|
 |
|
|
Kendi şarkını duyduğun zaman
Satır Arası / Deniz Sipahi
Yazıma bir alıntıyla başlamak istiyorum. Alan Cohen "Living from the Heart" yani "Yürekten Yaşama" adlı eserinden bir bölüm...
"Önce bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar arkadaşlarını toplayıp doğaya gider ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler.
Bu kabileye göre, her ruhun kendine öz ses vibrasyonları vardır.
Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler.
Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler. Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler.
Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde, aynı şarkı okunur.
Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.
Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu farketmelerini ve bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz.
Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir.
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler.
Çünkü bu kabileye göre, antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez; sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.
Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.
Gerçek dost, senin şarkını duyan ve ihtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır..."
* * *
Size ait olan, sıkıntıya düştüğünüzde, moralmen çöktüğünüzde, kendinizi yalnız hissettiğinizde, ya da çok neşeli olduğunuzda mırıldandığınız bir şarkınız var mı?
Alan Cohen'in dediği gibi size "yürekten yaşama" heyecanı hissettiren bir melodi ya da birkaç söz... Belki de bir insanın yüzü, ya da bir olay... Büyük bir kalabalığın içinde kendi küçük dünyama dönüp insanları izlemeyi, olayları yorumlamayı severim. İşten eve, evden işe giden arabalar; konvoylar...
İçindekini yüzüne yansıtan insanlar; gruplaşan, gruplaştıkça birbirine düşman olan topluluklar...
Yan yana oturup da birbirine tahammül edemeyen çiftler...
Hayal kırıklıkları, inatlaşmalar...
Restleşmeler, kendini vazgeçilmez sanıp kapris yapanlar...
Uyumlular, uyumsuzlar...
Ya da tam tersi...
Dünya umurunda olmayanlar, sadece kendi için yaşayanlar... Hayatı gırgıra alanlar, alamayanlar... Yüz milyonlarca farklı beden, farklı ruh, farklı ses...
* * *
Hikayede olduğu gibi farklı zamanlarda size "dur" diyen, "teşvik" eden, ayağınızı "frene" ya da "gaza" bastırtan birşeyler yok mudur?
Bir şarkı, bir söz, bir olay...
Benim var.
Belki yadırgayacaksınız.
Biliyorum birçok insan için "ölüm anını düşünmek" hayatın sonu anlamına gelir. Ben ise farklı düşünüyorum.
Gelecek için kaygı duyduğumda, birşeylere canım sıkıldığında, kızıp kaçmak istediğimde, birilerine haddini bildirme ihtiyacı hissettiğimde, öfkemi tüm dünyanın duymasını istediğimde, hırslarıma kapıldığımda, duygularımın mantığımı ele geçirip beni yanlış yaptırmaya başladığında "ölüm anını düşünmek..."
Bana biraz soluklanmamı, beklememi, sakin olmamı, daha pozitif düşünmemi, yapacak daha çok işim olduğunu, hırs ve iddianın ayrı şeyler olduğunu baha hatırlatır.
Evet...
Ölüm bir sondur.
Hayatın finali...
* * *
Bu ruh halinde yaşamın her şeye rağmen güzel olduğunu ve onu anlamlı yapmanın yine benim elimde olduğunu düşünürum.
Alan Cohen'in hikayesindeki gibi.
"Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz..."
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|