Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 09 Mayıs 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Samandağı tam bir tarih hazinesi


Samandağı Antakya'ya 25 km uzaklıkta, Akdeniz kıyısında, Asi Nehri'nin Akdeniz'e dökülürken Musa Dağı, Keldağ ve Samandağı arasında oluşturduğu düzlükte kurulu bir ilimiz.
Tarih derseniz, (inanılamaz) M.Ö. 100 bin yıllarında (Paleolitik dönemde) başlayan bir tarihi var.
Turizm derseniz, (inanılamaz) Akdeniz kıyısında tam 14 km'lik geniş kumsal kıyı şeridi var. Sahil halka açık, tabii plaj. Aynı zamanda nesli tükenmekte olan "Caretta" deniz kaplumbağalarının üreme alanı.
Tarım derseniz, (inanılamaz) her yan meyve ağaçları sebze bahçeleri ile kaplı. Türkiye'de toplam maydanoz üretiminin yüzde 75'i Samandağı'nda gerçekleştiriliyor.
M.Ö. 750 yılında Asi Nehri ağzında Yunanlılar Al-Mina Limanı'nı inşa etmiş. Gemiler Asi Nehri üzerinden Antakya'ya kadar gidip gelebiliyormuş. Roma döneminde M.S. 69 yılında İmparator Vaspasianus ve oğlu Titus tarafından, limanı sel sularından korumak için kayaları oyarak (inanılamaz) 7 metre yükseklikte 6 metre genişlikte tam 1.380 m uzunlukta 130 m'si kapalı bir tünel inşa ettirilmiş.
O günün şartlarında o sert kayaların oyulmasıyla inşa ettirilen bu tünel bugünün insanını hayrette bırakacak bir tarih yapısı... Tek başına Samandağı'na gidip görmeye değer. Ama daha başka o kadar çok görülmeye değer kalıntı var ki...

Dağ taş tarih
Musa Dağı'nın denize hâkim yamaçlarında M.Ö. 300 yılında Seleucos I. Nicator, kendi adıyla anılan bir şehir kurmuş. Aşağı ve yukarı diye iki kısma ayrılan şehirde büyük malikâneler, mabetler ve kamu binaları varmış. Bu şehrin surları ve de kalıntıları hâlâ ayakta.
Hatay gazetesinden İsmail Zubani'nin yardımı ile dağa tırmandık. Roma döneminde kalker taşa oyulmuş çok sayıda kaya mezarının içinde bulunduğu anıt mezarlığı gördük. Yolu olmadığından, dağa tırmanmak zor olduğundan bu mezarlar tahrip olmadan günümüze kadar ayakta kalabilmiş.
Aynı bölgede M.Ö. 100 bin - 40 bin yılları arasında yaşayan insanların kalıntılarının ve günlük araçlarının bulunduğu Beşikli Mağara ve Üç Ağızlı Mağara'nın önünden geçtik. Dağlarda çok sayıda, kayalara oyulmuş inziva odası (hermitage) var. Samandağı'nın görülmeye değer bir kalıntısı da St. Simeon Stilitit Manastırı. M.S. 6. yüzyılın ortalarında "Terk-i Dünya" tarikatının öncüsü olarak kabul edilen St. Simeon Stilite, halen kalıntıların orta yerinde 4 m'lik kaide bölümü bulunan, 12.50 m yükseklikte, sütunun üzerinde ömrünün 45 yılını geçirmiş. Sabrı, inancı ve dayanıklığı ile mucizeler yarattığına inanılan Simeon, Hıristiyanlar için önemli bir isimdir.
Mülkiyeli (1987) Kaymakam Selim Çapar, Samandağı'nın ekonomisini, tarihi ve turistik hazinelerini tanıtmak için eşi ile birlikte çaba gösteriyor.

Portakal ihraç eden köy
Kaymakam ile birlikte dağ köylerini gezdik. Hıdırbey, eski bir Ermeni köyü. Taş evleri, geniş köy meydanı, köy meydanındaki kaynak suyu ile nefis bir yerleşim yeri. "Hılhali" zeytini ve defne sabunu ile ünlü. Köy meydanında, çevresi 35 metre olan dev bir çınar ağacı var. Rivayete göre, Hazreti Musa, köyden geçerken asasını toprağa dayamış. Biraz ötedeki kaynaktan çıkan ab-ı hayat suyu (ölümsüzlük suyu) nedeniyle asa filizlenip ağaç olmuş. Bu ağaç 3 bin yıllıkmış... Fakat bilenler bu çınar en fazla 800-1000 yıllık diyor.
Köyün genç muhtarı ve eşi ile köyün genç kızları bizi çınarın altında ağırladı. Otlu gözleme ve künefe yaptı. Çay içtik. Köy kadınlarının, kızlarının hepsi güler yüzlü, güçlü, kaç-göç sorunu olmayan başlarını normal başörtüsü ile örtmüş bacılarımız, kızlarımızdı. Ben çok etkilendim. Dağa tırmanarak 3 haneli Vakıflı köyüne ulaştık. Bu köyde 140 Ermeni vatandaşımız yaşıyor. Muhtar Berş Kartun, Kooperatif Başkanı Miran Kasadur eşleri ve kızları bizi Ermeni kilisesinin bahçesinde ağırladılar. Masanın üzerinde köyde yetiştirilen organik portakal ve mandalina vardı. Organik ürün belgesi almaları sayesinde narenciyeyi daha iyi imkânlarla Avrupa'ya ihraç etmeye başlamışlar. Ağaçlarda bulunan ve mayıs ayında olgunlaşacak 300 ton "Valensiya" türü portakalı pazarlamaya çalışıyorlar.

guras@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Nasıl bir cumhurbaşkanı?
CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşka...
Çetin ALTAN
Kapılar
Şarkılarla korkuların yarattığı geçmişe dönük...
Hasan CEMAL
'Çukurova'da büyük vozurdama var'
Devlet hastanesi civarında, eski Buğday Pazar...
Yasemin CONGAR
Bush'un kendisine biçtiği misyon
ABD'nin 2005 - 2009 dönemindeki dış politika ...
Semih İDİZ
Türkiye'nin mülteci sorunu
Türkiye'nin AB müktesebatıyla uyum sağlama sü...
Faik ÖZTRAK
Sermaye hareketlerini yönetmek
Geçtiğimiz hafta sonu TCMB tarafından yayımla...
Hasan PULUR
"Olmuyor, beyler olmuyor!"
İŞTE bu yapılmaz, yazıktır bu adamlara!
Ece TEMELKURAN
Bir başkadır senin memleketin!..
Erken bir sabah yürüyüşünde İnsan Hakları Der...
Yaman TÖRÜNER
Ağar, yakın geleceğe şekil verebilir
Bu haftanın sonunda, Doğru Yol Partisi (DYP)'...
Osman ULAGAY
'Deli saçması' mı değil mi, göreceğiz
Başbakan Erdoğan, Forum İstanbul'da iki kez k...
Güngör URAS
Samandağı tam bir tarih hazinesi
Samandağı Antakya'ya 25 km uzaklıkta, Akdeniz...
Serpil YILMAZ
Önemli olan iş kapasitesiyle bayrağı dikmek
Kahire Havalimanı 3. Terminal binası ihalesin...

© 2005 Milliyet