Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 18 Mayıs 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Müjde Ar ve anti-aging:
Hayatın yakasını bırakmak


Ankara'da bir otel odası. Sabah saatleri. Yıllardan 94 olmalı. Kapı açıldı. Bir gece önceki gösterisinin yorgunluğunun üzerine sabahlık geçirmiş bir kadın, hiç makyajsız içeri çağırdı kapıdakini. Oturup çok tuhaf şeylerden konuştular; annelerden, çocukluktan, eskimiş yaralardan, o yaraların eskimeyen acılarından, kalabalıklardan, yorgunluktan. O kadar çok anlattı ki sabahlıklı, makyajsız kadın, o kadar çok bacaklarını topladı ki altına, sonunda, dinleyen genç kadına dönüp şöyle dedi:
"Senin yüzün bana benziyor."
Anlattıkça biri, yüzünü verir diğerine. Biri dinliyorsa hakikaten, dinlediğinin yüzünü alır. Yüzler birbirine devrilip evrilirken ses, artık ancak hakikatleri söyler. O yüzdendi, sabahlıklı kadın, Ankara'da bir otel odasında, bir sabah, yıllardan 94 olmalı, şöyle demişti genç bir kadına:
"Hemen yaşlanmak istiyorum!"
O zaman, yıllardan 94'tü sanırım, anladığımı sanmıştım. Ama "Bazı anlamlar, bazı yaşları bekliyor" sanırım. Şimdi o "yaşlanmanın", ihtiyarlıkla ilgisi olmadığını anlıyorum. Müjde Ar'ın o sabah, "Artık hayatın yakamı bırakmasını istiyorum" dediğini aslında, şimdi anlıyorum.
Kalabalıkların, kalabalıkların onun hakkındaki fikirlerinin, sözlerinin, gürültülerinin peşini bırakmasını istediğini, bunun ancak "yaşlanmakla" mümkün olabileceğini söylediğini... Şimdi.

Anti-aging gayretkeşliği
Televizyonda, dün sabah, bazı kadınlar yaşlanmanın nasıl kötü, nasıl "sağlıksız" bir şey olduğunu, yaşlanmaya karşı hangi ilaçlarla "mücadele" edileceğini anlatıyorlardı. Vitamin A, vitamin E, selenyum, brokoli, antioksidanlar, lar, lar, lar...
Bu insanlar hayatın yakasını bırakmayacaklar! Hayatın, kalabalığın, kalabalığın onlara karşı duyduğu parçalayıcı, hırpalayıcı arzunun yakasını bırakmayacaklar. Doymayacaklar. Hiç yaşlanmak istemeyecekler. Yüzlerinde bir hayat biriktirmeden, hasbelkader bir şey birikmişse onları da ameliyatla aldırarak yaşayacaklar. Oysa...
Yaşlanmak kadınları özgürleştiriyor oysa. İhtiyar kadınlarda, eğer kafalarını olması gerekenlerle, yapması gerekenlerle bulandırmıyorlarsa, müthiş bir özgürlük oluyor.
Kadın olmanın, cinsel arzu yaratan ve kimi zaman bir yük gibi sırtlarda taşınan ağırlığı atılınca tuhaf bir biçimde doğruluyor kadınlar. Müthiş esprili, hınzır, hatta belki hiç olmadıkları kadar eğlenceli ve hayat dolu oluyorlar. Muhtemelen kadınlar elli yaşından sonra yaşamaya, yaşarken eğlenmeye başlıyorlar.
Mina Urgan değil miydi, cinsellik yükünden kurtulunca müthiş özgürleştiğini anlatan? Doğru olmalı. O yaşlarda insanı saran, Olimpos tanrılarının hınzır esprileriyle insanı donatan bir ruh hali olmalı. Hayat yakasını bırakınca insanın, insan da kurtulmuş yakalarıyla hoplaya zıplaya yaşıyor olmalı.

Yaşlılık kafası
Hatta öyle ki "yaşlılık kafası" diye bir durum olduğunu bile düşünür oldum. Hani rakı kafası, şarap kafası gibi bir de "yaşlılık kafası" diye acayip gırgır bir "kafa" var. Genel olarak dünyayla maytap geçmeye yarayan bir kafa bu. Gizli gizli, sessiz sessiz bir makara hali.
Müjde Ar da belki bunu istiyordu. Şimdi orada burada yüzünü, yüzünün fotoğraflarını gördükçe çok geride, çok aşağıda bir yerde bir afacan gülümseme görür gibi oluyorum. Yakın arkadaşı Sezen Aksu'da da var o gizliden gülümseme.
Bu, hayatın yakasını bırakmakla, kendi yakanı da hayattan kurtarmakla ilgili bir gülümseme. Adı "yaşlanmak" olunca anti-aging uzmanlarını ve "hastalarını" delirtse de...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Özbekistan ve 'Türk dünyası'
KIRGIZİSTAN, göçebeliğin 20. yüzyıla kadar sü...
Çetin ALTAN
Toplumsal çopurluk ve makyajlı fotoğrafları...
Yarın 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı... ...
Melih AŞIK
Mendirek anıtı...
Kültür Bakanlığı'nın, Kadıköy Belediyesi'ne g...
Fikret BİLA
Abdi İpekçi Ödülü
Abdi İpekçi anısına ilk kez düzenlenen "Yılın...
Hasan CEMAL
Oyun ve kural!
Statükoyla değişimin kavgası... Ekonomide de ...
Güneri CIVAOĞLU
Ses telleri
Yıllardır gazeteciyim. Bugüne kadar, hiçbir m...
Abbas GÜÇLÜ
Eğitimde KDV çıkmazı
AKP iktidarı da eğitimin önündeki vergi engel...
Hurşit GÜNEŞ
Meksika'daki gelişmeler bize ders olmalı
Türkiye'den önce Meksika çok benzer bir istik...
Nail GÜRELİ
Değişen adaletsizlik
Kendi deyişiyle "aptesi temiz" olan Maliye Ba...
Semih İDİZ
Ermenistan ile sağırlar diyaloğuna devam
Ermenistan'ın, Avrupa Konseyi Varşova zirvesi...
Sami KOHEN
"Bomba" haber...
NEWSWEEK'in "bomba haber"i, medyanın "misyonu...
Mehmet Y. YILMAZ
İstanbul, bu bol turistli yaza hazır mı?
İstanbul, uzun yıllardır beklediğimiz ve olma...
Hasan PULUR
Kızımız davulcuya, zurnacıya kaçmasın!
ÖZELLEŞTİRMEDEN yana olanların kamuoyunu ikna...
Meral TAMER
MEB'den Riyad ve Medine'de devlet parasız yatılı sınavı!
Önümde Milli Eğitim Bakanlığı'nın Devlet Para...
Ece TEMELKURAN
Hayatın yakasını bırakmak
Ankara'da bir otel odası. Sabah saatleri. Yıl...
Osman ULAGAY
İş stresinin İngiltere'ye faturası 185 milyar dolar
Geçenlerde, hızlı büyüme iddiasındaki bir ban...
Güngör URAS
Borç brüt 332, net 272 katrilyon TL
Eskiden borç rakamı bir taneydi. Şimdi iki ol...
M. Ali BİRAND
Rıza Tüzmen'i dinleyin yeter...
Avrupa insan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Ö...

© 2005 Milliyet