Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 17 Mayıs 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yabancı sermaye korkusunu aşmak için mantıklı nedenler


Bankalardaki yabancı sermaye payının belli bir oranla sınırlandırılması ile ilgili düşünceler olduğunu geçen hafta gazeteler yazdı.
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in bu fikri ortaya atmasındaki amacının, düşüncenin kamuoyunda tartışılmasını sağlamak olduğunu düşünüyorum.
Konuyla ilgili değişik gazetelerde yayımlanmış birçok yorum okudum.
Bankalardaki yabancı sermaye oranının sınırlandırılmasını gerekli görenlerin düşüncelerini genel olarak şöyle özetlemek mümkün:
- Yabancı bankalar, Türk bankalarına göre daha tutucu olurlar ve kredi verirken daha titiz davranırlar.. Bu da Türkiye'de özellikle küçük işletmeler açısından kredi sorunu yaratabilir.
- Yabancı bankalar kârlarını yurtdışına transfer ederler.. Bu da Türk ekonomisi için kaynak kaybı anlamına gelir.

Korkmamak gerek
Bu görüşlerde elbette doğruluk payı var. Peki acaba, bunlardan korkmak mı gerekir?
Benim kişisel düşüncem bundan korkmamak gerektiği..
Türkiye'de bankacılık sisteminde yabancı bankaların varlığı, bankacılık sektörüne bizim pek alışık olmadığımız bir disiplin getirebilir.
Önce kendimize şunu sormalıyız: Eğer bankacılık sistemimiz böyle bir disipline sahip olabilseydi, yakın geçmişte bankalardan kaynaklanan ekonomik krizleri yaşar mıydık?
Hiç kuşkusuz böyle bir durumla karşılaşmayacaktık.
Ne bankaların kaynakları sahipleri tarafından hortumlanacaktı, ne de bankalar hesapsızca açtıkları pozisyonlarını geri dönmeyecek kredilerle çarçur edeceklerdi..
Kişisel olarak bankacılık sektörünün "tutucu" ellerde olmasından güven duyarım.
Çünkü her şeyden önce bu "tutuculuk", esasen işin ciddiyetle yapılmasını ve halktan toplanan mevduatların güvende olmasını sağlar.
Yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik krizlerden en az zarar gören Türk bankalarının, sektörün en "tutucuları" olması bir tesadüf değil elbette..
Aynı şekilde bugün Türkiye'nin en büyük ve sağlam bankalarının sistemimizin bütününe göre daha "tutucu" olduklarını da hatırlamalıyız..

Haksız rekabet biter
Yabancı sermayeli bankaların, küçük işletmelere kredi vermekte gönülsüz davranabilecekleri düşüncesine gelince..
Şunu düşünmeliyiz: Yabancı sermayeli bankalar Türkiye'ye niye geliyor? Mevduat toplayıp üstünde yatmaya mı, yoksa bankacılık yaparak para kazanmaya mı?
Hiç kuşku yok ki, o bankalar da topladıkları mevduatı kredi olarak satmak ve bu işlemden para kazanmak isteyecekler.
Ve bu kredileri verirken ince eleyip sık dokuyacaklar, kredilerini batırmamak isteyecekler, iş yapma potansiyeli olan, sağlam işletmelere kredi vermekte tereddüt etmeyecekler.
Araya "hatır işleri" de girmeyeceği için elbette kredi taşıma potansiyeli olmayan işletmelere kredi vermekte gönülsüz davranacaklar..
Bunun sağlıklı bir ekonomik yapının oluşturulması sürecinde çok önemli olduğunu düşünüyorum.
İşini iyi yapamayanların yaratacağı haksız rekabet de ortadan kalkacağı için, gerçekten büyüme potansiyeline sahip işletmeler bu işten kârlı çıkacaklardır.

Sistemin mantığına aykırı
Elde edilecek kârların yurtdışına çıkarılmasının ekonominin kaynak kaybına yol açacağı görüşü de yine sistemin mantığı gereği havada kalıyor.
Yabancı bankalar, elde edecekleri kârın bir bölümünü dışarıya transfer etseler bile önemli bölümünü yine burada kendi işlerini geliştirmek için kullanacaklardır.
Bunu yapmayan, kârının tümünü dışarı çıkarmak isteyen banka, büyüyen bir ekonomide, giderek küçülür ve değerini yitirir..
Hiçbir "müdebbir" bankacının yapmak istemeyeceği bir şey bu..
Şunu unutmamalıyız: Türkiye'ye gelerek bir banka satın alan yabancı sermaye, ne kadar "yabancı" olursa olsun artık "yerli" bir kuruluş haline dönüşmüş olur.
Ekonomimizin bir parçası haline dönüşür, kendi servetini koruyabilmek için bu ekonominin gelişmesine, disipline girmesine çalışır..
Yabancı sermaye korkusu, sadece burada işlerini eski bildik usullerle yönetmek isteyenler için geçerli olması gereken bir korkudur.. Dünya ekonomik sisteminin işleyen bir parçası olmak isteyenlerin değil..

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Çankaya muhalefeti
CUMHURBAŞKANI Sayın Sezer'in basın sözcüsü Ta...
Melih AŞIK
Alıcı Arcelor
Erdemir'deki devlet hissesinin satışı için bi...
Fikret BİLA
Öcalan'ı duruşmasız yargılama olasılığı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Öcalan'ın...
Hasan CEMAL
Gereğini yapmak!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kısa adıyla A...
Güneri CIVAOĞLU
Sinir telleri
Artık söylem yorganlarının üzerini örtemediği...
Can DÜNDAR
'Kalan'ın krallığı
En son Amsterdam'da karşılaşmıştık Hasan Salt...
Abbas GÜÇLÜ
Taşın altına önce eğitimciler el koydu
Milliyet'in başlattığı Baba Beni Okula Gönder...
Hurşit GÜNEŞ
Engellilerin yüzde 78'i işsiz, yüzde 79'u da eğitimsiz!
Geçen hafta önüme Türkiye Sakatlar Derneği'nd...
Semih İDİZ
Koçaryan Erivan'ın gönlünde yatan aslanı dışavurdu
İnsan haklarının daha da geliştirilmesi, ayrı...
Sami KOHEN
Demokrasi böyle mi yayılır?
Özbekistan'daki kanlı olaylar, son zamanlarda...
Mehmet Y. YILMAZ
Yabancı sermaye korkusunu aşmak için mantıklı nedenler
Bankalardaki yabancı sermaye payının belli bi...
Erdoğan SAĞLAM
Emlak vergisine gizli zam
2004 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediye ...
Derya SAZAK
AKP'nin seçeneği
Tony Blair'in İşçi Partisi'ne İngiltere'de üç...
Meral TAMER
Kimi kadınlar kapandıkça kimileri de açılıyor
Bu devirde sokak ortasında sadece gözleri gör...
Güngör URAS
IMF, 'Ucuz işçilikle büyüyün' diyor
IMF istedi. Hükümet kabul etti. İmza verdi. Ü...
Serpil YILMAZ
"Sözünü tutmadı ÖTV'yi artırdı"
Mey'in CEO'su Galip Yorgancıoğlu bir yandan r...
M. Ali BİRAND
Şeytan diyor ki
Gazetecilerin, köşe yazarlarının başlıca göre...

© 2005 Milliyet