|
Şarkılar ve bombalar...
Eurovision Şarkı Yarışması'nın Kiev'deki yarı finalini izlerken; yarışmaya katılan gençlerle aynı yaşlardaki canlı bombaları, satırlı bıçaklı öfke kudurganlarını, kasklı bazukalı ölüm adaylarını, mayınlı mitrayyetli Azrail âşıklarını da görüyor gibiydim; şuraya buraya serpildikleri değişik diyarlarda...
***
Şarkı yarışmasına katılan genç kızlar, ne kadar da güzel, ne kadar da tempolu ve hareketliydiler... Yakışıklı delikanlılar da öyle...
Yarı finallerden başarıyla çıkan gruplarda bir sevinç, bir coşku, bir sarmaş dolaş olma...
O sıralarda Ortadoğu'nun kim bilir nerelerinde, kaç genç kızla, genç delikanlı da; gövdelerine bağladıkları dinamit lokumlarını patlatarak, kan revan içinde paramparça oluyorlardı...
Birinciler mutlu, ikinciler kendilerine göre kahraman oluyorlardı...
***
Meslek dışı, saltanatlı bir liderlik yaşamıyla afsunlanmış Şark politikacılarının nağmelendirdiği, bitip tükenmeyen bir kahramanlık edebiyatı...
Resmi tarihçilerin ayrıntılarına girmekten pek de hoşlanmadıkları "Celali isyanları" da, kahramanlık türküleriyle emziklenmişti. Köroğlu'nun türküleri, bendenizin gençliğine dek yankılanıp gitmişti:
"Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir"
Dadaloğlu'nun ki de öyle:
"Ferman padişahın, dağlar bizimdir"
***
Eurovision Şarkı Yarışması'nın bugünkü gençleri de; kazara daha erken doğmuş olsalar; birbirlerini yok etme hipnozlarının borazanlarını çalacaklardı.
Yine de 1950'lerin ünlü şarkıcısı Mouloudji gibi birileri, çıkacaktı ortaya. İnsanların ölüp öldürmek için değil, yaşamak için dünyaya geldiklerini anlatmaya çalışacaktı.
***
Bizde de, kahramanlık edebiyatına karşı sadece Tevfik Fikret, küçük bir uyarı yapma gereği duymuştu:
Vatan senden hayat umar,
Sen yaşarsan o canlanır.
Vatan için ölmek de var,
Fakat borcun yaşamaktır.
***
Şu sıralarda da kim bilir kimler, kimleri öldürmede ve kimler ölüp ölüp gitmede... Ellerini ovuşturan silah satıcıları hoşnut olmalı...
Oysa silah alımlarına akıtılan para, yatırımlarla çalışma alanlarına doğru akıtılsa; araba, ekran, kamera, prefabrik ev satışları kim bilir nasıl bir patlama gösterirdi, patlayan bombalarla mayınlara nanik yaparak...
Şark, henüz daha böylesi bir denklemi saydamlaştırmaktan çok uzak... Çok uzak, TV kanallarında Michael Jackson'un "Benim Cici Silahım" belgeselini tartışmaktan...
***
İran'da da "Son Gün" diye bir film yapılmıştı. Buluğ çağına gelmiş küçük bir kızın, doğum saatini sorduktan sonra, o saate kadar dışarıda sereserpe oynaması ve o saatte eve girip, bir daha açılmamak üzere çarşaflarla peçelere bürünmesi...
***
Bir yanda gezenler keyfedenler; bir yanda ölenler öldürenler... Bir yanda çadıriler içinde ömür tüketenler, bir yanda tatil kentlerinde sefa sürenler...
Buzlanmış beyinleri ılıtmak o kadar kolay mı; hele hele "yazı adamları"nın da, güdülen politikaların propagandasını yapmaya zorunlu, alfabe öğrenmiş birer "arzuhalci" gibi görüldüğü "Üçüncü Dünya" ülkelerinde?..
***
Neyse ki "politika"nın da tılsımı, eski albenisini yitirme yolunda... Futbol maçlarını izleyenlerle, Eurovision şarkı yarışmalarını izleyenlerin sayısı, nutuk ve demeç dinleyenlerin sayısını aştıkça aşıyor...
Bir de buna, yaygınlaşan mangallı piknik tutkusunu eklerseniz...
Kır lokantalarının "kendin pişir, kendin ye" reklamları; politikacılar için, "kendin söyle, kendin dinle" matrokolojisine dönüşecek...
***
50 yıla kalmadan ne canlı bomba kalır, ne buluğ çağına gelmiş küçük kızlar için tepeden tırnağa örtülere bürünme...
Tüm dünya gençleri, hep birlikte katılırlar küresel şarkı yarışmalarına...
Kahramanlık edebiyatının da rantı biter ve eski zaman imparatorlarıyla sultanlarının türbeleri yanına gömülürler...
***
İnsanlık kötüye gitmez. Çalkalana malkalana bir hayli anlamsız fireler verse bile, Türkiye de gitmez. Enseyi karartmayın...
c.altan@prizma.net.tr
|
|