Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 19 Mayıs 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tecavüzcü geldi hanııım

Yaz sezonu başladı. Tatil kentlerinde tecavüze uğrayan turist kadınlarla ilgili haber sezonu da açılır gazetelerde yavaş yavaş. Bu esnada RTÜK de erotik içerikli kanalların yayınını kaldırma kararı almasın mı? Aldı!


Sezonu açtım. Denize girdim. Gerçi denizden çıktığımda, annesine rağmen denizde oynamakta ısrarlı inatçı küçük çocuklar gibi dudaklarım mosmordu, çenem takırdıyordu ama olsun. Yüzdüm. Bir sürü, bir sürü yüzdüm.
Bodrum'daydım. Gümüşlük'te. Cihangir'de otur, Gümüşlük'te tatil yap, ah şu entel halleri, benim canımı sıkmıyor mu? Sıkıyor. Hani ben tikileri entellere tercih eden, tatillerini de tatil köylerinde geçiren bir kimseydim? Beni hep şu sevgili-insan ardından sürüklüyor.
Gerçi Turkcell'e bakarsanız, ne Bodrum'u, hangi Gümüşlük! Mesaj göndermişler: "Yunanistan'a hoş geldiniz. Türk Büyükelçiliği için 00302107263000'ı arayabilirsiniz."
Yoksa biz farkında olmadan Yunanistan'a mı iltica ettik? Çünkü sevgilimin Gümüşlük'e yerleşen bir arkadaşı bizi peşine takıp, birtakım tepeler aştırıp, gizli bir koya götürdü. Minicik, ıssız, şahane bir koycuk. Mesaj, biz oradayken geldi.

Yılışık röntgenciler

Ertesi gün de oraya gidelim diye tutturdum. Yüzdük, güneşlendik, aman da ne güzel takıldık... Artık geri döneceğiz. Yukarı tırmandık, birkaç adım attık atmadık, kenarda iki genç oğlan... Biz uzaklaşalım diye beklediler, sonra peşimize takıldılar. Yılık, nasıl yılışık, bilirsiniz o çirkin gülme halini. Öyle.
- Niye gülüyor bunlar?
- Açıkta bir yer gördüler herhalde.
Gördüğünüz gibi anında kötü espri yapıp o iki yılışıktan bile daha pis gülebilirim.
Büyük ihtimalle röntgenci bunlar diye düşünüyorum çünkü o esnada. Ama hem içim kalkıyor böyle düşününce hem de belki günahlarını alıyorumdur diye... Belki de röntgenci değillerdir, geziyordur çocuklar. Amma kötü düşünceliyim!
Biraz sonra, bizim takıldığımız koydan daha büyük bir koy göründü aşağıda. Bir kadın, yabancı, üstsüz, elinde birası, kitap okuyup güneşleniyor. Geçtik. Dönüp baktım. İki oğlan bir kayayı önlerine siper edip çömelmişler, bizi unutup çoktan rönt'e geçmişler.

Erkek dergileri de kapatılsın!

Yaz sezonu ile birlikte tatil yerlerinde tecavüze uğrayan turist kadınlarla ilgili haber sezonu da açıldı gazetelerde. Gerçi pek haber olmuyor ama kış aylarında da sokaklarda yaşayan zeka özürlü yaşlı adamlara tecavüz edildiği söylentisi dolaşır birçok kentte.
Biz Gümüşlük'te bunları konuşurken, RTÜK de erotik içerikli diye şifreli kanalların yayınını kaldırma kararı almış. İzleyenlere zararı dokunuyormuş bu kanalların. Niye? Seks kötü bir şey çünkü. Mastürbasyon da sapıklık. Herhalde erotik diye, üstelik de şifreli olmasına falan da bakmayıp bir kanalı kapatmak istemenin ardındaki zihniyet budur.
İnsanlar ekranda seks görmezlerse, hatta erkek dergileri de kapatılır, internet de zapturapt altına alınabilirse ve bekaret de kocaya teslim edilmesi gereken en kıymetli hazine olarak kalmaya devam ederse... İşte o zaman sekse; yatak odalarının karanlığında, "ayıp" yorgan altında, elbette sadece türün devamını sağlamak için üreme amaçlı bir faaliyet olarak izin verilebilir.
Oysa seks kötü bir şey değil. Kötü olan birini cinsel ilişkiye zorlamak; birinin özründen, zayıflığından faydalanarak ona tecavüz etmek...
Feci bir şey!

Röntgencilik ahlaksızlık mı?
Mastürbasyon sapıklık değil. Hatta röntgen de belli bir çerçevede ahlaksızlık bile sayılmaz. Aslında açık-gizli herkes birbirine bakar, birbirini izler. Ama bu iki yılışığın yaptığı sadece röntgen değil. Rahatsız etmek. Bize kendilerini gösterip, peşimize takılarak örtük bir tehdit savuruyorlar: "Tecavüzcü geldi hanııım!"
"Yok, ben almayayım" diyorsanız, ertesi gün tekrar o koya gidemezsiniz artık. Giderseniz, bunu bir davet olarak görme hakkını, hiç de böyle bir hakları yokken üstelik, elde etmiş oluyorlar. Çünkü "Bir gün önce bizi görmüşlerdi. Ertesi gün yine geldiler. Ne yapalım hakim amca? Biz de tecavüz ettik" deseler, hakim bile onlara bu hakkı verir belki.
Tecavüze uğrayan turist kadınların çoğu, belki de bunu bilmedikleri için tecavüze uğruyorlardır.
İşte bu berbat bir şey.


