
|
|
|
 |
|
|
İşveren çalışana sahip çıkmazsa...
Sermaye sahibi, kadroları sık değiştiriyor ise değiştirdiği kişilerin yerine başka kuruluşlardan eleman alırsa işletmede güvenin yok olmasına neden olur. Sermaye sahibinin çalışanı kolaylıkla sattığını gören çalışanlar da her an, her fırsatta sermaye sahibini ve de işletmeyi satabilir. İş etiği tamamen yok olur
GÜNGÖR URAS
guras@milliyet.com.tr
Ben işadamlarına devamlı olarak "derebeyliği" ve "ağalık" müesseselerini anlatırım. Avrupa'da "derebeyliği", Doğu'da "ağalık" çok iyi incelenmesi gereken müesseselerdir.
Derebeyilği ve ağalığı var eden ve yaşatan derebeyleriyle ağaların çevresindeki "güvenilir" insanlardır.
Derebeyi ve ağa için canını vermeye hazır insanlar derebeyliğinin ve ağalığın temelini teşkil eder.
Bu müesseselerde derebeyi ve ağa ile bunların çevresi arasında yazılı olmayan bir "mukavele" vardır. Bu mukavele günümüzde "iş etiği" olarak adlandırılabilecek bir mukaveledir.
Derebeyi ve ağa bilir ki, çevresindekiler kendilerine bağlıdır. Bu bağ, maddi ilişkinin ötesine geçen bir manevi bağdır.
Nedir maddi ilişkinin ötesine geçen manevi bağ? Derebeyi ve ağa bilir ki çevresindeki insanlar onları satmaz. Gerekirse canlarını verir...
Derebeyi ve ağanın çevresindekiler de bilir ki, derebeyi ve ağa onları silkeleyip atmaz.
İşte bu karşılıklı güven duygusu, bu iş etiği sayesindedir ki, müesseseler yaşar. Güçlerini korur. Derebeyi ve ağa bir gün bir tehlikeyle karşılaşır ise, çevresindekiler onları yalnız bırakmaz.
* * *
Günümüzde aile şirketlerinin gücünü koruması, kurumların yaşayabilmesi, sermaye sahibi ile çalışan arasında benzer bir güvenin oluşmasına, günümüz deyimiyle bir "iş etiği"nin karşılıklı kabul görmesine bağlıdır.
Sermaye sahibi, profesyonel kadroları sık sık değiştiriyor ise, değiştirdiği kişilerin yerine başka kuruluşlardan (ve çok kere de rakip kuruluşlardan) eleman alabiliyor ise, sermaye sahibi işletmede güvenin yok olmasına neden olur.
Sermaye sahibi çalışanı kolaylıkla sattığını gören çalışanlar, her an, her fırsatta sermaye sahibini ve de işletmeyi satabilir.
İş etiği tamamen yok olur. Böyle bir işletmenin ayakta kalması güçleşir.
* * *
Gerçek hayattan bir örnek vermek istiyorum...
Elli yıllık bir aile şirketi, son 25 yıllık dönemde kurumsallaşma arayışına girmişti. Sermaye sahibinin delegasyonu ile şirketi sermaye sahibi adına yöneten idare meclisi başkanı, "kurumsallaşma"yı gerçekleştirme arayışında, kurumun kendi personelini kendi yetiştirmesi amacıyla kurum içinde eğitim programları başlatmıştı. Bir "insan fideliği" oluşturmuş, şirketin gelecek yönetimde bu fidelikte yetişenlerin sorumluluk alacağını söylemişti. 20 yıllık dönemde idare meclisi başkanı söylediğini yaptı... Şirket içinde bir "kurum kültürü" oluştu. "İnsan fideliği"nde yetişenler zaman içinde değişik sorumluluklar aldı. Genel müdür, genel müdür muavini, bölüm başkanı oldu.
Şirket kendi sektörünün en kârlı şirketi haline geldi.
İdare meclisi başkanı emekli olduktan sonra yerine gelen başkan, "kendi kadrosunu oluşturma" arayışında genel müdür, yardımcılarını attı. Rakip bir şirketin elemanlarını yönetimin başına getirdi. Tabii ki şirket sarsıldı. Kârlılığı düştü. Bunun üzerine "kelle avcıları" aracılığıyla yeni bir kadro daha oluşturuldu. Bu gelişmeler karşısında "insan fideliğinden yetişenler", güvenlerini yitirerek şirketten ayrılmaya başladı...
Sermaye sahibi "Bu şirket iyi bir şirketti... Ne oldu da şimdi işler ters gidiyor?" diye merak ediyor. İşlerin ters gitmesinin, nedeni çalışanların şirkete sahip çıkmaması.
Bizim çok güzel bir deyimimiz vardır: Taşıma su ile değirmen dönmez, deriz. Taşıma insanla şirket yönetilemez.
Çalışma sözleşmesi iki taraflı bir "etik sözleşme"dir. Eğer sermaye sahibinin etik sözleşmeye uymadığı görülür ise, çalışanların gözü devamlı dışarıda olur. Her zaman şirketi terk edebilir.
Gerçek hayattan bir örnek daha vereyim. Kurumsallaştığı görünümü veren bir şirkette yeni atanan genel müdür, bu şirkette 15 yıldır tepe yönetim için yetiştirilen eğitimi ve deneyimiyle şirketin temel elemanlarından biri sayılan genç yöneticiyi "Ben kendi kadromu kuracağım" diyerek işten çıkarmış.
Bu genç yönetici, o şirketiyle bütünleşmiş, o şirketin parçası haline gelmiş, şirket ile yatıp şirket ile kalkan biri... Bütün hayatını o şirkette çalışmak ve başarılı olursa mesleğinde yükselmek üzerine inşa etmiş. Bu genç ne yapar? Haydi onu bir yana bırakalım, o şirkette çalışan benzer durumdakiler ne yapar? Onlar şirkete ve yeni atanan genel müdüre nasıl güven duyar? Şirketine, genel müdürüne güven duymayan, her an işten atılabileceğini gören insanların çalıştığı şirketler nasıl başarıya ulaşabilir.
Burada iş etiğiyle kurumsallaşmanın ve iş âleminde başarılı şirket yönetiminin ilişkisi çok açık biçimde görülüyor.
|
|
|

|
|