|
Toss...
Her yıl "Anneler Günü"nde hiç akla gelmeyen bir soruyu, bir kez daha tekrarlayalım:
- Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın mezarına, kimse gidip de bir çiçek koydu mu acaba?
Biliyoruz ki, yine yanıt olmayacak...
Kim isterse yapsın yorumunu, bizden yorum yok...
***
Yavru bir sivrisinek, ailesinin yanından kaçıp gitmiş. Bir hafta boyu, ses seda çıkmamış küçük sivrisinekten; annesiyle babası kaygılar içinde, ne yapacaklarını bilememişler.
Derken çıka gelmiş yavru sivrisinek; gayet keyifli ve rahatmış, sanki beş dakika önce ayrılmış gibi yuvasından.
Anne sivrisinek:
- Nereye kaçıp kayboldun ayol, demiş; başına bir bela gelecek, diye bir hafta boyunca kahrolduk. Herkes, biz sivrisineklerden nefret eder; insanlar, kuşlar, herkes; bilmiyor musun?
Küçük sivrisinek:
- Yapma anne, demiş; insanların bizden nefret ettiği falan yok. Hatta, tam tersine, bizleri çok seviyorlar. Ne zaman beni görseler, hemen alkışlamaya başlıyorlardı.
***
Büyüdükçe alkışa daha çok alışan sivrisinek, kendince politikacı olduğuna inanmış.
Uça alkışlana, alkışlana uça; sonunda da yok olmuş.
***
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Elektrikler kesilince ne yapıyorsun?
Hoca:
- İçimden veryansın ediyorum, demiş.
- Kime?
- İçimden dahi veryansın etsem, sadece adını söylediğimde; yeni ceza yasasına göre de, hemen suçlanacağım birilerine...
***
AB üyeliğine biraz da yan gözle bakan muhalif bir politikacı, emekli diplomatlardan birine şu fıkrayı anlatıyormuş:
- İki eski dost dertleşirken, bir tanesi:
"- Ah ah, hiç sorma, demiş; karım ve ben 20 yıldır çok mutluyduk...
"- Sonra ne oldu peki?
"- Sonra mı; ne olacak, birbirimizle tanıştık...
Ve muhalif politikacı ekliyormuş:
- Biz de işte, ne olduysa oldu, Kopenhag kriterleriyle tanıştık...
***
Başbakan Tayyip Bey'e de, bir miktarı münasip takılalım azıcık.
Herhalde Tayyip Bey de, "sahte bal" üretenlerin bir hayli çoğalmış olduğuna kızıyordur.
Sanırız, "sahte bal" üretenlere kızmasının nedeni de; lideri olduğu partiye, yeni rakiplerin çıktığını düşünmesi değildir.
***
İncili Çavuş:
- Emekli militerlerden, fırsat buldukça ne kadar milliyetçi olduklarını bayraklaştıranlar, diyordu; tıpkı piyanoların tuşlarına benziyorlar. Biliyorsunuz, piyanoların tuşlarını fildişinden yaparlar. Ancak ne yazık ki, eskimiş piyano tuşlarından fillere diş yapılmıyor...
***
Evlenecek bekârlara eş bulma ajansına başvuran yaşlıca bir kız:
- Doğru dürüst bir koca arıyorum, demiş. Geniş bir kültürü olan, esprili fıkralar anlatmasını seven, müzikten hoşlanan ve evden hiç ayrılmayacak birini... Yorulduğumu hissettiği zaman da, ağzını kapatmasını bilmeli...
Ajanstaki görevli:
- Tamam, demiş; çok iyi anladım ne istediğinizi... Sizin bir televizyon almanız gerek evinize...
Ülke sorunlarını konuşurken lafı uzatanlardan sıkıldığınız zaman da, tersini yapmanız gerekiyor; eve televizyon almamak...
***
Matrak sözlerden küçük bir demet:
Kadınlar da, kelliğin özel bir ayrıcalık olduğuna inandıklarında, ancak eşit olabilirler erkeklerle...
***
Hayatta en kesin olan şey, bir gün kaybedileceği...
***
Riyakârlıkta, avuç yüreğin üstüne gitse de; yürek hiçbir zaman gelmez avucun içine...
***
Söylentilere göre Fransız erkekleri kadınları etkiler, İngiliz erkekleri kadınlarla evlenir, Rus erkekleri onların ırzına geçer, Amerikan erkekleri onları satın alırmış.
Türk erkeklerine gelince... Bazıları kızınca, dövüyormuş galiba...
***
Ve Einstein'dan bir söz:
Emre bağlı kahramanlıklar anlamsız bir şiddet; milliyetçilik adına yapılanlar da, iğrenç bir saçmalık... Nasıl da nefret ediyorum bütün bunlardan...
***
Ülkü Tamer'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Geceleyin
Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizden geçen gemi
Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden
Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde
c.altan@prizma.net.tr
|
|