|
 |
|
|
3 Ekim sonrası rayda kalmak!
Avrupa Birliği konusunda Türkiye için felaket çanları mı çalıyor? Kimileri böyle bir hava yaratmanın peşinde. Türkiye'nin AB yolunu kesmek isteyenlerin şu günlerde yine etekleri zil çalıyor.
İki noktada zıplıyorlar:
Bir, Fransa'nın pazar günkü referandumda 'hayır'a koşuyor olması... İki, Almanya'nın eylül ayında iktidar değişimine doğru yol alması...
Fransız halkının 29 Mayıs'ta Avrupa Anayasası'na hayır demesi yakın ihtimal.
Almanya'da ise Sosyal Demokrat Parti'nin eylül ayı ortasında iktidara veda etmesi bir başka yakın ihtimal. Schröder'in yerine Hıristiyan Demokrat Parti'nin lideri Angela Merkel başbakanlık koltuğuna oturacak.
Fransa'da hayırcılarla, Almanya'da Muhafazakârların muhtemel siyasal başarıları bu iki ülkede ister istemez Türkiye karşıtlarının elini güçlendirecek.
Paris'te Cumhurbaşkanı Chirac'ın zayıflaması, Berlin'de Schröder'in iktidara veda etmesi Türkiye için iyi haberler değil. Bu iki lider, bugüne kadar Türkiye'ye Avrupa yolunun açılmasında belirleyici rol oynadılar.
Bundan sonra ne olabilir?
Elbette dünyanın sonu değil.
Ama bunun için öncelikle Türkiye'nin AB yolundaki kararlılığını sürdürmesi ve reformculukta ipe un sermemesi gerekecek.
Bu bir ilk tespit.
Ya da konunun olmazsa olmazı...
Bu noktayı böylece belirttikten sonra Fransa ve Almanya'daki gelişmelerle ilgili olarak akla gelen ilk soru şu:
3 Ekim nasıl etkilenir?
Etkilenmez!
3 Ekim'de AB ile üyelik müzakereleri başlar. Çünkü 17 Aralık'ta AB'nin bu kararı, devlet başkanı ve başbakanlar düzeyinde alındı. Bu karar nihaidir, hukuki açıdan herkesi bağlayıcıdır.
Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık diyerek Almanya'da sahneye çıkan Merkel bunu değiştiremez. Bu bir devlet politikası haline gelmiştir.
Fransa'daysa zaten hayırlar bugün için bir iktidar değişikliğine yol açacak değildir. Ama hayırların oranı, Avrupa'da öylesine bir krize neden olabilir ki, bu da AB'nin nasıl bir AB olacağını gündemin birinci sırasına oturtabilir.
Peki, 3 Ekim'e kadar Türkiye açısından hiç mi yol kazası olmaz?
Genel olarak beklenmiyor.
Kıbrıs'ta olmadık bir terslik yaşanmaz ve uyum protokolü imzalanırsa... Türk Ceza Yasası 1 Haziran'a kadar çıkarsa... İnsan hakları açısından uygulamada olmadık ihlallerle karşılaşılmazsa...
3 Ekim'de de müzakereler başlar.
Çok yakın ihtimal budur.
Ankara'dan kaydedilen sinyaller de aksilik ihtimalini en aza indiriyor.
İkinci soruya gelince:
3 Ekim'de AB ile müzakerelerin açılması etkilenmese de, 3 Ekim sonrası ne olur?
Bu soruda durum daha farklı. Paris'te zayıf bir Chirac, Berlin'de ise iktidar değişimi, Türkiye'nin 3 Ekim sonrası AB ile müzakere sürecini olumsuz etkileyebilecek.
Ama nereye kadar?
Demin belirttiğim gibi, Türkiye eğer AB konusundaki reformcu kararlılığını sürdürür, ipe un sermezse 3 Ekim sonrasında güçlükler çoğalsa da Avrupa yolculuğu sürer.
Bu bakımdan önemli bir nokta daha var. Önümüzdeki süreçte özellikle Avrupa'nın belirli odaklarında Türkiye'nin canını sıkacak provokasyonlar tezgâhlanabilir.
Kürt ve Ermeni meselelerinde, PKK ve Apo konusunda ve Kıbrıs'la ilgili olarak provokasyonlar...
Türkiye'ye, "Böyle AB olmaz olsun, alın başınıza çalın!" havası yaratmak isteyebilirler. Bunun için Türkiye içindeki AB karşıtlarıyla adı konmamış bir 'kutsal ittifak'a gidebilirler.
Önemli nokta bu.
Oyuna da gelmemek lazım.
Kısacası:
Türkiye eğer ipe un sermez, provokasyonlara da meydan vermezse, inişleriyle çıkışlarıyla 3 Ekim sonrasında da Avrupa yolculuğuna devam eder.
17 Aralık'ta kanca takıldı. 3 Ekim sonrasında istasyondan ağır ağır ayrılacak olan trenin rayda kalmasıdır bundan sonra önemli olan...
Başmüzakereci olarak Ali Babacan'ın belirlenmiş olması bu arada olumlu bir gelişmedir.
AB'nin Fransa'daki referandum sonrası ne olacağına gelince, bu da bir başka yazı konusudur.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|