Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 18 Mayıs 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Hanım, bugün de mi aramadı bizim oğlan?"

Erdoğan "Aileden uzak olmayı modernlik kabul eden bir anlayış türedi" dedi. Belki "baba"ca bir sitemdir bu. Fakat bunu başbakan söyleyince, "Hanım, bugün de mi aramadı bizim oğlan?" demek gibi olmuyor. Memleketi ilgilendiriyor


Birkaç hafta önce annem bizi ziyarete geldi. İki gece kaldı. İkinci gece oturuyoruz, tuhaf bir şey söyledi. "Bir şansım daha olsaydı" dedi, "sizi başka türlü yetiştirirdim." Nasıl?
"Bizim gücümüzü arkanızda daha fazla hissetmenizi isterdim" dedi.
Sonra sevgilime "Bunlar" dedi, "kimseyi bize şikayet edemeden büyüdüler. Bilirlerdi ki birini şikayet etseler, biz onları suçlu çıkaracağız. Sanıyorduk ki kendi sorunlarını bizden yardım almadan çözen, kendine yeten çocuklar yetiştirmek gerek. Yanılmışız. Keşke daha fazla arkalarında olsaydık. Belki bugün bize bu kadar uzak olmazlardı."

Annem duruma el koydu: "Kızıma zam yap çabuk"
"Uzak" da ne demekse? Tabii artık dizlerinin dibinde değilim. 18 yaşından beri dizlerinin dibinde değilim. Ki ondan önce de pek dizlerinin dibinde değildim.
Ama şimdi annem istiyor ki ben her derdimde, sıkıntımda onun kollarına koşayım. Annem istiyor ki biri canımı mı sıktı, hemen onların yanına kaçayım. Param mı yok, onlardan alayım. Sevgilime mi kızdım, onun kucağında ağlayayım.
Böyle dertlerim olsa, nereye gideceğim? Zaten onlara gideceğim. Fakat herhangi bir derdimi onların çözmesini beklersem eğer, ben de az salak değilim.
Ne yapacak annem? Beni üzenleri arayıp azarlayacak mı? Para vermek dışında maddi konulara el atsa, nasıl el atacak?
Yayın yönetmenini arayıp "Kızıma zam yap çabuk" mu diyecek? Sevgilimle sorunlarımı çözmeye kalkarsa, ortada sorun morun kalmaz hakikaten, zira ortada bir sevgili kalmaz herhalde.
Dahası, diyelim ki onun kollarına koşup bir nefeste anlattım; annem benim sevgilimle, işimle, şu hayatla olan dertlerimi anlayacak mı?

"Sana araba alsak, belki düzelirsin ha?"
Bir arkadaşımın uyuşturucu derdi var, tedavi görüyor. Ailesi durumu öğrendi, şu sıralar çevresinde fır dönüyor. Annesi ha bire "Derdini söyle evladım" diyor. "Derdini söylemeyen derman bulamaz. Derdini söyle, çözelim."
Oldu. Kadın zannediyor ki kızı dertlerini alt alta yazıp bir liste yapsa, onlar da ailece oturup madde madde dertlere tık tık tık çözümler üretseler, uyuşturucu sorunu falan kalmayacak ortada. Ah tabii, psikiyatrla bunca seansa ne lüzum var? Söylesene derdini kızım annene, iki dak'kada çözüversin.
Anneye de yazık. Hakikaten çırpınıyor. Geçenlerde arkadaşımı kenara çekip "Evladım" demiş, "senin 18 yaşından beri araban vardı. Onu satmak zorunda kaldın ya... Bu yüzden bunalıma girmiş olabilir misin? Sana araba alsak, belki düzelirsin ha..."
"Sana araba alsak" dediği... Öyle bir para da yok ortada. Oturdukları evi satacaklar, kızları iyileşsin diye onun parasıyla araba alacaklar.
Aslında çok dokunaklı. Anne, oturdukları evi bile satabileceklerini söyleyerek kızına "Yeter ki sen iyileş. Elimizde ne varsa, sana feda olsun" diyor.
Ama işte düşünmüş düşünmüş, kızımın sorunu ne olabilir diye kafa patlatmış... Aklına gelen de bu: "Tabii ya, arabası yok.
O yüzden."
30 küsur yaşında bir kadının başka ne sorunu olabilir ki zaten!

