Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye'nin mülteci sorunu


Türkiye'nin AB müktesebatıyla uyum sağlama süreci, Ankara'yı, alışagelmiş kimi uygulamalarını değiştirme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakıyor. Bunun geçerli olduğu bir alan ise mültecilerle ilgili. Bugünlerde Ankara'daki Batılı elçiliklerin en büyük şikâyet konularından biri de bu. Sorun, Türkiye'nin 1951 tarihli Uluslararası Mülteciler Konvansiyonu'na ve buna bağlı olarak 1967'de kabul edilen protokole bir "Doğu'dan gelenler" rezervi koymuş olmasından kaynaklanıyor.
Söz konusu konvansiyon ve protokole taraf olan Türkiye, bu rezerv sayesinde Avrupa dışından gelen mülteci ve sığınmacılara sınırlarını açmak zorunda değil. Ankara, Türkiye'ye giriş yapmış olan, söz konusu kişileri sorgusuz ve sualsiz olarak geldikleri yere derhal iade etme hakkını saklı tutuyor. Sorun da işte buradan kaynaklanıyor. Çünkü, AB müktesebatı, nereden gelmiş olurlarsa olsunlar, mültecilerin öyle sorgusuz sualsiz iade edilmelerine olanak vermiyor.
Bu arada, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (MYK) bu kişilere el uzatıp dosyalarını incelemeye aldıysa, o zaman Ankara'daki BM yetkilileri ve Batılı diplomatlar ile Dışişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü arasında, kamuoyuna pek yansımayan, kızgın telefon trafiği yaşanıyor. Kısaca özetlemek gerekiyorsa, Batılı hukukçular, Türkiye'nin 1951 konvansiyonuna koyduğu rezervin Ankara'yı bu konuda sorumluluktan kurtarmadığını ısrarla belirtiyorlar. Bu konunun Türkiye'nin başını önümüzdeki dönemde çok ağrıtacağını kaydediyorlar.
Buna gerekçe olarak da uluslararası hukukta "non-dÈfoulement" diye bilinen kavrama işaret ediyorlar. Fransızca bir deyim olan "non-dÈfoulement", mültecinin kaçtığı ülkede zorbalık, işkence veya idam riski ile karşı karşıya bulunması halinde, o kişi geldiği yere otomatik olarak iade edilemiyor. Bu kavramın geçmişte Türkiye'ye karşı çok kullanıldığını da biliyoruz.
AB reformlarından önce insan hakları sabıkası bir hayli kötü olan, bu arada idam cezasını da yasalarında hâlâ bulunduran Türkiye'nin bu yükümlülükten sıyırması kolaydı. Çünkü, örneğin, Türkiye'de de idam cezasının bulunması, ahlaken tartışmalı olsa bile, Ankara'yı, idam riski ile karşı karşıya olan mültecileri iade etmeme zorunluluğundan kurtarıyordu. Fakat bu durum artık değiştiği için, Batılı hükümetler ve uluslararası insan hakları örgütleri Ankara'yı bu konuda sıkıştırmaya başladılar.
2002 yılında meydana gelen bir vaka ise MYK yetkililerince hâlâ unutulmuş değil. Bu vaka, İranlı Karim Tuzhali ile ilgili. MYK'nın kendisine mülteci statüsü vermiş olmasına rağmen Tuzhali, Ocak 2002'de zorla iade edildiği İran'da idam edilmişti. Batılı kaynaklar bunun münferit bir örnek olmadığını da belirtiyorlar.
Son olarak, Suriyeli bir Kürt sığınmacının 25 Mart'ta zorunlu olarak ülkesine geri gönderilmesi bu örgütleri şu anda ayağa kaldırmış bulunuyor. Diyarbakır'da Kongra-Gel zanlısı olarak da yargılanan, ancak mahkeme tarafından serbest bırakılan Ahmet Muhammed İbrahim'in Suriye'deki akıbeti ise bilinmiyor. Batılı diplomatlar, zorla iade edildiği sırada, İbrahim'in dosyasının MYK'daki inceleme sürecini henüz tamamlamadığına işaret ederek, Türk yetkililerine duyulan kızgınlığın bu nedenle daha da arttığını belirtiyorlar.
Zira, MYK'nın bu tür kişilerin gerçekten mülteci olduklarına dair kanaat getirmesinden sonra kendilerine Batılı ülkelere iltica etme hakkı tanınıyor. Bu tanımlamayı kazanmış olmalarına rağmen, hiçbir ülkenin kendilerini istememesi halinde -ki bu nadiren oluyormuş- o zaman Ankara bu kişileri sorunsuz olarak geldikleri yere iade edebiliyor. Diplomatlar, sorunun Türkiye'nin bu sürece uymasından kaynaklandığı belirterek, bunun sadece AB müktesebatının değil, uluslararası hukukun ruhuna da aykırı olduğunu savunuyorlar...

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Nasıl bir cumhurbaşkanı?
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşka...
Çetin ALTAN
Kapılar
Şarkılarla korkuların yarattığı geçmişe dönük...
Hasan CEMAL
'Çukurova'da büyük vozurdama var'
Devlet hastanesi civarında, eski Buğday Pazar...
Yasemin CONGAR
Bush'un kendisine biçtiği misyon
ABD'nin 2005 - 2009 dönemindeki dış politika ...
Semih İDİZ
Türkiye'nin mülteci sorunu
Türkiye'nin AB müktesebatıyla uyum sağlama sü...
Faik ÖZTRAK
Sermaye hareketlerini yönetmek
Geçtiğimiz hafta sonu TCMB tarafından yayımla...
Hasan PULUR
"Olmuyor, beyler olmuyor!"
İŞTE bu yapılmaz, yazıktır bu adamlara!
Ece TEMELKURAN
Bir başkadır senin memleketin!..
Erken bir sabah yürüyüşünde İnsan Hakları Der...
Yaman TÖRÜNER
Ağar, yakın geleceğe şekil verebilir
Bu haftanın sonunda, Doğru Yol Partisi (DYP)'...
Osman ULAGAY
'Deli saçması' mı değil mi, göreceğiz
Başbakan Erdoğan, Forum İstanbul'da iki kez k...
Güngör URAS
Samandağı tam bir tarih hazinesi
Samandağı Antakya'ya 25 km uzaklıkta, Akdeniz...
Serpil YILMAZ
Önemli olan iş kapasitesiyle bayrağı dikmek
Kahire Havalimanı 3. Terminal binası ihalesin...

© 2005 Milliyet