Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 25 Mayıs 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ya biz kimiz?


Kürsüdeki tarihçi, "Ermeni olan karım da benim gibi İstanbul'da olmanın heyecanını hissediyor" dedi.
Medeniyetler çatışması" teorisiyle küresel çapta tartışmayı başlatan Profesör Samuel P. Huntington, böyle bir girişe neden gerek duymuştu?
Dün İstanbul Swissotel'in Fuji Salonu'nu onu dinlemek için dolduranlar, bu sorunun cevabı için çeşitli olasılıkları konuştular.
Galiba en doğrusu şuydu:
"Eşinin Ermeni olduğunu kendisi dile getirmeseydi, ilerleyen dakikalarda, soru/cevap bölümünde bu gerçek zaten önüne konulacaktı. İslamla Batı arasında uygarlıklar çatışması tezi oluşumunda eşinin Ermeni olduğu gerçeğinin katkısı sorgulanacaktı. Huntington bu özelliği, kendisi vitrinine koydu."
Diplomaside bir söylem vardır: "İtiraf edilen şey, yarı yarıya hoşgörülmüş sayılır..." (Faute avouÈe est ç demi pardonnÈ.) Huntington da bunu yaptı.
Her neyse... Böyle ilişkiler gene de etkili olabiliyor.
..........................
Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olan Harvard'da tarih bölümü başkanlığı önemlidir. Teorileri ve görüşleri "eşi Ermeni'dir" söylemiyle devalüe edilemez.
Ama... Onun, konuşmasına başlarken uyguladığı yöntemi, ben de yazımın başında uyguladım. Nedeni sonraki satırlarda...
..........................
Huntington, bundan önceki kitabında "uygarlıklar çatışmasının kaçınılmaz olduğunu ve 21. yüzyılı belirleyeceğini" savunuyordu.
11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı, kimilerine göre Profesör Huntington'ın öngörüsünü doğrulayan kanıt oldu. Onlar, "Bunu diğer dramatik örnekler izleyecek" görüşündeler.
"Eksilerden artı üretmek isteyen iyi niyetliler" ise, 11 Eylül'ü bir uyarı, Huntington'ı ise provokatör olarak gördüler.
Huntington'ın "medeniyetler çatışması" etkisinden "medeniyetler uzlaşması zorunluğu" tepkisini ürettiler.
Türkiye bundan kazançlı çıktı.
Özellikle AB yolunda Türkiye'nin üyeliği "medeniyetler uzlaşması zorunluğu" için bir "simge" gibi görüldü.
İslam nüfusu, dünya nüfusunun sadece beşte biri ama son 5 yılda savaşan toplumların dörtte üçünde İslam, bir şekilde taraf. Sözgelişi... 2000 yılında 32 büyük çatışma sürmekteymiş, bunlardan 23'ü -kabaca üçte ikisi- Müslümanları içeriyormuş. Terör olaylarında da İslam kökenliler açık arayla önde.
11 Eylül'den sonra bu verilerin ışığında dünya, bir kavşakta bulmuştur kendini:
"Ya Huntington'ın öngördüğü gibi medeniyetler arası çatışma... Ya da İslam toplumlarıyla medeniyetler arası uzlaşma..."
Aklın yolu ikincisini göstermiştir.
Türkiye'nin Soğuk Savaş sürecinden sonra ABD ve Batı nezdinde hızla yitirdiği değeri, revalüe edilmiştir. Türkiye, kendine özgü demokrasilere dönüştürülmek istenen İslam toplumları ve ülkeleri için örnek olarak seçilmiştir.
Tıpkı II. Dünya Savaşı sonrası Güney Kore ve Batı Almanya'nın ışığını yitirmiş komünist bloklara karşı parlatılması gibi bir projenin taslağı çizilmiştir.
