|
 |
|
|
Lafta kalan tasarruf
Satır Arası / Deniz Sipahi
Bu yazımı sadece Manisa Belediye Başkanı Bülent Kar'ı eleştirmek için yazmadığımı baştan söylemeliyim.
Bir örnekten yola çıkarak genele gitmek istiyorum.
Bu bilinen bir uygulama...
Bankalar müşteri sayısını artırmak için kurumlarla anlaşmalar yapıp maaşların dağıtımı için özel protokoller yapıyorlar.
Bunun karşılığında da o kuruma nakit ödeme ya da bir ürün desteğinde bulunuyorlar.
Her şey yasal...
Alan da, veren de memnun.
Her sektörde olduğu gibi finans sektöründe de yoğun bir rekabet yaşanıyor; sonuçta müşteri kazanıyor, bankalar da daha kaliteli ve hızlı hizmet vermenin yarışına giriyorlar.
Geçen gün birçok gazetede aynı haber vardı.
Manisa Belediye Başkanı Bülent Kar, işçi ve memur maaşlarının beş yıllık dağıtımı için özel bir bankayla protokol yapmış. Karşılığında, makam aracı olarak lüks bir otomobil ve minibüs hediye almış.
Kar, kullandığı otomobili ise diğer birimlerin hizmetine vermiş.
Başkan Kar, belediyenin kasasından çıkacak gideri başka bir kurumu yükleyerek iyi yapmış gibi görünüyor.
* * *
Şimdi düşünüyorum; ben belediye başkanı olsaydım.
Bu geliri makam aracımı değiştirmek için mi kullanırdım; yoksa daha acil bir ihtiyaç için mi?
Örneğin belediyede çalışanların tamamı bilgisayar kullanabiliyor mu, tamamı internete girebiliyor mu?
Kaç tanesi yabancı dil biliyor, kaç tanesi kişisel becerilerini geliştirmek için eğitim çalışmalarına katılıyor? Aklımda onlarca, yüzlerce maddelik bir liste var.
Bir başka ayrıntı daha...
Her belediye başkanı, ticaret ve sanayi odası başkanı... Sivil toplum örgütlerinin, vakıfların başkanları...
Lüks, ithal bir araca binmek zorunda mıdır?
Bunu da klasik, anlamsız, içi doldurulmamış "yerli malı kullanalım" sloganı havasında söylemiyorum.
Acaba orta sınıf bir araca binmek herhangi bir kurumun başındaki kişiyi küçültür mü?
Fransa Cumhurbaşkanı, Başbakanı kendi ülkesinde üretilen bir araca binebiliyorsa demek ki küçültmez.
* * *
Hatırlıyorum; 2001 krizinden sonra devlet masrafları kısmaya niyetlenmiş, araçlarını tasarruf amaçlı satmak istemişti.
2000 yılında devlet 85 bin araca sahipti. Yerel yönetim ve KİT'lerin sahip oldukları araçlar da dikkate alındığında bu sayı 125 bin civarındaydı.
İşte bu 125 bin araçtan sadece iki bin tanesi Maliye Bakanlığı'na teslim edilmişti. Bunların yarısından fazlası da hurdaydı.
Devlet, kamudaki fazla taşıtları satarak gelir elde etmek bir yana cebinden 25 - 30 milyon dolarlık para çıkararak yeni araçlar almıştı.
Yani tasarruf lafta kalmıştı.
Sanayileşmiş zengin ülkelerin çoğunluğunda resmi araç sayısı çok sınırlıdır. Japonya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde resmi araç sayısı 10 bin ile 20 bin arasında bulunuyor.
Ben belediye başkanı olsaydım; öyle yapardım. Yani Fransa Başbakanı'nın yaptığı gibi...
Kendi ülkemde üretilen bir araca binmeyi tercih ederdim.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|