Herkes kendi dönemini yaşar yariiiim...
Tayyip Erdoğan, ki kendisi memleketin başbakanıdır, bu yüzden de söylediği sözler, akşam yemeği sonrası "Hanım, bugün de mi aramadı bizim oğlan?"ı aşıp koca memleketi bağlıyor. "Aileden uzak olmayı modernlik kabul eden bir anlayış türedi. Kültürümüzde bu yok" dedi.
Mümkün olsa annemle babamın ayak izlerini takip ederek onların hayatını tekrar etmek isterdim. Ne kolay bir hayat olurdu! Çünkü onlar kendi dönemlerinin zorluklarını yaşamışlar ve bunca yıl içinde bunlarla baş etmenin ya da bunlara baş eğmenin yollarını bulmuşlar. Koşullar aynı olsaydı, verdikleri nasihatler nasıl da işime yarar, "hayatın dikenli yollarında" önümdeki tüm manileri tek tek kaldırıp önümü açardı.
Başka bir hayatın içine düşmeyi ben istemedim ki. Beni bu hayat mahvetti!
Başbakan "kültür yozlaşması" demiş. Ailelerimizle ayrı dünyaların insanları olmamızın nedeni "kültür yozlaşması" değil, hayatın ta kendisi, kültürün evrimleşmesi.
Herkes kendi dönemini yaşar yariiiim / Dünyadan sonra bir hayat daha olsa...
(Tayyip Erdoğan her hususta fikir beyan ediyor ya, Muazzez Ersoy'dan "klasikler" dinlemeye ara verip de bu şarkıyı bir duysa mazallah, buna da cevabı yapıştırabilir: "Şarkılar çok yozlaştı. Dünyadan sonra bir hayat daha var zaten!")

* * *



"O 2 genç kız var ya, onlar evlendi, çocukları oldu"

"Bu hafta ne yazacaksın?" dedi bir arkadaş. "2 Genç Kız"ı izlemiştim o gün, filmi yazarım diye düşünüyordum. Söyledim. "O iki genç kız var ya" dedi, "onlar evlendi, çocukları oldu, şimdi Kutluğ Ataman onların çocuklarının filmini çekiyor: 2 Genç Evlat."
Ha?
"Diyorum ki" dedi, "yarın değilse öbür gün o film televizyonda gösterilmeye başlanacak."
Ha?
"Yani" dedi, "film neredeyse vizyondan kalkacak. Tamam, sen tatildeydin ama bu kadar da geriden takip edilmez ki memleket ahvali!"
Haaaa...
Ben etkilendim filmden. Geç-meç, ben yine de diyeyim dedim.
"2 Genç Kız"ın çocukları "2 Genç Evlat" kim bilir ne acayip, nasıl aklımız ermez, fikrimiz yetmez hayatlar yaşayacaklar!

Teşhir nereden çıktı? Telekulak kimin marifetiydi?
İnsanları teşhir ederlerdi. "Ele geçirilen" insanları uzun bir masanın ardına dizerlerdi. Masanın üstünde "ele geçirilen şeyler" olurdu. Ana haber bültenlerinde. Demek ki bunun bir "haber değeri" olduğunu düşünürlerdi. Bu gösterinin bir haber değeri var mıydı? "Terörle mücadele" için böyle haber yaparlardı.
Ve geçen hafta bir doktor bir masanın üstüne yediz ceninleri dizip teşhir etti. Vallahi billahi yedi taneydiler diye. Öldüler diye. Bir kadını yedi bebeğe hamile bırakmak meziyetmiş ve yedizlerin anne karnında ölmesi de tamamen yedizlerin suçuymuş gibi.
Teşhir geleneği! Mi?
Bu arada Susurluk skandalına adı karışan emekli yarbay Korkut Eken de "telekulak"tan şikayetçiymiş. Türkiye'de telefon dinlemelerin tehlikeli boyutlara ulaştığını söylemiş. "Bu sistem terörle mücadele içindir. Çark tersine döndüğünde birçok kişi altında kalır" demiş (Milliyet, 10 Mayıs).
Kim altında kalır?
Bir gün sonra, 11 Mayıs'ta, bir başka haber vardı. Sabah gazetesinde gördüm. Ankara'da bir lisede iki müdür yardımcısı odalarının tavanından sarkan kabloyu takip ederek ses alıcısını bulmuşlar. Şimdi okulun müdiresi yardımcılarının odasını dinlemekle suçlanıyor.
MİT, polis, Uzanlar derken, olacağı buydu. Bir geleneğimiz daha oldu: Telekulak geleneği!
"Terörle mücadele" için bile olsa, yapılmaması gerekeni yapmamak lazım demek.

tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
Esnaf kadınlar caddesi
Yazla birlikte düğünler de başlıyor
"Bir dirseğin kıvrımı da çok çekici olabilir"
Üniversiteler pek şenlikli
"Türk dinleyicisi ile aramızda özel bir bağ var"
Bodrum'da yoga tatili
Oğlum henüz doğmadı ama fotoğrafı buzdolabında asılı
"Bu da benim aşka bakışım"
"Okur kafasını biraz çalıştırırsa kimin kim olduğunu anlar"
Dünya İstanbul'da dövüşecek
Önce sıcak sonra yağmur
Minik biniciler yarışıyor
KÜÇÜKLERİN DÜNYASI
NLP





DONATELLA PİATTİ
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet