süher P.: Beni en çok çeken İstanbul'daki insanların sıcaklığı. Avrupa'dan geldiğimde burada başka bir nefes alıyorum. Bir de burada Boğaz'a bakarak huzur buluyorum. Tabii ki kendi toprağınızda sizi çeken bir şeyler var.

En çok neleri özlüyorsunuz burayla ilgili?
Güher P.: Lezzetleri. Öncelikle buranın balığını özlüyoruz. Burada yediğiniz bir levreği, kalkanı dışarıda yiyemezsiniz. Buranın balıkları ile Avrupa'nın soslu balıkları arasında çok fark var. Tabii zeytinyağlılar... Bir de ben yıllardır et yemiyorum ama arada sırada canım kebap çok çekiyor. O zaman da Köşebaşı'na gidiyorum.
Süher P.: Ben de balık diyebilirim. Buradaki birkaç arkadaşımla buluşmak, onlarla sohbet etmek, Adalar'a gitmek... Bunları özlüyorum. Beyoğlu'nun arkasındaki küçük restoranları bulmak, oralarda yemek yemek...

Siz şimdi çok düzgün, disiplinli görünüyorsunuz ya... Klasikçisiniz... Arada "Şöööyle bir eğlenelim" demiyor musunuz?
Süher P.: Mesela Sultanahmet'in orada balıkçılarda yemek yerken yanımıza müzisyenler geliyor. Kemancılar, klarnetçi, darbukacı... O müzikleri dinliyoruz, onlarla tempo tutuyoruz, onlarla şarkı söylüyoruz.

Kemana para da sıkıştırıyor musunuz?
Güher P.: Tabii tabii...
Süher P.: Bayılıyorum onlara. Böyle şeyler bizi zenginleştiriyor. Biz hayatın bu doğal hallerini yaşayamazsak kendi doğallığımızı kaybederiz. Tabii masaların üzerine falan çıkmıyoruz ama. Bunlar bizi dışarıdan ayıran kültürel yapımızın parçaları. Bu zenginlikleri bilmeyen, yaşamayan insanın Türk insanını, onun sıcaklığını anlaması mümkün değil.

Her zaman çok şıksınız. Buradan mı, yurtdışından mı giyiniyorsunuz?
Güher P.: Tarzımıza uyan iki-üç mağaza var yurtdışında, oralardan alışveriş yapıyoruz.
Süher P.: Ralph Lauren, Oscar de la Renta... Renkleri, çizgileri çok güzel. Müzik gibi akıcı kıyafetler. n

"Böyle piyano çalınabileceğini bilmezdim"

Pekinel kardeşlerle ilgili dünya basınında çıkan yorumlardan örnekler...

"İki adet insanın aklını başından alan karakter arasında paylaşılan bu kişisel bütünlük gösterisi gerçekten de büyüleyici. İki kız kardeş de kusursuz ve eşi görülmemiş bir teknik duyarlılığa sahip. Seyircinin doğal olarak nutku tutuldu."
(Le Figaro, Paris)

"Bu çok nadir görülen kusursuzlukta bir performanstı." (Ha'aretz, Tel Aviv)

"Bu yeni kaydı dinlerken aldığım hazzın biraz daha fazlasını kaldıramazdım herhalde. Ben böyle piyano çalınabileceğini bilmezdim. En üstün derecede bir teknik ve aynı anda kırılganlığın, tını güzelliğinin ve anlatımın esnekliğiyle duyarlı olmayı başaran bir stil." ("Piano Magazine, Londra)

"Mükemmel uyum içinde iki baş, dört el" (Gramophone, İngiltere)

"Eğlenirken masalara çıkmıyoruz ama yanımıza gelen kemancının kemanına para sıkıştırıyoruz"


"Türkiye'nin yanlış algılanan imajındaki çıtayı yükseltmek sanatçı olarak görevimiz"

Sizin başka yönleriniz de var. Irak'taki savaş sırasında verdiğiniz konserde savaşı protesto etmek için sizi alkışlamamalarını istediniz izleyiciden. Zana ve arkadaşlarının gazetelerde yayımlanan ilanına cevap vermek için hazırlanan ve Fransız basınına gönderilen Aydınlar Bildirisi'nde imzalarınız var... Yabancı gazeteler, dergiler sizinle röportajlar yapıyor, siz Türkiye'de yaşananlardan, politikadan bahsediyorsunuz... Süher hanım siz Schröder'in ziyaretinde konuşmasını izlediniz mi?
Güher P.: Ben sanatçının politik yönünün öncelik almaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bunun için gerekli insanlar var. Ama düşündüğünü ve hissettiğini diğer vatandaşlar gibi söyleme hakkına sahip. Ve düşüncelerini duyurmak açısından da avantajlı sanatçı. Çünkü biz binlerce insanın önüne çıkıyoruz. Tabii, bundan yararlananlar, bunu kullanan sanatçılar var. Ama biz onlardan bahsetmiyoruz. Önemli olan sizi rahatsız eden olayları ifade edebilmeniz ve bundan gocunmamanız, bana leke sürer mi acaba diye düşünmemeniz. Bir sanatçı şeffaf olmalı. Zaten şeffaflık bu mesleğin temeli. Bunu da az fakat öz yapmaya çalışıyoruz.
Süher P.: Evet, Schröder'in konuşmasını dikkatle izledim ve beğendim; ayrıca gelecek hafta içerisinde Soros'un, daha sonra Huntington'ın toplantılarını da izlemek istiyorum. Hayatımız bir tek sanatla geçmiyor. Bu bir sorumluluktur. Nitekim bize Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme sürecinde kültürel faaliyetlerinden tutun, eğitimin önemine, kadın hakları alanlarında ne yapıldığına kadar bir sürü soru soruluyor. Yalnız bir piyanist olarak değil, genel konularda Türkiye'nin yanlış algılanan genel imajındaki çıtayı yükseltmek de bir sanatçı olarak görevimizin bir parçası.


