|
Müjde Ar ve anti-aging:
Hayatın yakasını bırakmak
Ankara'da bir otel odası. Sabah saatleri. Yıllardan 94 olmalı. Kapı açıldı. Bir gece önceki gösterisinin yorgunluğunun üzerine sabahlık geçirmiş bir kadın, hiç makyajsız içeri çağırdı kapıdakini. Oturup çok tuhaf şeylerden konuştular; annelerden, çocukluktan, eskimiş yaralardan, o yaraların eskimeyen acılarından, kalabalıklardan, yorgunluktan. O kadar çok anlattı ki sabahlıklı, makyajsız kadın, o kadar çok bacaklarını topladı ki altına, sonunda, dinleyen genç kadına dönüp şöyle dedi:
"Senin yüzün bana benziyor."
Anlattıkça biri, yüzünü verir diğerine. Biri dinliyorsa hakikaten, dinlediğinin yüzünü alır. Yüzler birbirine devrilip evrilirken ses, artık ancak hakikatleri söyler. O yüzdendi, sabahlıklı kadın, Ankara'da bir otel odasında, bir sabah, yıllardan 94 olmalı, şöyle demişti genç bir kadına:
"Hemen yaşlanmak istiyorum!"
O zaman, yıllardan 94'tü sanırım, anladığımı sanmıştım. Ama "Bazı anlamlar, bazı yaşları bekliyor" sanırım. Şimdi o "yaşlanmanın", ihtiyarlıkla ilgisi olmadığını anlıyorum. Müjde Ar'ın o sabah, "Artık hayatın yakamı bırakmasını istiyorum" dediğini aslında, şimdi anlıyorum.
Kalabalıkların, kalabalıkların onun hakkındaki fikirlerinin, sözlerinin, gürültülerinin peşini bırakmasını istediğini, bunun ancak "yaşlanmakla" mümkün olabileceğini söylediğini... Şimdi.
Anti-aging gayretkeşliği
Televizyonda, dün sabah, bazı kadınlar yaşlanmanın nasıl kötü, nasıl "sağlıksız" bir şey olduğunu, yaşlanmaya karşı hangi ilaçlarla "mücadele" edileceğini anlatıyorlardı. Vitamin A, vitamin E, selenyum, brokoli, antioksidanlar, lar, lar, lar...
Bu insanlar hayatın yakasını bırakmayacaklar! Hayatın, kalabalığın, kalabalığın onlara karşı duyduğu parçalayıcı, hırpalayıcı arzunun yakasını bırakmayacaklar. Doymayacaklar. Hiç yaşlanmak istemeyecekler. Yüzlerinde bir hayat biriktirmeden, hasbelkader bir şey birikmişse onları da ameliyatla aldırarak yaşayacaklar. Oysa...
Yaşlanmak kadınları özgürleştiriyor oysa. İhtiyar kadınlarda, eğer kafalarını olması gerekenlerle, yapması gerekenlerle bulandırmıyorlarsa, müthiş bir özgürlük oluyor.
Kadın olmanın, cinsel arzu yaratan ve kimi zaman bir yük gibi sırtlarda taşınan ağırlığı atılınca tuhaf bir biçimde doğruluyor kadınlar. Müthiş esprili, hınzır, hatta belki hiç olmadıkları kadar eğlenceli ve hayat dolu oluyorlar. Muhtemelen kadınlar elli yaşından sonra yaşamaya, yaşarken eğlenmeye başlıyorlar.
Mina Urgan değil miydi, cinsellik yükünden kurtulunca müthiş özgürleştiğini anlatan? Doğru olmalı. O yaşlarda insanı saran, Olimpos tanrılarının hınzır esprileriyle insanı donatan bir ruh hali olmalı. Hayat yakasını bırakınca insanın, insan da kurtulmuş yakalarıyla hoplaya zıplaya yaşıyor olmalı.
Yaşlılık kafası
Hatta öyle ki "yaşlılık kafası" diye bir durum olduğunu bile düşünür oldum. Hani rakı kafası, şarap kafası gibi bir de "yaşlılık kafası" diye acayip gırgır bir "kafa" var. Genel olarak dünyayla maytap geçmeye yarayan bir kafa bu. Gizli gizli, sessiz sessiz bir makara hali.
Müjde Ar da belki bunu istiyordu. Şimdi orada burada yüzünü, yüzünün fotoğraflarını gördükçe çok geride, çok aşağıda bir yerde bir afacan gülümseme görür gibi oluyorum. Yakın arkadaşı Sezen Aksu'da da var o gizliden gülümseme.
Bu, hayatın yakasını bırakmakla, kendi yakanı da hayattan kurtarmakla ilgili bir gülümseme. Adı "yaşlanmak" olunca anti-aging uzmanlarını ve "hastalarını" delirtse de...
ecetem@hotmail.com
|
|