|
Hafifçe mora da çalan koyu pembe zakkumlar...
Bu akşam, bize özgü abartmalı bir manşet formülüyle "Tüm dünya İstanbul'da oynanacak Milan-Liverpool maçına kilitlenecek" de olsa; güncel yaşamda bireylerin ömürsel saatleri, çok değişik alanlarda kendi zıpzıplarını oynamakta...
Yılın en uzun günleri...
Saat 19.30'da uçak, Atatürk Havalimanı'ndan -söz aramızda, bazen insanın " bir bardak su ver ama, lütfen Atatürk'süz olsun" diyesi geliyor hani- Dalaman'a doğru havalandığında; yolcular arasında, belleri bir hayli açık, sivri burunlu dekolte ayakkabıları içinde çıplak ayakları bakımlı, birkaç avuç da gencecik Rus kızı vardı.
Sonra daha bir yığın AB vatandaşı yolcu vardı; İngilizler, Almanlar falan...
***
Uçak, şöyle iyice yana yatarak Marmara'ya doğru dönerken, ufacık pencereden İstanbul'a bakıyordum...
Evler, evler, evler; bazıları kol gibi yukarı doğru çıkmış binlerce, yüz binlerce; ayrıca bana milyonlarca milyarlarca gibi görünen evler... Dağ taş, yer gök, kıyılar tepeler, yayıldıkça yayılmış, yeşilliklerden yoksun ev yığınlarıyla dolu...
Tanrı kolaylık versin, kaldırımları söke yapa, İstanbul'u düzeltmeye çalışanlara... Nasıl olsa muhtaç oldukları kuvvet, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
***
Üç beş gün önce, bir dönemlerin Devlet Bakanı İsmail Hakkı Birler, bir dönemlerin Sağlık Bakanı Dr. Mete Tan'la; çevresi menekşelerle süslü özenilmiş bir havuzun kıyısındaki gölgeliklerde beraber olmuştuk...
Görüntü Türkiye'siyle, megalomanyaklık dışı gerçeklerden de azıcık dem vurmuştuk... Yine bir dönemlerin, artık "dede" olmuş sevimli siyasetçileri de, gelmişti yanımıza...
Doğrusu gönül kemanlarının "mi" teli kopuk olmayan eski dostlarla yarenlik etmeyi, bir hayli özlemişim...
Bilemiyorum medyanın arşivlerinde, henüz hayattaki tüm eski bakanların bir arada çekilmiş bir fotoğrafı var mı?
Eski bakanların bir arada çekilmiş fotoğrafı, monotonluğu artan politik tatavaların da, değişik çağrışımlarla raketlenmesine ebe annelik edebilirdi.
***
İstanbul'da, Milan-Liverpool maçı için gelen turistlere fes satışları da iyice artmış...
Amerika'yı da fethetmişiz; türbanlı kızlarımız, mehter takımımız ve kılıç kalkan oyunlarımızla...
Ha, evet... Cumhuriyet Bayramı törenlerinde son kez acaba hangi Cumhurbaşkanımız giymişti silindir şapkayı; bir anımsayan vardır elbet...
Ekonomik bir altyapıdan yoksun, yüzeysel çağdaşlaşma özenlerinin meşalesi, oligarşik bir bürokrasinin koltuklarını ısıtıp aydınlatmaya yetebiliyor sadece...
Bu arada sahtelerinden ayrılması için Tekel'in piyasaya sarı kapaklarla sürdüğü Yeni Rakı ile Tekirdağ Rakısı'nın da sarı kapaklı sahteleri yapılmış...
***
Mayıs ayının sonlarında, Dalyan'dan Akdeniz kıyılarındaki 7 km'lik İztuzu Plajları'na doğru giderken, inişli çıkışlı ormanlık Gökbel yolunun hiçbir müzede rastlanmayacak muhteşem tablosunu ıskalamamakta, "ben de yaşadım"demenin şifresi saklı...
***
Yolun her iki kıyısında kilometrelerce sürüp giden, hafif mor flörtlü koyu pembe, birbirine sımsıkı yapışmış bir zakkumlar düğünü, bir zakkumlar bayramı, bir zakkumlar karnavalı...
Ormanlık yamaçlardan ve çamların içinden aşağılara doğru inen zakkum şelaleleri. Yolun az uzaklarında, denizle gizlice buluşan göllere doğru baş başa vermiş zakkum grupları...
***
Irak'ta bir günde bombalarla, kurşunlarla yere serilenlerin sayısı neredeyse 100'e yaklaşmada...
Türkiye'de de araba kazaları... Maganda kurşunları... Öfke azgınlığıyla birbirini bıçaklayıp vuranlar...
Ve zakkumlar karnavalından denize kadar uzananların bitiminde, uçsuz bucaksız kimsesiz bir kumsalla, köpük köpük Akdeniz dalgaları...
***
Sadece yarım açık bir büfenin önündeki masalarda; mayoları, şortlarıyla denize girdikleri de belli bir İngiliz aile oturuyordu...
İn cin top oynuyordu ortalıkta...
Çevre korunmasına gönül verdiği anlaşılan bir İngiliz de; sağa sola atılmış boş bira şişelerini tek tek toplayıp büfeye getirmişti. Boş şişeleri nereye koyabileceğini soruyordu...
***
Resmi tarihçiler bir yanda; satılamadığı için derelere dökülen sütler bir yanda; Türkiye'ye AB üyeliğinden önce "imtiyazlı ortaklık" tanınması önerileri bir yanda; yüz yıldan bu yana çözümlenmeden biriktirilmiş sorunların kementleşmeye başlaması bir yanda...
Sert esen güney rüzgârlarına karşı, Akdeniz'in beyaz köpüklü dalgalarına bakarak birer çay içtik...
Ömer Kavur ile Selahaddin Hilav da sanki yanımıza gelmişler de, imaj Türkiye'sinin tatavacılarına artık boş verip omuz silkiyorlarmış gibiydiler...
c.altan@prizma.net.tr
|
|