"Ülkemizde pop kendini hâlâ bulamadı. Bütün şarkılar birbirinin aynı, sözler hiç değişmiyor"


Türkiye'deki müzik hakkında da konuşalım biraz. Türkiye'deki popüler müzik hakkında neler diyeceksiniz?
Süher P.: Ben hâlâ müzik konusunda belirli bir dengeyi bulamadığımızı düşünüyorum. Belki inanmanız zor ama ben MTV'yi açıp izliyorum. Çünkü benim için müzisyen olarak popüler müziğin nereye gittiği çok önemli. Türkiye popu kendini tam olarak bulmuş değil hâlâ. Bakıyorum bütün şarkılar birbirinin aynısı. Ritimler değişmiyor. Sözler hiç mi hiç değişmiyor. Arabesk dediğimiz olay da aynı yerde. Arabeskin de kendini yenilemesi gerekiyor.
"Sertab Erener'i beğeniyoruz. Tarkan çok profesyonel"

Sizin beğendiğiniz isimler var mı Türkiye'deki popüler müzikten?
Süher P.: Sertab Erener. Konservatuvar geçmişi olduğu belli. Tüm kişiliği ve şarkı söylemesiyle müzisyenliğini ispatlıyor.
Güher P.: Eğitimli, çok güzel bir sesi var. Sadece pop değil caz söylerken de çok güzel söylüyor. Tarkan'ın yorumu için de iyi diyebiliriz.
Süher P.: Tabii Tarkan'ın etrafındaki organizasyona Türkiye'de ilk defa rastlıyoruz. Çok profesyonel. Bu profesyonelliği sayesinde saygınlığını koruyor.

Türkiye'den çıkan klasik müzik sanatçıları için ne diyeceksiniz?
Güher P.: Ona hiç girmeyelim. Zaten fazla yok. Sonra bazı isimleri unuttuğumuz için tartışmalar çıkıyor. Ama şunları söyleyebilirim: Bence klasik müzik sanatçılarının kendilerine olan güvenleri arttı. Eğitim konusunda daha seçiciler. Genç müzisyenler devletin yardımını beklemeden, yurtdışına açılarak tüm imkanları zorluyorlar.


  • Pekineller bugün Unicef Türkiye Milli Komitesi yararına, kız çocuklarının eğitimine katkı amacıyla Bilkent Senfoni Orkestrası'yla Ankara'da konser verecekler.
  • 28 Mayıs'ta da İstanbul Harbiye Askeri Müzesi'nde Mehmetçik Vakfı himayesinde, Şehit ailelerin çocuklarının eğitimine katkı amacıyla Gürel Aykal yönetiminde Borusan Filarmani Orkestrası ile Poulenc'in "İki Piyano Konçertosu"nu yorumlayacaklar.






    PAZAR
    "İkiz olmak yetmez, 6 yaşından beri bu uyum için çalışıyoruz"
    '375 senaryo akıllı adamın yapacağı iş değil'
    Kas gücüyle altı yılda dünyayı dolaşacak
    Denizin üstünde yürüyüş: Kızkumu
    "Her zaman bir Don Kişot ruhu taşıyoruz"
    Bir politika büyücüsü
    Stresli günlerde beslenme
    En yaratıcı gençler
    Yüksek ökçeler de Da Vinci'den
    20 yıllık muhabirin anıları
    "Üniversite kaynaklarını her yıl ikiye katlayacak bir başbakan hayal ediyorum"
    Mossad'dan diplomalı koruma
    Denizli'den doğan yıldız
    Yaz bahçesinde kuşkonmaz ve caz
    Boğaz'a yelken açan balıkçı
    Dondurmayla saadet
    Şenliğe tüm bisikletçiler davetli
    "Zafer ya da hiç"
    8 Mayıs 1945
    Geleceğe de kalacak





  • Ahmet Turhan Altıner
    İlber Ortaylı
    Ülkü Tamer

    © 2005 Milliyet