|
Düşeş, dübeş, dubara...
Bir ömür ödülü sayılacak düzeydeki gıyabi bir yürek dostluğunun, İzmir'i de kalkındırma inadındaki, yapıcı insanı Cengiz Sani; güncel olaylardan derlenmiş bazı ironik saptamalar gönderir.
İşte onlardan biri:
İzmir'de hırsız girmiş bir eve. O sırada evin telefonu çalmış:
- Kimsiniz?..
- Ben hırsız...
İzmirli hırsız yine saydam biriymiş. Ya politik bir rüzgârlanmayla:
- Ülkesinin kimsesiz yerlerini, canından çok seven bir yurtsever, deseydi...
Diyenler az mı yani?
***
Zaten Cengiz Sani de, güncel olaylarla başından geçenlerden toparladığı matrak anekdotlardan sonra soruyor:
- Dünyada Türkler kadar, ülkesini ne çok sevdiğini iddia edip, Türkler kadar ülkesine ve milletine inanılmaz kazıklar atan başka bir ülke daha var mı acaba?
***
Cengiz Sani'nin sorusu, Neyzen Tevfik'in eski bir "Tarzan filmi" değerlendirmesini anımsattı bendenize...
Bir gün öğleden sonra Neyzen'i ilk kez sinemaya götürmüşler. Sinemada bir Tarzan filmi oynuyormuş. Tarzan, ormanlar içinde ağaçlardan ağaçlara atlayarak, vahşilerin eline tutsak düşmüş kolonyal şapkalı bir İngiliz kızını kurtarıyor; sonra da, ormanların kuytularında İngiliz kızıyla sevişiyormuş.
Sinemadan çıkışta, Neyzen Tevfik'e sormuşlar:
- Nasıl buldun filmi Neyzen?
Neyzen:
- Bir kez, demiş; gün ortasında hem serince, hem karanlık bir mekân hoşuma gitti. Sonra da yine gördüm ki her kurtarıcı, en sonunda bir güzel beceriyor sevip kurtardığını...
***
Trafik kazalarında çarpışmalar, arkadan bindirmeler, şarampole yuvarlanmalar, araba içinde sıkışıp kalmalar, ölmeler, ezilmeler, yaralanmalar süre dursun; çerçevesi incecik telden gözlüklü, başı takkeli, beyazlaşmış sakalı da olan bir sürücü; otoyollardan birinde ters yöne girmiş, bastırdıkça bastırıyormuş gaza...
Kendisini trafik polisi durdurmuş:
- Milletvekili misiniz?
- Hayır...
- Yargıç, savcı falan da değilsiniz herhalde?
- Hayır değilim...
- Diplomatik dokunulmazlığınız da yok?..
- Yok...
- Tamam oldu. Siz ceza yazabileceğimiz vatandaşlardan birisiniz ama, önce şunu söyleyin; ters yönde gittiğiniz bir yana, bir de neden bu kadar korkunç bir hız?
Takkeli, gözlüklü, sakalı beyazlaşmış sürücü:
- Çok geciktim de, demiş; onun için... Baksanıza herkes geri dönüyor...
- Peki, nereye gidiyorsunuz ki siz?
- Onu bir Tanrı biliyor; ben sadece elimden geleni yapıyorum...
Trafik polisi:
- Peki anladım, demiş; buyurun gidin. Siz besbelli ki, iktidarımızın danışmanlarından birisiniz...
***
Başbakan Tayyip Bey'in de hoşlanacağını sandığımız bir fıkra:
Eski zamanlara ait resmi bir bayram balosunda, kendinden geçmiş bir çift, Mavi Tuna valsine kaptırmışlar kendilerini, boyuna dönüyorlar... Erkek beyaz yelekli fraklı, kadın yerlere kadar tuvaletli...
Yarım saat kadar, izleyicilerin alkışları arasında aşkla şevkle dönüp durduktan sonra; fraklı kavalye, tuvaletli damının kulağına:
- Acaba, demiş; biraz da ters yönde dönemez miyiz; tahta takma bacağımın vidası iyice gevşedi de...
***
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Baba erenler, politikacılar vatan millet için neler yaptıklarını bol bol anlatıyorlar da; kendileri için neler yaptıklarını neden hiç anlatmıyorlar?
Bektaşi babası gülümsemiş:
- Doğruları söylemeye alışık değiller de, ondan; demiş...
***
Ve Voltaire'den bir söz:
"Bir ülkede hırsızlık resmileşirse, o ülke yıkılmaya mahkûmdur."
***
Ziya Osman'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yetişir
Beni hatırladıkça,
Ara sıra gönlümü al.
Sokakta görünce, gülümse,
Yanıma yaklaş,
Az elin elimde kal.
Evine misafir geleyim,
Kahvemi sen pişir.
Taze doldurulmuş sürahiden
Bir bardak su ver,
Yetişir...
c.altan@prizma.net.tr
|
|