|
 |
|
|
Edebiyat tadında günlükler
Ülkemizde ilk kez yayımlanan "Bir Yazarın Günlüğü" hem Dostoyevski'yi daha iyi tanımamızı hem de 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında gündemi oluşturan konulara nasıl yaklaştığını öğrenmemizi sağlıyor
Kim bilir kaç yıl oldu, Bodrum Azmakbaşı'nda genç bir balıkçı, edebiyatla ilgim olduğunu öğrenince, "Ağabey" demişti, "benim en sevdiğim roman Karamazof Kardeşler."
Şaşırmıştım. "Sen Dostoyevski'yi okudun demek..."
"O kim ağabey?"
"Yazarı. Romanı okumuşsun ya..."
"Okumadım. Gördüm. Şahane bir roman."
Sözü Yul Brynner'e getirince mesele anlaşılmıştı. Richard Brooks'un filminden söz ediyormuş meğer. Kendi sözleriyle "bu gibi densizlikler"e tepesi atan Hey Yavrum (Mustafa Hoca) genç balıkçıyı bir güzel haşlamış, delikanlıyı filmi gördüğüne göreceğine bin kere pişman etmişti.
Ama dayanamadı, kitaplığından "Karamazof Kardeşler"i getirdi ertesi gün, genç balıkçıya verdi. "Bunu okuyup hatmetmeden Azmakbaşı'na gelmek yok" dedi. "İmtihan edeceğim."
Bugün bile inanamıyorum, delikanlı kitabı bir haftada okudu. Hey Yavrum'un sınavını pekiyiyle atlattı. Sonra elini öptü onun.
"Sağol, hocam" dedi. "Kitabın romanı filmin romanından da iyiymiş."
Dostoyevski'yi "Karamazof Kardeşler"le tanıdık çoğumuz. Sonra "Suç ve Ceza", "Budala", "Ecinniler", "Ölüler Evinden Hatıralar", "Yeraltından Notlar"... Milli Eğitim Bakanlığı Klasikler dizisinin yanı sıra Varlık Yayınları da yazarı vazgeçilmez sanatçılar arasında doruğa yerleştirmemizi sağladı.
Bu kitaplar gençliğimizden başlayarak bütün yaşamımızda yerlerini, güncelliklerini hep korudular.
Özellikle "Yeraltından Notlar"... "Varoluşçuluk"la tanıştığımız, Sartre'ları, Camus'leri tartışığımız dönemde, "Yeraltından Notlar"dan söz etmediğimiz gün olmuyordu neredeyse.
Dostoyevski'nin 1200 sayfalık dev bir yapıtı yayımlandı geçen hafta: "Bir Yazarın Günlüğü" (Çeviri ve notlar: Kayhan Yükseler; Yapı Kredi Yayınları, Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi). Özel kutu içinde iki cilt. Özenli bir sunuş.
Yazar, günlüklerine 1873'te başlamış. Grajdanin dergisinde. Üç yıl aradan sonra "Bir Yazarın Günlüğü" adlı aylık bir dergi yayımlamaya başlamış. İki yıl sürdürmüş bu dergiyi. Sağlığı bozulunca yayına ara vermiş. 1880-81 yıllarında birkaç sayı daha çıkarmış.
Dilimizde ilk kez yayımlanan kitap, Dostoyevski'nin dergide yayımlanmış yazılarını içeriyor. Romancının toplumsal-siyasal kişiliğini öne çıkarıyor.
"Bir Yazarın Günlüğü" hem Dostoyevski'yi daha iyi tanımamızı hem de 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında gündemi oluşturan konuları, o konulara yazarın yanı sıra karşıtlarının da nasıl yaklaştıklarını öğrenmemizi sağlıyor.
Halkıyla bağını koparmış Rus aydınının eleştirisi; Rus halkının yüceltilmesi; Slavların birleştirilme ülküsü; Batılılaşma sorunu; Avrupa özenticiliği; kültür yozlaşması; anadil sorunu; adalet sistemi; kadın hakları... Bunlar bizim de hiç yabancısı olmadığımız konular. Kitabı okurken ülkemizle, insanımızla, çağımızla sürekli paralellikler kurabiliyorsunuz.
Dostoyevski'nin Doğu Sorunu'na ("İstanbul er ya da geç bizim olacaktır") ya da Yahudi sorununa yaklaşımlarına katılmak elbette mümkün değil, savaş-barış konusundaki görüşlerine de... Ama dev bir yazarın bu konularda neler düşündüğünü öğrenmek de yararsız sayılmaz doğrusu.
Sözünü ettiğim paralellikler sadece bu gibi konuların ele alınışıyla sınırlı değil. Sözgelimi, "Trenlerde Ruslarla İlgili İzlenimler"i okurken, kendi Haydarpaşa-Narlı posta treni serüvenlerimi bir daha yaşamış oldum. "Çocuk Yaşamından Bir Anekdot", ilkokulda zayıf not aldığı için evden kaçma düşleri kuran Tahir'i hatırlattı.
Kitapta öyküler de var. "Uysal Kız" ile "Gülünç Adamın Düşü", denemeler, eleştiriler, toplumsal-siyasal görüşler arasında verilen "edebiyat molaları" gibi.
Ama zaten her yazı baştan sona özgün bir edebiyat tadında. Konu ne olursa olsun.
|
|
|

|