
|
|
|
 |
|
|
Sandıktakiler kitap oldu
Penguen dergisindeki Sandık İçi köşesindeki çizgi öyküleri bir kitapta toplayan karikatürist Ersin Karabulut "Her hafta bir psikiyatrın koltuğuna oturup çocukluğumu veya şimdiki yaşamımı anlatıyor gibiyim. Çizgi öykülerimi anlatırken hasta benim, okuyucu da psikiyatr" diyor
ÖZKAN GÜVEN
oguven@milliyet.com.tr
Ersin Karabulut'un Penguen dergisinin Sandık İçi köşesinde çizdiklerine göbeğinizi hoplata hoplata, kendinizi yerden yere atarak gülemeyebilirsiniz. Zaten amacı da güldürmek değil onun. Çocukluğunda yaşadığı travmalarını, sıradan bir insanın utanıp başkalarıyla paylaşmak istemeyeceği sakarlıklarını, küçük düşmelerini çizgi hikayelerle anlatıyor. Bizi elimizden tutup çocukluğumuza götürüyor ve mutlaka bir yerimizden yakalıyor. Öykülerinde herkesin yaşadığı ama dile getiremediği
o kadar ince ayrıntılar oluyor ki bize sadece "Bunu ben de yaşamıştım" demek kalıyor.
Sandık İçi'ni bir kitapta toplaması münasebetiyle onunla İstiklal Caddesi'ndeki Ada Cafe'de buluştuk. "Üniformam gibi oldu" dediği enine çizgili tişörtü üzerindeydi. Bu tişörtten birkaç tane daha varmış hatta bazılarını da annesi toz bezi yapmış. Tıpkı dergide kendisini anlattığı gibi alçakgönüllü, yüksek sesle konuşmayan biri. Kurduğu her 30 cümlede bir "Ya, ben çok artist artist konuşmuyorum değil mi? Konuşursam beni uyar" diyor.
Çizerlik öykünüz nasıl başladı?
Küçükken ailem benim doktor ya da mühendis olmamı isterdi. Zamanla baktım ki matematiğe kafam basmıyor, bu durumda ne yapıyorsun, geceleri evde resim yapmaya başlıyorsun. 16 yaşındayken Pişmiş Kelle dergisinde çizmeye başladım. Ama orada kötü kötü karikatürler çizdim. Komik bir insan değildim.
Esprilerim de karikatür çizgilerim de epey kötüydü. Madem
komik şeyler yapamıyorum bari düşündüreyim dedim ben de.
Sandık İçi de böyle ortaya çıktı.
Evet. Ben minik olarak görülen anıların kişiliğimizi bir okuldan, öğretmenden ya da arkadaşlardan daha çok şekillendirdiğine inanıyorum. Travmalar bizi biz yapan şeyler aslında. Ben Sandık İçi'nde bunları anlatıyorum. Mesela benim çocukluğumda yaşadığım bir hikaye var. Üç-dört yaşlarındaydım... Ailem, beni dedemlerin köyünde bir akrabamıza bıraktı. Bir yerlere gitmeleri gerekiyordu herhalde. Bu kadın beni uyutmaya çalışıyor ama ben de uyumuyorum. Herhalde bir sıkıntım var ki uyumuyorum işte. Birden kadın ağzından takma dişleri çıkardı, "Uyu yoksa yerim seni" diyerek elindekileri çat çat vurmaya başladı. Bu benim için çok büyük bir travmadır. Kadının takma dişlerini kim bilir ben beynimin neresine depoladım ki şimdi korku filmlerinde yaşlı kadınlardan korkuyorum. Yani bilinçaltı eşittir sandık içi benim için. Evin en kuytu yerine sakladığımız, anahtarlarını da bir yerlere attığımız bir sandık bu. Bunu açmaya korkuyoruz çünkü kabul etmeyeceğimiz komplekslerimiz, fenalıklar olabilir. Komplekslerimizle de yüzleşmek gerekiyor.
"İnsan belgeseli yapıyorum"
Komplekslerinizden bütün bunları çizerek mi arındınız?
Hayır. Çizsem de bunlardan arınmadım. Ama çizmek işime yarıyor. Her hafta bir psikiyatrın koltuğuna oturup çocukluğumu veya şimdiki yaşamımı anlatıyor gibiyim. Çizgi öykülerimi anlatırken hasta benim, okuyucu da psikiyatr. Beni rahatlatan bir durum bu.
Nasıl oluyor da küçüklüğünüze dair bu kadar çok ayrıntıyı hatırlayabiliyorsunuz?
Çok küçükken ne olmuştu bana, travmalar geçirmiştim, onları anlatayım demiyorum. Sadece hatırlamak istediğinde hatırlıyorsun ve çiziyorsun.
İnsanlar sizin çizgi öykülerinizi neden bu kadar çok seviyor?
Genelde insanlar "Aynı şeyleri biz de yaşadık" diyor. Biri bana "Sen köşende insan belgeseli yapıyorsun" demişti. Ben de öyle düşünüyorum. İnsanların aynı hayatı yaşadığını gösterdiğim için seviyor olabilirler belki de. Herkes Brad Pitt gibi ağladığını düşünür ama Ferdi Tayfur gibi ağlıyorsun işte. İnsan sürekli kendini özel hissetmek istiyor. "Duygularım, bunalımlarım, benim aşk acım bambaşka" der. Aslında değil abi. Bunlar basit duygular ve bunları hepimiz yaşıyoruz. Ben de bunları çiziyorum işte.
"Konuşamadığım için kağıdın başına geçtim"
İmza günleri, sahneye çıkıp bir şeyler anlatacak biri olmadığımı gösterdi bana. Ne kadar az insan olsa da çok heyecanlanıyorum abi. Orada insanlar senden komik olmanı bekliyor ama sen kekeliyorsun, tiklerin oluyor. İnsanlar bilmiyor ki konuşamadığın için kağıdın başına geçiyorsun, çiziyorsun.
Ben uzun bir süre dolmuştaki şoföre "İnecek var" diyemeyen biriydim. "Kaptan inecek var" derler ya, ben "Kaptan desem çok mu samimi olur?", "En iyisi kaptan bey demek ya da kaptan abi mi desem" diye düşünmekten durağı kaçırıyorum.
Ortaokulda tiyatroya gidecektik ve ben bir kızdan hoşlanıyorum.
Ona birlikte gitmeyi teklif ettim. Akşam onu aradım, karşı taraf "alo" deyince benden çıkan ses şuydu: "Buyrun!" Ulan sen aramışsın, buyrun diyorsun, büyük rezillikti. Bunu da köşemde çizmiştim.
Ailemin ekonomik durumu kötüydü. Hiç unutmuyorum, annem "Haydi git bir tane Elvan gazozu al" demişti. Bir şişe aldım, yarım yarım onu içmiştik. Onun tadını hiç unutmuyorum. Mutlaka bunlar içinizde kalıyor işte.
|
|
|

|
|