Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 25 Mayıs 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
3 Ekim sonrası rayda kalmak!


Avrupa Birliği konusunda Türkiye için felaket çanları mı çalıyor? Kimileri böyle bir hava yaratmanın peşinde. Türkiye'nin AB yolunu kesmek isteyenlerin şu günlerde yine etekleri zil çalıyor.
İki noktada zıplıyorlar:
Bir, Fransa'nın pazar günkü referandumda 'hayır'a koşuyor olması... İki, Almanya'nın eylül ayında iktidar değişimine doğru yol alması...
Fransız halkının 29 Mayıs'ta Avrupa Anayasası'na hayır demesi yakın ihtimal.
Almanya'da ise Sosyal Demokrat Parti'nin eylül ayı ortasında iktidara veda etmesi bir başka yakın ihtimal. Schröder'in yerine Hıristiyan Demokrat Parti'nin lideri Angela Merkel başbakanlık koltuğuna oturacak.
Fransa'da hayırcılarla, Almanya'da Muhafazakârların muhtemel siyasal başarıları bu iki ülkede ister istemez Türkiye karşıtlarının elini güçlendirecek.
Paris'te Cumhurbaşkanı Chirac'ın zayıflaması, Berlin'de Schröder'in iktidara veda etmesi Türkiye için iyi haberler değil. Bu iki lider, bugüne kadar Türkiye'ye Avrupa yolunun açılmasında belirleyici rol oynadılar.
Bundan sonra ne olabilir?
Elbette dünyanın sonu değil.
Ama bunun için öncelikle Türkiye'nin AB yolundaki kararlılığını sürdürmesi ve reformculukta ipe un sermemesi gerekecek.
Bu bir ilk tespit.
Ya da konunun olmazsa olmazı...
Bu noktayı böylece belirttikten sonra Fransa ve Almanya'daki gelişmelerle ilgili olarak akla gelen ilk soru şu:
3 Ekim nasıl etkilenir?
Etkilenmez!
3 Ekim'de AB ile üyelik müzakereleri başlar. Çünkü 17 Aralık'ta AB'nin bu kararı, devlet başkanı ve başbakanlar düzeyinde alındı. Bu karar nihaidir, hukuki açıdan herkesi bağlayıcıdır.
Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık diyerek Almanya'da sahneye çıkan Merkel bunu değiştiremez. Bu bir devlet politikası haline gelmiştir.
Fransa'daysa zaten hayırlar bugün için bir iktidar değişikliğine yol açacak değildir. Ama hayırların oranı, Avrupa'da öylesine bir krize neden olabilir ki, bu da AB'nin nasıl bir AB olacağını gündemin birinci sırasına oturtabilir.
Peki, 3 Ekim'e kadar Türkiye açısından hiç mi yol kazası olmaz?
Genel olarak beklenmiyor.
Kıbrıs'ta olmadık bir terslik yaşanmaz ve uyum protokolü imzalanırsa... Türk Ceza Yasası 1 Haziran'a kadar çıkarsa... İnsan hakları açısından uygulamada olmadık ihlallerle karşılaşılmazsa...
3 Ekim'de de müzakereler başlar.
Çok yakın ihtimal budur.
Ankara'dan kaydedilen sinyaller de aksilik ihtimalini en aza indiriyor.
İkinci soruya gelince:
3 Ekim'de AB ile müzakerelerin açılması etkilenmese de, 3 Ekim sonrası ne olur?
Bu soruda durum daha farklı. Paris'te zayıf bir Chirac, Berlin'de ise iktidar değişimi, Türkiye'nin 3 Ekim sonrası AB ile müzakere sürecini olumsuz etkileyebilecek.
Ama nereye kadar?
Demin belirttiğim gibi, Türkiye eğer AB konusundaki reformcu kararlılığını sürdürür, ipe un sermezse 3 Ekim sonrasında güçlükler çoğalsa da Avrupa yolculuğu sürer.
Bu bakımdan önemli bir nokta daha var. Önümüzdeki süreçte özellikle Avrupa'nın belirli odaklarında Türkiye'nin canını sıkacak provokasyonlar tezgâhlanabilir.
Kürt ve Ermeni meselelerinde, PKK ve Apo konusunda ve Kıbrıs'la ilgili olarak provokasyonlar...
Türkiye'ye, "Böyle AB olmaz olsun, alın başınıza çalın!" havası yaratmak isteyebilirler. Bunun için Türkiye içindeki AB karşıtlarıyla adı konmamış bir 'kutsal ittifak'a gidebilirler.
Önemli nokta bu.
Oyuna da gelmemek lazım.
Kısacası:
Türkiye eğer ipe un sermez, provokasyonlara da meydan vermezse, inişleriyle çıkışlarıyla 3 Ekim sonrasında da Avrupa yolculuğuna devam eder.
17 Aralık'ta kanca takıldı. 3 Ekim sonrasında istasyondan ağır ağır ayrılacak olan trenin rayda kalmasıdır bundan sonra önemli olan...
Başmüzakereci olarak Ali Babacan'ın belirlenmiş olması bu arada olumlu bir gelişmedir.
AB'nin Fransa'daki referandum sonrası ne olacağına gelince, bu da bir başka yazı konusudur.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Babacan biliyordu, IMF'yi bekliyordu
DEVLET Bakanı Ali Babacan'ı 8 Nisan akşamı CN...
Çetin ALTAN
Hafifçe mora da çalan koyu pembe zakkumlar...
Bu akşam, bize özgü abartmalı bir manşet form...
Melih AŞIK
Champions fırsatı
Üzerinde formalarıyla Liverpool ve Milan tara...
Fikret BİLA
Hedefteki bakan: Çiçek
Yeni Türk Ceza Yasası'nda, yasadışı eğitim ve...
Hasan CEMAL
3 Ekim sonrası rayda kalmak!
Avrupa Birliği konusunda Türkiye için felaket...
Güneri CIVAOĞLU
Ya biz kimiz?
Kürsüdeki tarihçi, "Ermeni olan karım da beni...
Abbas GÜÇLÜ
Sağlamer'den ültimatom
Eski İTÜ Rektörü ve Avrupa Üniversiteler Birl...
Hurşit GÜNEŞ
Almanya'da sosyal demokratları işsizlik yıktı
Pazar günü Almanya'da en büyük ve belirleyici...
Nail GÜRELİ
Bir askerlik anısı ve 'türban'
Bir yanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndek...
Mehmet Y. YILMAZ
Adamın biri bir gün Amerika'ya gitmiş...
Geçtiğimiz hafta sonundan beri New York'tayım...
Hasan PULUR
Fenerbahçe kimlere rağmen şampiyon?
HALİT Deringör, Fenerbahçe'nin şampiyonluğund...
Meral TAMER
Kızınıza bir ışık tutun, o size aydınlığı getirsin
Önce gazetemizde yıllardır karşılıklı sayfala...
Osman ULAGAY
Türkiye'nin AB'ye girme olasılığı 'sıfır' mı?
Akbank'ın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen ü...
Güngör URAS
Turkcell'de 2. Alfa teklifi
Bakü'den Ceyhan'a ham petrol taşıyacak 1.774 ...
M. Ali BİRAND
Merkel'den korkmaya hiç gerek yok...
Almanya'da Sosyal Demokratlar çok ağır bir ye...

© 2005 Milliyet