|
NEDEN HERŞEYİ DEVLETTEN BEKLİYORUZ?
Kendinizi, ailenizi veya etrafınızı bir inceleyin, görceksiniz. Bir alışkanlığımız var ki, tedavisi imkansız. Herhalde Osmanlı İmparatorluğundan, kapıkulu olma alışkanlığından başlamış, Cumhuriyet döneminde de süre gelmiş.
"Devlet Baba" imajı yerleştirilmiş.
Devlet Baba'ya tapınalım, Devlet Baba'nın kulu olalım ki, o da bizi gözetsin. Nimetlerinden bizi de nemalandırsın. Dikkat ederseniz eskiden resmi konuşmalarda, medya'da sık sık "Şefkatli Devlet" veya "Fakir fukaranın babası Devlet" nitelemeleri kullanılırdı. Bu, Devlet'in gizlice bilinç altımıza yerleştirdiği sloganlardı.
Yıllar geçtikçe, toplum verilen uyuşturucuya alıştı, ancak Devlet fakirleşince sözlerini tutamaz oldu. Beklentileri arttıkça, bu defa tepkiler de arttı. Devlet, kendi yarattığı bir canavarın tutsağı durumuna düştü.
Ancak, karşılığını alamamasına rağmen, toplum Devlet Baba'dan vazgeçemedi. Azalsa dahi, hala Devlete asılmayı bırakamadı.
"Nerede bu Devlet?" haykırışını herhalde unutmadınız. Ancak dikkat edin, Devletten beklenti sadece toplumun fakir kesitlerinde değildir. Daha kısa bir süre öncesine kadar, büyük iş adamlarımız da Devletten ihale beklerdiler. Zenginleşmenin yolu, Devletin müşfik elinin ceplere girmesinden geçerdi.
Bugün etrafınıza bakın ve konuyu siyasi alana kaydırın, aynı durumlarla karşı karşıya kalırsınız.
Ermenilerin soykırım iddialarına karşı mücadele mi edilmesi gerekiyor?
Kimse kılını kıpırdatmak istemez ve "Nerede Devlet kardeşim, Ermeni lobilerine karşı neden etkin olamıyor" denir.
Avrupa Birliği ile ilgili bir kampanya mı yapılması gerekiyor?
Kimse yerinden kalkmaz, herşeyi Devletten bekler.
Ülke'nin laik sistemi tehlikeye girdiği zaman harekete geçilmesi, sivil toplum örgütlerinin sokağa dökülmeleri mi gerekiyor?
Kimse rahatını bozmaz. Bu defa da Asker'e dönülür ve "Paşam neredesiniz, ülke elden girdiyor. Gelin el koyun, müdahele edin" denir.
İşte bütün bu alışkanlıklardan kurtulmamız gerekiyor.
ABD Başkanı Kennedy'nin ünlü sözü henüz bize ulaşmadı: Ülkem bana ne yaptı, diye sormak yerine, ben ülkeme ne yapabilirim diye sorun...
O günler çok yaklaşıyor...
GENÇ OLMAK NE GÜZEL ŞEY
Günlük kavgalara girdiğimiz zaman unutuyoruz. Ne zamanki anlamlı günler geliyor ve o günlerin önemini düşünüyoruz, o zaman daha iyi algılıyoruz.
Atatürk'ün bu Cumhuriyeti nereye doğru yönlendirdiğini daha net şekilde görüyoruz.
Türkiye'yi batıya götürmek, din bağlantılarından koparmak, Kuran'ı yorumlayarak kendilerine geçim alanı sağlayanların etkisini silmek için attığı adımlar çok iyi değerlendiriliyor.
19 Mayıs işte bu açıdan çok hoş bir gün.
Genç ve yeni Türkiye'nin simgesi.
Sokakları dolduran gençliğin dinamizmi, dünyaya farklı bakışı, insanı yüreklendiriyor. Geleceği daha güvenle yürümemize hız verdiriyor.
Mustafa Kemal'i sadece bağımsızlık sembolü olarak görenler, Onun Türkiye'yi taşımak istediği Batı sistemini inkar edenler ise içimi kapatıyor.
Kendilerine "ulusalcı" diyorlar.
Kemalizmi kendi çıkarları için kullanıyorlar.
Oysa 19 Mayıs gençliği dünya'ya açılmak, zenginleşmek ve mutlu yaşamak istiyor.
19 Mayıs'lar insanın içini açıyor.
Atatürk'e hayranlığım bir kat daha artıyor.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|