RTÜK televizyonu kapatsın
Beyaz Saray boşaltıldı biliyorsunuz. Detayları herhalde okudunuz, dinlediniz. Ben haberin televizyondan yayınlandığı o ilk flaş flaş, son dakika anından bahsedeceğim. Heyecanlı sesler heyecanlı heyecanlı Beyaz Saray'ın boşaltıldığını söylüyor ekranda. Telefona sarılıp sevgilimi aradım: "Hemen eve gel. Beyaz Saray boşaltılıyor."
Ne alaka? Beyaz Saray'a bir uçak dalarsa, patlamanın şiddetiyle sevgilim de savrulacak, belki yaralanacak diye telaş ediyorum. Washington'da yaşıyoruz ya biz!
Aslında var ya, RTÜK şu televizyon denen hadiseyi topyekun kapatsa da, benim şu televizyonda olan her şey sanki bizim kentte, bizim semtte, bizim sokakta, bizim evin içinde oluyor ya da biz televizyonda bahsi geçen kentteyiz, yerdeyiz vesaire şeklindeki ruh halim biraz düzelse keşke.

manik depresif köşe
O yeri buldum. Ömrümün sonuna kadar oturabileceğim o evi, o balkonu buldum. Ağaçların dalları arasından deniz, ada, bir de yeşil boyalı bir balıkçı teknesi görünüyordu. Orada bir sedir var. Ben tam oraya bir sallanan koltuk koyacağım. Sallanacağım. Sallanacağım. Sallanacağım. Pahalı bir hayal bu. Depresyondayım. Toparlanır toparlanmaz, manik manik çalışmaya başlayacağım. Çok çalışmam lazım, çooook.


Kıyım mı yaptık, soykırım mı?

Ermeni meselesi peşimi bırakmıyor. İtalya'da bir Alman kadın bir sürü soru sordu. Biz ne olduğunu biliyoruz aslında da, ondan ve tüm dünyadan saklıyoruz zannediyor. Bilmiyoruz. Ben şahsen bilmiyorum. Onun bildiği kadarını bile bildiğim şüpheli. "Soykırım" diyelim istiyor. "Kaç kişi öldürmüş olsanız soykırım derdiniz?" dedi.
Ben mi öldürdüm lan?
Ne acayip bir iş bu iş!
Tamam, peki, onu mu kıracağız? "Soykırım" diyelim. Diyelim de, desek ne olacak? Biri daha bilmeden-etmeden bir laf üfürmüş olacak atmosfere. Bilmiyoruz kardeşim, ne olup bittiğini bil-mi-yo-ruz!
Bodrum'da da, İstanbul'dan geldik ya, gazeteciyiz falan da, sanki onların bilmediği bir şeyi biliyoruz gibi geldi insanlara: "Yani şimdi biz soykırım yapmış mıyız gerçekten?"
Bilmiyorum!
"Murat Belge 'soykırım' diyor ama..."
Genellikle "kıyım" diyor ama evet, "soykırım" tanımına uyduğunu da söylüyor.
"O zaman soykırım yapmışız yani."
Bilmiyorum!
Şu mevzu iyice ortalığa saçılıncaya kadar biz politik olarak da doğru olmak adına, "soy-kıyım" desek...
Keser mi abi?

tubakyol@yahoo.com



PAZAR
"Bu sarayın havasını koklamak insanı yeniler"
Bu fotoğrafta 90 yıllık tecrübe var
Ferhan Şensoy: "Okan üslubumuza uyabilecek bir oyuncu"
Okan Bayülgen: "Televizyondaki şöhretim Ferhan abiye sökmüyor!"

Kaş'ta serin sulara dalış
Kapadokya'da bir hayal gerçekleşiyor
'Yunanlılar yıllardır kaymak yapmaya çalışıyor ama olmuyor'
"Kadınların dertlerini anlattım, en çok kadınlar kızdı"
Sandıktakiler kitap oldu
Kerem Görsev'in keşfi Boğaziçi öğrencileri
Mimarlar Birliği bu daveti reddedemedi: "Dünyanın en sorunlu kentine gelin"
Bir tren istasyonundan kocaman dünya doğdu
"Yavaş parçaların kadını İzel'i yaşatmam lazım"
Modacı gözüyle 19 Mayıs
Emziklilik döneminde beslenme
Ruanda ve Zaire
Floransa'nın lokantaları
Güzel olmayanın bu sitede şansı yok
Büyük savaşta Türkiye
Tecavüzcü geldi hanııım
Edebiyat tadında günlükler





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet