Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 26 Mayıs 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Hayır'da hayır olabilir

Tüm üyelerin onay ile Avrupa Anayasası, 1 Kasım 2006'da yürürlüğe girecek Birlik kurumlarının oluşum ve işleyişi değişecek. Birliğin bir başkanı ve dışişleri bakanı olacak.

Karar sistemi değişecek. Avrupa Parlamentosu'ndaki koltuk sayısı 750'yle sınırlandırılacak. AB tarihinde ilk kez üyelikten çekilme maddesi yer alacak. Aslında Türkiye'nin gerçekleri ve yapısı düşünüldüğünde daha esnek kuralları olan, bağları daha gevşek bir AB yapısının Ankara açısından daha uygun olacağı bile düşünülebilir. Kim bilir belki de 'hayır'da hayır vardır
GÜVEN ÖZALP

Fransa, Avrupa Birliği'nin (AB) bugünkü yapısına kavuşmasında ve Avrupa entegrasyonunun derinleşmesinde başından bu yana belirleyici rol oynayan ülkelerin başını çekti. Bugünlerde ise Brüksel'in en büyük başağrısı konumunda. Avrupa Anayasası'na ilişkin olarak düzenlenecek olan referandum adeta iç heaplaşmaya döndü. Bu iç hesaplaşmadan çıkacak sonuç olumlu da olsa olumsuz da olsa Birlik açısından önemli etkiler yaratacak. Ancak altının ısrarla çizilmesi gereken nokta şu ki olası bir 'hayır' cevabı ne AB ne de Türkiye'nin AB süresi açısından abartıldığı kadar olumsuz bir etki yaratmayacak...
Fransa'da referandum konusunda yaşananlara bakarken her şeyden önce Fransız halkının ve siyasetinin yapısına değinmekte fayda var. Fransa, konu ne olursa olsun 'hayır' konusunda çok çabuk mobilize olabilen bir yapıya sahip. Bu halktan, siyasetçilere kadar her kesim için geçerli. Bugün yaşananlarda bu özelliğin büyük etkisi var. İkinci özellik Fransa'nın sürekli olarak AB'ye ve diğer ülkelere tepeden bakmayı adeta ulusal politika haline getirmiş olması. Fransa kendisini 'her şeyin merkezi' olarak görmeye ve göstermeye çalışmaktan büyük zevk alan bir yapıya sahip. Bu tespitin en önemli örneklerinden birini de Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac oluşturuyor. Avrupa Anayasası'na destek için yaptığı açıklamalar da bu yaklaşımı en iyi biçimde yansıtıyor. Chirac, televizyonda yaptığı bir konuşmada Avrupa Anayasası'nı 'Fransız değerlerinin, Fransız soysal politikalarının ve Fransız zaferinin uzantısı' olarak tanımlamıştı.

Yönetimden hoşnutsuzlar
Tüm bunlara Fransız siyasetçilerin Anayasa'yı, çoğu zaman yanlış bilgilerle, kendilerince yorumlama savaşına girmeleri, iç siyaset açısından hesaplaşma unsuru olarak görmeleri eklenince bugün yaşanan kaotik durumu anlamak daha kolay oluyor.
Avrupa Anayasası aslında şu ana kadar Birlik'in ana belgelerini oluşturan Roma, Maastricht, Amsetrdam ve Nice gibi antlaşmaların basitleştirilmiş ve genişlemiş AB'ye uyarlanmış bir sentezi. Açıkçası bu sentezin, şu ana kadar AB konularıyla yakından ilgilenmemiş, zaman zaman AB konusundan bilinçli bir şekilde uzak tutulmaya çalışılmış, sandık başına giden seçmenleri oldukça yaşlı bir toplum için çok da kolay anlaşılabilir olmadığı bir gerçek. Zaten bu da Fransa'daki tartışmaların çoğu zaman demagojinin ötesine geçmemesi sonucunu doğuruyor.
Fransa'dan çıkacak cevabın etkilerine geçmeden 'hayır'ın bu kadar yükselmesine neden olarak gösterilen unsurlara gözatmakta fayda var:
  • Fransız halkının şu anki yönetimden duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, Avrupa Anayasası'nı 'ceza' fırsatı olarak görmesi.
  • Genişlemenin Fransa ekonomisi üzerinde yarattığı ve yaratacağı olası sorunlar. Bunlar arasında iş kaybı endişesi, ülkedeki sosyal sistemin çökeceği korkusu, hizmet sektöründeki rekabet olasılığı öne çıkıyor.
  • Türkiye'nin olası AB üyeliği.
  • Fransız halkının egemenlik haklarından Brüksel lehine daha fazla taviz vermek istememesi.
  • Fransa'nın özellikle genişlemeyle gündeme gelen nüfuz kaybının artarak devam etme olasılığı.

    Yapı sorgulanabilir
    Bu ortamda 29 Mayıs'ta sandık başına gidecek olan Fransa'dan çıkacak olumsuz bir oyun etkilerine ilişkin tabloyu ise şu şekilde oluşturabiliriz:
  • Avrupa Anayasası'nın belirlendiği gibi Kasım 2006'ya kadar onay sürecinin tamamalanabilmesi için tüm üyeler tarafından onaylanması gerekiyor. Fransa'dan çıkacak 'hayır', bu zinciri kırmış olur. Ancak belgenin 30 numaralı deklarasyonunda üye ülkelerin beşte dördünün, yani 20 üye, belgeyi onaylaması diğerlerinin 'hayır' demesi durumunda AB Konseyi'nin durumu değerlendirip nihai karar vermesine atıf yapılıyor. Ancak bu Fransa'dan çıkacak olası bir hayırın belgenin şu anki haliyle yürürlüğe girmesini engelleyeceği gerçeğini değiştirmiyor.
  • 'Hayır'ın ardından ne gibi gelişmeler yaşanabileceği yüzde 100 kestirilemediği için kısa vadede ekonomide, özellikle piyasalar üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Ancak Avrupa çapındaki ya da ulusal çaptaki ekonomi politikaları üzerindeki etkisi asgari düzeyde olacaktır.
  • Kurumsal olarak AB'nin işleyişinde, en azından kısa vadede, herhangi bir ciddi sorun oluşmaz ancak "AB'nin mevcut yapısının sorgulanması" gündeme gelebilir.
  • AB içinde daha esnek bir yapı isteyen kesimlerin eli güçlenir.
  • Fransa'nın 'hayır'la vereceği bir mesajı da "daha fazla entegrasyon için taviz vermeye hazır olmadıkları" oluşturacağından entegrasyona yönelik politikalarda frene basılabilir. Frene basılacak alanların başını kısa ve orta vade için düşünülen genişleme çekebilir.
  • Diğer referandumlar üzerinde domino etkisi yaratabilir.
  • Fransa'da iç politikadaki dengeler değişebilir.

    Hayır çıkarsa...
    Olası bir 'hayır'la oluşacak ortam sonrasında, en azından kurumsal anlamda, AB'nin izleyebileceği yollar ise şu şekilde sıralanabilir:
  • Akla ilk gelebilecek senaryolardan biri 'hayır' çıkan ülkelerin yeniden oylamaya teşviki olabilir. Bunun son örneğini Nice Antlaşması'na ilişkin İrlanda'daki referandumun tekrarlanması oluşturuyor. Ancak söz konusu Fransa olduğundan, yukarıda bahsettiğimiz özelliklerin de etkisiyle bu opsiyonun şansı oldukça az görünüyor. Anayasa metnine Fransa'yı tatmin edebilecek bir protokol eklenebilir. Ancak bu kez de İngiltere'nin şiddetli itirazı gündeme gelir. Dolayısıyla Fransa'nın hayırının yeniden sandığa götürülme olasılığı çok düşük diyebiliriz.
  • İkinci olasılığı Anayasa metninin tekrar müzakere edilmesi oluşturuyor. Ancak bu opsiyonun da zorlukları var. Metin, üzerinde çok çalışılmış ve tüm ülkelerin karşılıklı olarak verdikleri tavizler üzerine kurulmuş bir yapıya sahip. Bu nedenle kısa süre içinde yeniden müzakere edilme şansı sıfıra yakın denilebilir.
  • Üçüncü olasılığı ise "Nice +" formülü oluşturabilir. Bu çerçevede Nice Antlaşması'na bazı eklemeler yapılarak kapsamı genişletilebilir. Anayasa'nın 25'lerin pratik işleyişine katkıda bulunacak unsurları AB Konseyi'nce onaylanabilir. Bu formülde de AB'nin siyasi ve yasal zorluklarla karşılaşacağı kesin ancak Anayasa'nın olası reddi durumunda en etkili yöntemin bu olacağı yönündeki görüş giderek ağırlık kazanıyor.