ABD ve Batı, desteğini bu iki ülkeye yoğunlaştırmış, demokrasi ve ekonomi boyutlarında Avrupa'da Batı Almanya, Asya'da ise Güney Kore komünist rejimlere karşı "cazibe ve mesaj coğrafyaları" oluşturmuştur.
Türkiye'ye de ansızın AB'ye tam üyelik adaylığı için yıllardır kapalı duran kapıların aralanması, bu projenin bir uzantısıydı.
.........................
Küresel pandül, 11 Eylül'le birlikte "medeniyetler çatışması"ndan kopup "medeniyetler uzlaşması"na doğru yol aldı.
Ama... Kendine özgü demokratikleşmenin ilk denemesi olan Irak'ta, her gün oluk oluk kan akıyor. Yeni örneklere heves azaldı. Pandül yeniden geriye dönüş yapmakta.
Dün kürsüden izlediğim ince yapılı, gözlüklü Harvard'lı yaşlı Profesör, biraz da haklı çıkmak keyfiyle bunu anlatmaya çalışıyordu.
Ve Türkiye'ye de AB üyeliğini unutmasını, zaten bunun bir hayal olduğunu, Atatürk'ün laisizm ilkelerini iyice gevşetmesini, İslam dünyasının ihtiyacı olduğu liderliğe oynamasını öneriyordu.
Bir de yorumu vardı:
"Atatürk sağ olsaymış iradesi bu doğrultuda olurmuş."
Bence yanlış.
Satır aralarında da "zaten gidişin bu olduğu" mesajı okunuyordu. Bence ne tam doğru ne tam yanlış.
...........................
Huntington'ın son kitabının adı "Biz Kimiz?" ABD'yi böyle sorguluyor. 2005 yılı Türkiye'sinde bu sorgulama bizim için de yaşamsal önemde.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Babacan biliyordu, IMF'yi bekliyordu
DEVLET Bakanı Ali Babacan'ı 8 Nisan akşamı CN...
Çetin ALTAN
Hafifçe mora da çalan koyu pembe zakkumlar...
Bu akşam, bize özgü abartmalı bir manşet form...
Melih AŞIK
Champions fırsatı
Üzerinde formalarıyla Liverpool ve Milan tara...
Fikret BİLA
Hedefteki bakan: Çiçek
Yeni Türk Ceza Yasası'nda, yasadışı eğitim ve...
Hasan CEMAL
3 Ekim sonrası rayda kalmak!
Avrupa Birliği konusunda Türkiye için felaket...
Güneri CIVAOĞLU
Ya biz kimiz?
Kürsüdeki tarihçi, "Ermeni olan karım da beni...
Abbas GÜÇLÜ
Sağlamer'den ültimatom
Eski İTÜ Rektörü ve Avrupa Üniversiteler Birl...
Hurşit GÜNEŞ
Almanya'da sosyal demokratları işsizlik yıktı
Pazar günü Almanya'da en büyük ve belirleyici...
Nail GÜRELİ
Bir askerlik anısı ve 'türban'
Bir yanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndek...
Mehmet Y. YILMAZ
Adamın biri bir gün Amerika'ya gitmiş...
Geçtiğimiz hafta sonundan beri New York'tayım...
Hasan PULUR
Fenerbahçe kimlere rağmen şampiyon?
HALİT Deringör, Fenerbahçe'nin şampiyonluğund...
Meral TAMER
Kızınıza bir ışık tutun, o size aydınlığı getirsin
Önce gazetemizde yıllardır karşılıklı sayfala...
Osman ULAGAY
Türkiye'nin AB'ye girme olasılığı 'sıfır' mı?
Akbank'ın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen ü...
Güngör URAS
Turkcell'de 2. Alfa teklifi
Bakü'den Ceyhan'a ham petrol taşıyacak 1.774 ...
M. Ali BİRAND
Merkel'den korkmaya hiç gerek yok...
Almanya'da Sosyal Demokratlar çok ağır bir ye...

© 2005 Milliyet