Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 19 Mayıs 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Fransız referandumunun Türkiye'ye etkileri


Avrupa'yı bir 'Fransız referandumu' telaşı sarmış durumda. 10 gün sonra yapılacak referandumda Fransızlar Avrupa Anayasası'na 'evet' mi, yoksa 'hayır' mı diyecekler? Yoklamalar 'hayır'dan yana bir eğilim gösterirken, uzmanlar 'evet'çilerin durumu kıl payı kurtarabileceklerini söylüyorlar.
AB'nin 'federalist' ülkeleri 29 Mayıs'ta yapılacak referandumdan 'hayır' çıkması halinde bunun 'Avrupa Birleşik Devletleri' hayaline son vereceğini düşünüyorlar. Başta İngilizler olmak üzere bu hayali paylaşmayanlar için böyle bir sorun zaten yok. Hatta Fransızların 'hayır' demeleri onları fazlasıyla memnun eder. Zira onlar, Brüksel'e önemli ölçüde hükümranlık transferi getiren Avrupa Anayasası'nı zaten kabul etmiyorlar.

Demagojiden geçilmiyor
Fransa'da referandum öncesinde yapılan ateşli tartışmaların odağını ise anayasadan çok, Türkiye konusu oturmuş bulunuyor. Üstelik 'histerik' boyutlarda. Ortalık popülizm ve demagojiden geçilmiyor. O kadar ki, bazı Fransız politikacıları Türkiye konusunda, 'ayıldıklarında' utanacakları şeyler söylemekten çekinmiyorlar.
Ağırlıklı olarak sağda duran bu politikacılar, halka, anayasaya 'hayır' demekle Türkiye'nin AB üyeliğine de hayır diyeceklerini anlatmaya çalışıyorlar. Bu bağlantıyı nasıl kurduklarını ise ortaya koymuyorlar. Popülist demagojinin özü de zaten budur.

'Hayır' kötü olur mu?
Peki Fransızların Türkiye'yi bahane ederek Avrupa Anayasası'na 'hayır' demeleri, iddia edildiği gibi, Türkiye için gerçekten kötü mü olur? Olması için bir neden yok ki. Denebilir ki, 'Anayasayı reddeden Fransızlar, ileride Türkiye'nin üyeliği için referanduma gittiklerinde bunu da reddederler.' Ancak, en az 15 yıl sonra geçerli olacak bir durumdan söz ediyoruz. Bırakın Türkiye'yi, Avrupa'nın dahi o gün nerede olacağını kestirmek mümkün değil.
Sonuçta Türkiye'nin AB perspektifi, Fransa'daki histeriye bağlı olan bir husus değil. Bu daha çok, Türkiye'nin bu perspektif içinde ne kadar hızlı veya ne kadar yavaş ilerlemek istediğine bağlı olan bir şey. Tüm kriterleri yerine getirmiş bir Türkiye'ye günü geldiğinde 'hayır' demeleri ise Türkiye'den çok Fransızlara zarar verir. O denli kalkınmış bir Türkiye'nin ise Fransa'ya zaten ihtiyacı yok demektir. Kısacası, Türkiye'nin AB perspektifi, her zaman olduğu gibi, belli bir rayda, kendi mantığına göre ve 'kendi istemiyle' ilerliyor.

Kendilerine zarar verir
Fransızların Avrupa Anayasası'nı reddetmeleri aslında kendilerine ve AB'ye zarar verir. Hatta zarar tüm AB'nin değil, 'bir kısım AB'nin' olur. Zira, belirttiğimiz gibi, bu anayasaya hiç de hoş bakmayan üyeler var bugün. Onların istedikleri ve daha gevşek bağlara dayanan AB ise aslında Türkiye'nin arzularına çok daha yakın.
Anayasayı reddetmesi Fransa açısından acı bir ironiyi de beraberinde getirecektir. Çünkü, Almanya gibi AB'deki 'geleneksel ortağıyla' ters düşerek, kendisini, AB üyeliğine zaten başından beri soğuk baktığı bir İngiltere ile aynı kampa itmiş olacak. Bu da Fransa için 'yalnızlık' anlamına gelecektir.

