|
Kendi üretimine yabancılaşma üzerine:
'Janjanları yeyin gari!'
İstanbul'un zengin sokaklarında bir adam, kendisine takılmış ismikimliği olarak kullanıp elinde 'organik' besinlerle geziyor: "Köylü geldi haanım!" Oysa farkında değil 'köylü gidiyor'...
Harmandalı havası çatlata çatlata başlıyor. Doğru ritimle düşüyor zeytinler toprağa. Bir hışımla yükselirken müzik, zeytin dolu küfeler yükleniyor kamyonete. Mısır taneleri patır patır düşüyor mısır hamuru yapılmak üzere. Bir köylü kız, dağlardan kekik topluyor, kokluyor, mis gibi, zurnalar çalıyor o sırada. Derken zeytinler karışırken mısır hamuruna, kekikler serpilirken üzerine, harmandalı bitiyor, reklamın esas konusu görünüyor: Mısır gevreği a la Turca!
Böylece "üretildiği" toprağa yabancılaştırılıp ardından da "a la Turca" denerek, yabancı bir dilde Türkleştirilmiş (!) ürün, "janjanlanıyor". Ama bununla yetinilmiyor. Reklamın son sahnesinde mısır gevreği yeniden köylünün eline veriliyor. Köylü adam, bir yol kenarında, mısır gevreği yiyor. Son derece a la Turca! Bir reklamda amma çok anlam kol geziyor, amma çok "anlam operasyonu" yapılabiliyor... İnsanın kendi ürettiğine yabancılaşması, sonra yabancılaştırıldığı ürünle yeniden "tanıştırılması"; üretenle buluşturulan ürünün tüketiciye "ılık" bir biçimde sunulması sağlanabiliyor tek reklamla!
'A la Turca' patatesler
Aynı anlam operasyonun yapıldığı bir de patates cipsi reklamı vardı. Yerli patatesin nasıl yerli olmayan bir ürüne dönüştürüldüğünü son derece "yerli" bir sesle o sevimli teyzeye anlattırıyorlardı. Ne oluyordu o sırada? Endüstrileşmiş gıda üretimi, ismi İngilizce konulmuş endüstriyel ürün, yeniden doğallaştırılıp, yerlileştirilip, tüketiciye "ısındırılıyordu". En sonunda yine kendilerince yetiştirilmiş patatesleri, "janjanlanmış" paketlerde elinde tutuyordu yaşlı kadın. Ürettiği patatesi başkalarının paketlerinden, patatesine yabancılaşarak (!) yiyordu teyzemiz. Ve bize de sesleniyordu: "Yeyin gari!"
Biz de "yiyoruz" elbette. "A la Turca" patatesleri, İngilizce bir isim altında, gıda endüstrisinin tezgâhından geçirilmiş bir biçimde, bize "Yeyin gari!" diyen son derece "yerli" bir elden alıp yiyoruz! Çünkü herkes yiyor! Bütün dünya!
Köylüler ve janjanlı gıda
Jose Bove adlı bir Fransız köylüsünün, "Kendi patatesimizi yiyeceğiz! Başkasının janjanlarına bulanmadan!" diye başlattığı hareket, yıllar içinde büyüdü ve Bove, yediklerimize ve ürettiklerimize yabancılaştırılmaya karşı bir hareketin simgesi oldu. Türkiye ve Türkiye'deki tarım henüz bu hareketten uzakta; henüz "Domatesin eski tadı yok" cümlesi civarında takılıyor. Domatese katılan yabancı maddenin, dünyada gelişen, doğal olana karşı girişilen operasyonla ilgili olduğunun çok farkında değil. Doğal gıdanın, yabancılaştırılmamış gıdanın, giderek sadece zenginlere ait bir ayrıcalık olacağı bilgisi, henüz iliklerimize işlemedi. Türkiye ve Türkiyeli üretici bunu sezgisel düzeyde biliyor. Seziyor ve yüksek adaptasyon yeteneğiyle durumdan ekmek çıkarmaya bakıyor. Nasıl? Şöyle... İstanbul'un zengin sokaklarında, köylü giyimli bir adam kendisine takılmış ismi kendi kimliği olarak kullanıp elinde "organik" domateslerle geziyor: "Köylü geldi haanım!"
Oysa köylü gidiyor. Kendisinin ölümü olacağını bilmediği bir küresel janjan deryasına doğru akıyor!
ecetem@hotmail.com
|
|