|
11 ilin yorumu (2)
Baykal'lı CHP güven vermiyor!
Antalya, Konya, Kırşehir, Kayseri, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adana, Edirne, Kırklareli, İzmir, Aydın... Bu illeri sırasıyla dolaşırken temel amacım, AKP'ye oy atmış seçmenlerin nabzını tutmaktı.
CHP gündemde yoktu.
Ama bu illerde turlarken Halk Partisi'yle aramıza Çin Seddi çekmek elbette mümkün değildi. Birçok durakta karşıma CHP'liler de çıktı, CHP'ye ilişkin yüksek fikirlerini açıklayanlar da...
İçtenlikle belirteyim:
Hiçbir durakta, "Aman ne iyi gidiyor Baykal'lı CHP!" diyene rastlamadım.
Derin CHP'liler üzüntülüydü.
Baykal'a güvenilmiyordu.
Baykal eleştiriliyordu.
Bir şey daha dikkatimi çekti.
Orada burada kısa sohbetler yaptığım Halk Partililer, özellikle gençler yıllar içinde sloganlara daha çok itibar eder hale gelmişler. Klişelerle konuşmayı seviyorlar.
Bu öylesine bir söylem ki onları 'halk'tan uzaklaştırıyor. 'Varoşlar'la aralarına duvar örüyor. Çiftçinin, köylünün, üreticinin, işçinin, KOBİ'lerin ya da işadamlarının sorunlarından, günlük dertlerinden uzaklaştırıyor.
Şöyle denebilir:
Bu öylesine bir söylem ki abartılı da gittiği için, bir yandan zihinsel tembelliğe yol açıyor, öbür yandan halkın partisi iddiasıyla ortaya çıkanları halka yabancılaştırıyor.
Bir gün, tarımın ağır bastığı bir ilimizde üreticinin sorunlarını yakın markajda tuttuğunu söyleyen genç bir CHP'liyle kısa bir sohbet yapıp dolaştık. Ama o daha çok IMF'yi, AB'yi eleştiren klişelerle konuştu.
Ben ise daha sonra çiftçinin dertlerini, sorunlarını öğrenmek için onların içine girdim. Çarşıda pazarda dolaştım. Bu örneği ille de genelleştirmek istemiyorum. Farklı çizgide olan gençler de, Halk Partililer de vardır, olabilir.
Edindiğim izlenimler, Baykal'lı CHP'nin bambaşka sularda yol almaya çalıştığını, hayatın kendisinden gitgide koptuğunu anlatıyor.
Oysa sol her yerde hayatın içinden çıkar. Klişelerden, sloganlardan değil. Kahrolsun IMF demekle, memleket elden gidiyor diye bağırmakla sol olmaz, sosyal demokrasi olmaz.
Olsa bile, marjinal olur.
Gitgide küçülür, etkisizleşir.
Kıytırıklaşır!
Bir nokta daha var:
Solun sol olabilmesi için, solun adam olabilmesi için, solun gerçekten çağdaş sosyal demokrasi olabilmesi için devletle değil, milletle kader birliği yapması gerekir.
Adamın burnunun ucunda esnaf var. Üretici var, çiftçi var. İşçi var. Fabrika var. Ama o yine de soyut sloganlarda çıkış yolları arıyor. Birtakım klişeleri papağan gibi yinelemekle iktidara tırmanacağını sanıyor.
Üretimin nabzını, ticaretin nabzını, finansın nabzını tutmaksızın, ekonomiyi somut olarak düşünmeksizin millete bir şey götürmenin imkânsızlığını göremiyor. Bunların nabzını doğru dürüst tutmadan halkın bir numaralı sorunu olan aş ve iş derdini çözüm yoluna sokamayacağını bilmiyor.
Ufku dar.
Baksa bile göremiyor.
Milletten, halktan kopuyor.
Evvelce insan hakları idi, demokratikleşme idi, hukuk devleti idi, bu konulara daha çok kafa yorardı. Şimdi bunlardan da kaçar hale gelmiş.
Çekiniyor, korkuyor.
Çünkü çok fazla demokrasi, insan hakları, hukuk devleti dedikçe, bunun Kürtlere, Alevilere, İslamcılara, azınlıklara, farklı inanç gruplarına, AB'ye giden ucunu görüyor.
Bunlardan da maalesef tedirgin oluyor.
Birlik, bütünlük konularının demokrasi çerçevesinde ne anlama geldiğini Avrupa projesi kapsamında yerli yerine oturtmaktan uzak bir kafa yapısı var.
Demokrasi kültüründen yoksun olduğu için öyle.
Parti liderliği de bu konulara mesafeli durduğu için bir şey öğrendiği yok. Bu yüzden Avrupa Birliği'ne soğuk...
Sonuç ne mi oluyor?
Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranıyor.
Hem halktan kopuyor, hem aydınlardan...
Halka yaslanmıyor.
Aydınlara yaslanmıyor.
Gitgide devlete yaslanıyor. Devletçi-milliyetçi oluyor.
Böyle sosyal demokratlık olur mu?
Baykal'lı CHP'nin hali işte bu.
Anadolu yollarında da böyle gözüküyor.
CHP'nin bunca yıldır muhalefette küçülmesi, etkisizleşmesi başka türlü izah edilemez.
Özgürlüğü, eşitliği, sosyal adaleti, dayanışmayı gündemine inandırıcı biçimde, klişe ve sloganlardan koparak alamayan, bunların maddi temellerini anlatamayan bir partinin millete söyleyeceği bir şey olamaz.
Özelleştirme konusunda hâlâ "Satarım-sattırmam!" kafasından medet uman, AB deyince "Topraklarımız elden gidiyor!" demagojisinden medet umabilen kafalarla ne sosyal demokrat olunur, ne halka inilir, ne seçim kazanılır.
Geçiniz!
1999'da yüzde 10 barajına takılmıştı Baykal'lı CHP. 2002'de de takılabilirdi. Ama şansı yaver gitti Baykal'ın. Bir yandan Kemal Derviş'in derin CHP'liliği ağır bastı. Ne yazık ki Baykal'ın yanına gitti vitrin süsü olarak...
Öte yandan AKP kapalı kutu idi.
Korkutuyordu birçok açıdan. Gerek Avrupa Birliği, gerek enflasyonla mücadeleyi esas alan ekonomik program konusunda Erdoğan-Gül ikilisinin ne yapacağı tam kestirilemiyordu.
Bu iki nedenle, 2002 yılı kasım ayı genel seçimlerinde Baykal'a rağmen CHP diyen seçmenlerin sayısı CHP'yi yüzde 20 sınırına yaklaştırdı.
Şimdi bu iki faktör de yok.
Ne Derviş var, ne de AKP kapalı kutu... Onun için Baykal'lı CHP'nin bırakın alternatif olabileceğini, 2002 oranını bile yakalayacağını sanmıyorum.
11 ilin sonucu:
Baykal'lı CHP güven vermiyor.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|