Türkiye için önemli olan
Öte yandan, 'evet' yanlısı 'akıllı' Fransızların 'Türkiye demagojileri' de şekillenmeye başladı. Onların durumu da ilginç. Onlara göre Avrupa Anayasası'na 'evet' demek, Türkiye'yi AB'den uzak tutmanın tek yolu. Çünkü mevcut koşullara bile zar zor uyan Türkiye'nin, yasal kriterleri iyice zorlaştıran ve ciddi ölçüde hükümranlık transferi içeren bir anayasayı kabul etmesi imkânsız. Bu kamptaki varsayım da bu.
Anlaşılacağı gibi, işin içinde her halükârda bir 'Fransızlık' var. Fakat bunlar Türkiye açısından önemli değil. Önemli olan bizim ne istediğimizi bilmemiz ve o yolda yürümemizdir. Gerisi, eskilerin ifadesiyle, 'lafügüzaftan ibaret.'

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Atatürk'ü anlamak
YEKTA Güngör Özden'e göre, bir konuda doğru d...
Çetin ALTAN
Suretiyle, tabiatıyla, netekim, binaenaleyh, bittabi...
İlk sabah çayını bardağa koymak suretiyle içt...
Melih AŞIK
Din ve ahlak...
Milli Eğitim Bakanlığı, liseler için yeni Din...
Fikret BİLA
KKTC'den çifte atak
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, KKTC'de Türklere mah...
Hasan CEMAL
19 Mayıs, uzun yürüyüş!
Tarihimizde 19 Mayıs 1919 uzun bir yürüyüşün ...
Güneri CIVAOĞLU
Sicil
Atatürk'ün "gaflet ve hıyanet içinde" dedikle...
Can DÜNDAR
Bir Bandırma yolcusu
"Bandırma'ya ve geminin yolcularına ne oldu?"...
Hurşit GÜNEŞ
1915 ve 1945'in ardındaki gerçek
Bugün 19 Mayıs. Tam 86 yıl önce ülkemizin bağ...
Doğan HEPER
Başbakan yatırım istiyor ama...
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan Güneydoğu ve Do...
Semih İDİZ
Fransız referandumunun Türkiye'ye etkileri
Avrupa'yı bir 'Fransız referandumu' telaşı sa...
Sami KOHEN
Oy yo-yo!
TIPKI "yo-yo" oyunu gibi, bir aşağı, bir yuka...
Mehmet Y. YILMAZ
Şeriat ülkesinde kadın olmak...
Pakistan, dini esaslara dayanan bir devlet dü...
Hasan PULUR
Kaç devrin yaşayan tanığı...
ALTEMUR Kılıç anılarına "Kılıç'tan Kılıç'a/Bi...
Erdoğan SAĞLAM
Sporcuya vergi kıyağı
Pek çok konuda af içeren Bazı Kamu Alacakları...
Derya SAZAK
Avrupa sosyal modeli
Türkiye, 2007 genel seçimlerine IMF ile yapıl...
Meral TAMER
19 Mayıs ve yıldızlı
Geçen ay Norveçli diplomat Charung Gollar'dan...
Yaman TÖRÜNER
Yeni stand - by ile her şeye bye - bye
Hükümet, IMF ile anlaştı. Yeni anlaşma da önc...
Güngör URAS
19 Mayıs 'bayram'dı 'tatil' oldu
Dün sabah üniversitede derse başlamadan öğren...
Serpil YILMAZ
Aziz Yıldırım'ın Polonya dörtlüsü
Avrupa Konyesi toplantısı için Varşova'da bul...
M. Ali BİRAND
NEDEN HERŞEYİ DEVLETTEN BEKLİYORUZ?
Kendinizi, ailenizi veya etrafınızı bir incel...

© 2005 Milliyet