|
 |
|
|
Hükümet ekonomide şimdi ne yapmalı?
Türkiye ekonomisinin, 2001 krizinin patlamasından dört yıl sonra, bugün geldiği nokta gerçekten ilginç ve düşündürücü. İlginç ve düşündürücü diyorum çünkü bugün ortaya çıkan tablonun dış dünyadaki ve Türkiye'deki yansımaları tamamen farklı.
Bir yanda dış dünyada hayret uyandıran bir gelişme tablosu var. Bu tablo, Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolunda atılan adımlarla birlikte, Türkiye'yi küresel sermayenin özel ilgi gösterdiği ülkelerden biri haline getirmiş bulunuyor. Dış dünyada olumlu algılanan bu iki boyutlu süreci kesintiye uğratmadan sürdürebilir ve yeni boyutlarla destekleyebilirsek, Türkiye'ye yönelen yatırım sermayesinde, teknolojide, insan sermayesinde yeni sıçramalar olabilir, Türkiye bambaşka bir noktaya gelebilir.
İçerde sorun var
Diğer yanda aynı tablonun Türkiye'deki yansımalarına baktığımızda bu tablonun olumlu olduğuna inanmamız ve iyimser olmamız hayli zorlaşıyor. Geçen haftaki yazımda kendi çevremden örneklerle yansıtmaya çalıştığım gibi, bugün hemen her kesimden şikâyet yükseliyor. Bu şikâyetlerin bir bölümü; paranın dönmemesi, işlerin kesat gitmesi, işsizliğe çözüm bulunamaması, vergilerin çokluğu türünden piyasa şikâyetleri. Yüzde 9 büyüdüğü ileri sürülen, ithalatın ve cari açığın arttığı bir ekonomide bu tür şikâyetlerin yaygınlaşması mutlaka üzerinde durulması gereken bir olgu.
Bu piyasa şikâyetleri ikinci tür şikâyetlerin yaygınlaşmasına da zemin hazırlıyor. Giderek daha yaygın ilgi gören bu ikinci tür şikâyetleri ileri sürenler, bugünkü tabloyu ortaya çıkartan ekonomi politikalarının temelde yanlış olduğunu ve Türkiye'yi çıkmaza götürdüğünü iddia ediyor. Dış açık büyürken borçların ve sıcak paranın artmasını, IMF ile uyumun sürmesini, faiz dışı fazla hedeflerinin tutturulmasını olumsuz gelişmeler olarak vurgulayan ve AB ile bütünleşmeye de sıcak bakmayan bu görüşün savunucularına göre Türkiye'nin işsizlik gibi temel sorunlarını çözmek için bu politikaları derhal terk edip bambaşka bir yola girmesi, kimilerine göre "ulusal ekonomi"ye yönelmesi gerekiyor.
Bana öyle geliyor ki AKP hükümeti bütün bu şikâyetleri göğüsleyecek bir strateji çizip toplumu aydınlatamazsa ve bugün izlenen politikaların hangi politikalarla destekleneceğini ve sonuçlarının halka nasıl yansıyacağını ortaya koyamazsa bu politikaları sürdürme şansı azalacak.
Aklın yolu bir
Bugün gelinen noktada hükümetin, "Biz doğru olanı yaptık, sonucu zaman içinde alınacak" deme lüksü yok bence. Hükümetin, bundan sonra atılması gereken adımları ortaya koyması gerekiyor. Geçen hafta İstanbul ve Ankara'da yapılan çeşitli toplantılara katılan IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Working, Kemal Derviş ve Süreyya Serdengeçti bundan sonra yapılması gerekenlerin ipuçlarını verdi. Bu ipuçlarından da yararlanılarak sıralanabilecek öncelikler şunlar:
Makroekonomik istikrarın korunması Yapısal reformların sürdürülmesiİstihdam üzerindeki vergi yükünün azaltılmasıKayıt dışı ekonominin küçültülmesiAR - GE ve teknoloji yatırımlarının özendirilmesiKOBİ'lerin modernleşmesinin özendirilmesi İnsan sermayesinin geliştirilmesi
Bunlara ek olarak, bu adımların neden gerekli olduğunu açıklayan büyük resmin ve stratejik hedeflerin ortaya konması şart. Ancak bütün bunların da bugünkü şikayetlere yol açan sorunları kısa sürede çözmesi olanaksız. O halde hükümetin attığı adımların zaman içinde nasıl sonuç vereceğini halkta anlatması lazım. Hükümet bunu başaramazsa "Bu politikalar ülkeyi çıkmaza götürüyor" diyenlerin etkisi artacak ve o zaman ekonominin çıkmaza sürüklenmesi olasılığı da iyice artmış olacak.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|