|
Toplumsal çopurluk ve makyajlı fotoğrafları...
Yarın 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı...
Ve bendenize yarınki bayram, garip bir çağrışımlar vincinin, birden geçmişe dönen kaldıracıyla Muhsin Ertuğrul'un 80'ine geldiğinde, bir ömürlük bir birikimin en somut kalite göstergesi olan kitaplığını usulca nasıl tasfiyeye giriştiğini hatırlatıyor...
Her yıl yenilenen Gençlik bayramlarının, zaman içinde erimiş eski gençliklerden arta kalmış bazı dostlarda, son paranteze yaklaşırlarken usulca giriştikleri kitaplık tasfiyesine çaktırmadan el sallaması...
***
Muhsin Bey, Dragos'taki evinde; küçük büyük, ince kalın, önemli önemsiz ayırt etmeden, tüm kitaplarının her birini "1 lira"dan satışa çıkarmıştı...
Aynı yaşlara yaklaşmış bazı şair, yazar dostlar da; kendilerinden sonra ziyan zebil edilmesi olası kitaplarını, "huzurevi" türünden bazı kurumlara armağan etmişlerdi...
***
Gençlik bayramlarında, neredeyse milimetrik bir özenle stadyumların yeşil çim alanlarını sıram sıram kaplamış, bembeyaz spor giysileri içindeki gençlerin, görkemli gösterileri...
İçlerinden kim bilir kimler, zamanı geldiğinde tasfiye etmeye başlayacaklar kitaplıklarını; kendilerinden sonra ziyan zebil olmamaları için...
Ve de kimler, kaybolanlardan arta kalmış kitapları ziyan zebil etme adayı...
Spor bayramlarının fotoğraflarından, gençlerin eğilimiyle geleceklerinin falını okuyabilir misiniz?
***
Resmi bayramlardaki askeri resmi geçitler, şeref tribünlerindeki "muhterem zevat"; bandoların çaldığı marşlar, bayraklar...
Bir toplumun öz gerçeğini ne kadar yansıtıp, ne kadar perdeliyor acaba bu törenler?
***
Bir toplumun öz gerçeğini, hukuk ve yargı açısından ele aldığımızda... Adalet Bakanlığı'na bütçeden ayrılan pay, binde 9 ise...
Önlerinde al sancak, sert adımlarla yürüyen bir birliği izlerken, fark edebilir misiniz, Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay oranını?
***
Bir yanda 19 Mayıs bayramlarının görkemli fotoğraflarına uyumlu konuşan üst düzey politikacılarla, üst düzey bürokratlar...
Bir yanda da bir toplumun öz gerçeğini ekranlara taşımaya çalışan birkaç avuç "medeni cesaret" sahibi gözlemci ve bilimsel insanla; aynı öz gerçeği yazıyla yansıtmaya çalışan kalem...
Bir yanda ziyan zebil edilmesinden korkulduğu için tasfiye edilen özel kitaplıklar; bir yanda çağdaşlık merdiveninin en has basamakları olan kitapları ziyan zebil etme adayları...
***
Türkiye, resmi tören fotoğraflarıyla, toplumun öz gerçekleri arasındaki büyük mesafenin mezüresiyle köstekledi kendini hep...
Ve toplumun öz gerçeklerini ön plana çıkarmak isteyenler, ülkesinin "imajını bozma" suçlamalarıyla "tu kaka" edildi sürekli...
***
Öcalan davası hakkında, yargı sürecindeki aksaklıkları belirtip, bunların düzeltilmesini isteyen AİHM kararının tartışılması sürüyor...
Bu arada kulaklarımıza, "politika" ve "reel politika" sözcükleri de çarpmada...
"Politika" nedir, "reel politika" nedir; tam netleştirilmese de, bazı kıyaslamalı örnekler sızıyor bazı dudaklardan...
200 bin nüfuslu KKTC'de, nüfusun hemen hemen yarısı Rum pasaportu alıp, Avrupa vatandaşlığı statüsünden yararlanma eğilimindeymiş... Gençler, eskisi kadar "vatan, millet" hamasetine kulak asmıyor, daha pırıltılı bir yaşamı yeğler görünüyorlarmış. Bu arada KKTC'de yıllık adam başı ulusal gelir birimi 4 bin dolarken, Güney Kıbrıs'ta 18 bin dolar olduğu da azıcık mırıldanılıyor...
"Reel politika" yönetilenlerin ekonomik düzeyleriyle ilgili tavır ve öz gerçekleri; "politika" yönetenlerin, kendi pozisyonlarıyla ilgili demeç ve nutukları...
***
AİHM'nin verdiği karar tartışılırken, ister istemez ortaya dökülüyor politikanın törensel fotoğraflarıyla, öz gerçeğin çopurluğu...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının Türkiye'ye karşı kasıtlı davranabileceklerinden de söz edenler var; alınmış kararların diplomatik baskılarla düzeltilebileceğinden de söz edenler...
***
Diplomatik baskılar için de, iktidarın teslimiyetçi olmaması gerekiyormuş...
AİHM kararlarını uygulama zorunluluğu doğarsa; iktidarın, Türk düşmanlarına karşı teslimiyetçi olduğu davulları çalınacak...
***
Üst düzey bir hukukçu olan Yargıtay eski Başkanı ve yeni Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk ise, hukuksal tartışmaları iç politikanın kurnaz bir mancınığı durumuna getirmek isteyenleri, şapa oturtacak aydınlatmalar yapıyor:
- AİHM yabancı bir Avrupa mahkemesi değil, içinde bizim de yargıcımızın bulunduğu, varlığını ve iç hukukumuzun üstündeki kararlarına uyulması gerektiğini kabul ettiğimiz; bir bakıma, kendi mahkememizdir. Yargının verdiği suçluluk kararı, suçluya hakaret etmek için ve onun da sahip olduğu insanlık haklarını hiçe sayarak kullanılamaz. Hırsızlığı kesinleşmiş ve suçuna ceza biçilmiş bir kişiye, ayrıca bir de "hırsız" diye hakaret etme hakkı yoktur kimsenin...
***
Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk'un açıklamaları, maalesef bizdeki ceza hukuku uygulamalarının tanjant bile geçmediği, kristalden bilimsel bir küre...
Hukuku, törensel fotoğraflar politikasıyla yoğurma tutkusu ve alışkanlığında olanların, şaşkın şaşkın baktığı bir küre...
***
Spor ve Gençlik bayramlarının görkemli gösterileri...
Sonra da 18'inden küçük çocuklar arasında artan suç grafiği ve üniversite kantinlerini de sarmalamaya başlayan uyuşturucu dalgaları...
Resmi tören gösterileri ve nutuklarıyla, bir topulumun öz gerçekleri arasındaki mesafe bu kadar büyük olduğu zaman, mesafeyi ölçen gizemli mezüre, toplumun çağdaş uygarlık düzeyine doğru koşusunu da köstekliyor...
***
80'ine yaklaşmışların kitaplıklarını tasfiye etmeleri, kendilerinden sonra kitaplarının ziyan zebil de edilebileceği kaygısı...
Resmi tören fotoğraflarında hiç mi hiç görünmeyen, cadı tırnaklı kaygılar...
c.altan@prizma.net.tr
|
|