
|
|
|
 |
|
|
8 Mayıs 1945
II. Dünya Savaşı 60 yıl önce bitti. Ama savaş öncesinin gerek ulusalcılığının gerek bencilliğinin bitmediği anlaşılıyor. Sadece kılıklar değişiyor ve yalancı söylemler yeni sözlük kullanıyor
Fax: (0312) 427 20 64
Altmış yıl önce bugün, altı yıl süren yaygın bir dünya savaşı yapılan mütareke ile sona erdi. Mihver devletlerden İtalya, savaştan çekilmiş ve mütteffikler safına geçmişti. Almanya bugün teslim oldu, Japonya bilindiği üzere bir müddet daha direnecek ve dünya savaşı maalesef atom bombasının kullanılmasıyla sona erecektir. Amerikalılar o zaman şimdiki gibi teknolojist değildi; bu savaşın bitmesi için Kuzey Afrika'da, Güney İtalya'da ve Normandiya'da çarpıştılar ama asıl büyük savaşı Pasifik'te verdiler. Fransa'yı ve bütün Güney ve Batı Avrupa'yı Almanlardan Amerikalılar kurtardı; buna rağmen Paris'e girme şerefini Fransızlardan esirgemedikleri için son safhayı General Leclerc'in zırhlı birliklerine bıraktılar. Uzun harp Avrupa'yı altüst etmişti. Savaşın sonunda Avrupa ikiye bölündü. Batı'da komünizm korkusu herkesi sardı. Biz hariç bütün komşuları Doğu Bloku'na dahil olunca, Yunan Başbakanı Çaldaris'in Türkiye'yle "konfederasyon"dan bahsettiği hatırlardadır. Aslında Kızıl Ordu işgalinin desteğindeki Balkanlar'ın zayıf komünist partilerinin kurduğu rejimler, gerçekte bu düzenin sonunu hazırlamıştır.
Stalingrad bir piyano ormanına dönmüştü
Savaşın bilhassa insan kaybı bakımından en büyük yükünü Sovyetler Birliği çekmişti. 1939 Molotov-Ribbentrop Paktı ile Alman saldırısını durduracağı zehabına kapılan Sovyetler Birliği 1941 Haziran'ında hazırlıksız yakalandı. Bu arada Türkiye ile her türlü saldırmazlık antlaşmasını reddettiği için İnönü Türkiye'si sancılı ve endişeli bir dönem yaşamıştı.
1941 Haziran'ının sabahı saldırı haberini alan İsmet İnönü'nün bu şoktan kurtulduğu, yatağında attığı kahkahadan bellidir. Rusya'nın 22 milyonluk insan kaybı ne kadar doğru bilmiyoruz. Ama şehirler yandı, sivil halk katledildi, ülkenin Yahudileri ve Çingeneleri gaz odalarına yollandı. Stalin esirlere muamele konusunda Cenevre Sözleşmesi'ni kabul etmemişti, dolayısıyla Kızıl Ordu'nun savaş esirleri öbür müteffiklerinki gibi muamele görmedi. Ağır şartlarda kamplara yığıldılar ve bunlardan bir kısmı da ilk deneme olarak gaz odalarında imha edildi. Stalingrad şehri hem Alman ordularının saldırısı hem de karşı kıyıdaki Katyuşa denen yangın bombalarıyla savunma yapan Kızıl Ordu'nun arasında kaldı. Ahşap şehir tamamen yanmıştı. Her Rus ailesi en kıymetli eşyası olan piyanoyu yangından kurtarmak için bahçeye çıkarmış, şehir bir piyano ormanına dönüşmüştü. Silah yetersizdi. Sovyetler ülkelerini etten duvar halinde savundular. Silah üretiminde ani artış ve İran'ın işgali ile müteffiklerin yardımı ulaşınca durum değişti. Türkiye'yi yönetenler, en başta I. Dünya Savaşı'nın ihtiyatlı kurmay subayı İsmet İnönü, Türkiye'yi savaşın dışında tuttu. Son aylarda savaş ilan etmek; Cihan Savaşı sonunda yeni dünya düzeninin kurulmasına katılmak, daha doğrusu hissedilen gelecekteki Sovyet baskısına karşı Batılıların yanında yer ve destek aramak içindir.
Ülkeler savaşın bitimini neşeyle kutladılar. İnsanoğlu hayatta kalma savaşı vermişti. 1945'ten itibaren ilk üç yıl içinde nüfus patlaması yaşandı. 1960'dan sonraki refah yıllarında bile bu kadar çocuk doğmamıştır. Büyük şehirlerde zafer kutlamaları yapılırken, Stalin de savaşın galibi olan Kızıl Ordu şerefine kadeh kaldırdı. Yalnız burada bir çatlama görüldü. Stalin "Kadehimi Rus halkı şerefine kaldırıyorum çünkü bu en büyük direnç, fedakarlık ve kahramanlığı Rus halkı göstermiştir" dedi. Unutulmayan ve diğer Sovyet halklarını hafiften yaralayan bir kutlamaydı. Çünkü o büyük savaşta Kafkasya'nın dağlarından Sibirya yaylasının küçük kavimlerine kadar herkes aynı sıkıntıları çekmişti. Herkes "Sovyetler Birliği savaş kahramanları" çıkarmıştı.
Avrupa, ABD sayesinde dirildi. Eski Avrupa altüst olmuştu. Milyonlarca Yahudi ya yok edildi ya kıtayı terk etti. Başta Almanya ve Avusturya olmak üzere, büyük bir entelektüel çöküntü görüldü. Alman üniversiteleri bir daha eski ışıltısına kavuşamadı. Amerika Birleşik Devletleri kıtanın bütün akademik ve teknik zenginliğini ithal etti. Eski hayat ve özgün kültür kayboldu. Dirilme ABD desteğiyle mümkün oldu. Amerikan kültürü ve Amerikanizm, Avrupa ülkelerinin yaşam kültürünü kendine benzetti. Bugünkü AB bile eski Avrupa'yı geri getiremez. 1945 yazında Roosevelt, Churchill ve Stalin arasında cereyan eden Potsdam Konferansı Avrupa'ya kendine göre bir şekil verdi yani ikiye böldü. Zaten tarımsal karakterli ve Çekoslavakya hariç sanayi bakımından Batı'dan geri kalan Doğu Avrupa ülkeleri bu bölünmeyle kültürel bağlarını da kopardılar. Sonuçta bugünkü acayip ve sarsılmış Doğu Avrupa ortaya çıktı. En feci olay, parçalanan ailelerdi. Doğudan çalışmak için Almanya'ya sürülen Sovyet vatandaşı işçiler, Sovyet idaresi tarafından "şüpheli şahıs" olarak görüldüğünden, birçoğu ülkede kalan çoluk çocuğunu bir daha göremedi. Kruşçev devrinde verilen serbesti ile bu yaralar deşildi. Müteffikler Almanya'yı bir daha dirilemeyecek, sanayisinin gelişmesine izin verilmeyecek bir ülke olarak tasarladılar. Ne var ki, Doğu Almanya üzerinde Sovyetler'in hegemonya kurması; Amerikan-İngiliz blokunun bu prensipten çok çabuk vazgeçmesini sağladı. 1948 ve 1949'dan itibaren Almanya'ya Amerikan sermayesi ve yardımı aktı. Batı Almanya eski altyapısı ve insan kaynaklarıyla modern bir endüstri kurdu ve kendisini yenen İngiltere ve Fransa'yı solladı. Bir kuşak içinde tekrar Avrupa devi haline geldi. Gerçekte yaşadığı kültürel yıkımın farkına varmayan bu ülke, iktisadi mucize dediği bu dönemde etrafı küçümseme sürecine girdi. Yeni Almanya'nın Hıristiyan muhafazakarlar veya sözde sosyal demokratlarıyla yeni bir saldırgan tavır içinde olduğu açıktır. Çok şükür askeri mirası I. Dünya Savaşı'ndan sonraki gibi değildir; bir hayli gerilemiştir.
Gençleşen ve saldırganlaşan toplumlar var
Eski Avrupa'nın kültürel ve teknik uzantısı Ortadoğu'ya İsrail olarak sıçradı. Bu doğuş Ortadoğu Arap alemini büyük çalkantılara sevketti, halen devam ediyor. Türkiye batılılaşma yolundaki uzun macerasını Amerikanizm ile sürdürdü. Olumlu ve olumsuz etkileri vardır; ama her halükarda
II. Dünya Savaşı'ndan sonra tarafsızlığın getirdiği birikimi kullanması ve zamana uyum sağlayabilmesi ve de iktisadi örgütlenme yapısında, ama özellikle tarımdaki değişmeleriyle en çok kalkınan ülkelerden biridir. Toplumumuz elan bu büyük değişimin getirdiği sancıları yaşıyor ve bu sancılar yüzünden olumlu yönlerimizi de değerlendiremiyoruz.
Bir savaş bitti; hatta onun getirdiği Soğuk Savaş döneminin de sona erdiği söyleniyor. Acaba öyle mi? Hortum sadece ortalarda dolaşıyor.
II. Dünya Savaşı öncesinin ne ulusalcılığının ne de bencilliğinin bittiği anlaşılıyor. Sadece kılıklar değişiyor ve yalancı söylemler yeni sözlük kullanıyor. Ebedi barış gelir mi, gelmez mi onu tartışacak değiliz. Ama savunmanın da nitelik değiştirerek devam etmesi gerektiği açık. İhtiyarlayan toplumların yanında gençleşen ve saldırganlaşanlar var. Olgun ve adil sandığımız toplumlar da maalesef halen 19'uncu yüzyılı içlerinde barındırdıklarını gösteriyorlar.
Nişantaşı çiçekten heykellerle süslendi
Şişli Belediyesi, Maksimum Kart sponsorluğunda bir bahar şenliği düzenliyor. 22 Mayıs'a kadar sürecek olan Nişantaşı Maksimum Bahar Şenliği boyunca Nişantaşı, çiçekten yapılmış kalp şeklindeki heykeller, kelebekler, dev lale ve papatyalarla süslenecek. Yeşil alanların önemini ve şehir hayatının doğa ile bütünleşmesini simgeleyen dev çiçek heykeller Nişantaşı'na renk katacak. Bugün Nişantaşı Parkı'ndaki Anneler Günü kutlamasıyla başlayacak olan şenlikte 11.00-16.00 saatleri arasında palyaço ve animatörler anne ve çocukları eğlendirecek. Nişantaşı'ndaki mağaza, kafe ve restoranlar da şenliğe destek verecek.
|
|
|

|
|