    Genişlemeye tepki
    Fransa'da hem 'evet' hem de 'hayır' kampının baş konulardan biri olarak benimsediği Türkiye konusunun nasıl etkileneceğini şimdiden kestirmek ise zor. Aslında hukuk ve belge temelinde baktığımızda ne Anayasa'ya verilecek 'evet' oyunun ne de 'hayır' oyunun Türkiye'nin AB süreci açısından etkisi yok. Zaten Fransa'daki Türkiye tezlerinin temelden yoksun ve ikincil unsurlarla süslenmiş olmasının ardında da bu yatıyor.
    Türkiye açısından en önemli endişeyi ise gelecekteki genişlemelere yönelik tepki ortamının oluşması ve bazı kesimlerin bunun arkasına saklanarak Türkiye'yi bloke etmesi, zaten yokuş olan yola bir de duvar örmesi olasılığı oluşturuyor.
    Ancak tüm bunlar üyelikle ilgili konular, en az 10 - 15 yıl sonrasının konuları. Ayrıca Türkiye'nin bu endişeye varana kadar endişe etmesi gereken daha ciddi unsurlar var. Her şeyden önce müzakere sürecindeki veto konusu... 25'ler üzerinden ve 35 müzakere başlığı açısından yapılacak basit bir hesaplama bile bunu ortaya koyuyor. Nereden bakılırsa bakılsın Türkiye'nin bu süreçte aşması gerekecek yaklaşık bin 800 veto tehlikesi mevcut. Akıldan çıkarılmaması gereken bir başka nokta daha var. O da, üyelik aşamasına gelindiğinde AB'nin ve Türkiye'nin içinde bulunacakları ortamın yapılacak değerlendirmeler açısından temel oluşturacak öneme sahip olması.
    Ama en önemlisi Türkiye'nin bu uzun süreçte ne istediğini bilerek, hedeften sapmalara izin vermeyecek şekilde hareket etmesinin gerektiği. Aslında Türkiye'nin gerçekleri ve yapısı düşünüldüğünde daha esnek kuralları olan, bağların daha gevşek olduğu bir AB yapısının Ankara açısından daha uygun olacağı düşünülebilir. Kim bilir belki de 'hayır'da hayır vardır.



    Anayasa, birliğin yapısını tamamen değiştirecek

  • Anayasa'nın AB vatandaşlarının günlük yaşamlarında büyük değişiklikler yaratacağını söylemek güç. Buna karşın belgenin getireceği değişiklik daha çok AB kurumlarının işleyişinde hissedilecek.
  • AB'nin, 'Birlik'in dünyadaki yüzü' olacak bir başkanı ve dışişleri bakanı olacak
  • Karar alma sistemi de büyük ölçüde değişecek. AB, bu belgeyle birlikte çifte çoğunluk uygulamasını başlatacak. Bu sistem gereği bir karar alınabilmesi için oy toplamları yüzde 55 olan en az 15 ülkenin oyu ve toplam AB nüfusunun yüzde 65'i aranacak. Bu uygulama 2009'dan itibaren devreye girecek.
  • 2014'ten itibaren Komisyon üyelerinin sayısı üyelerin üçte ikisine düşürülecek. Avrupa Parlamentosu'nun yetkileri artacak. AP'deki koltuk sayısı üye ülke sayısı kaç olursa olsun 750'yle sınırlanacak. Bir ülke en fazla 96 en az 6 sandalyeye sahip olacak.
  • Belgeyle birlikte ortak karar alma mekanizmasının alanı da genişleyecek. AB tarihinde ilk kez bu belgeyle üyelikten çekilme maddesi yer alacak. Bunun yanı sıra NATO'daki 5. madde benzeri bir dayanışma maddesi bulunacak.
  • Tüm üye ülkeler onay verdikten sonra Anayasa, 1 Kasım 2006'dan itibaren yürürlüğe girecek. Ancak yeni karar alma mekanizması gibi bazı unsurlar 2009'dan itibaren uygulanmaya başlanacak.







    BUSINESS
     Laz fıkrası gibi dernek kavgası
     EDİTÖRDEN
     Taylandlı CP, 'dökme tavuk' satarak pazar lideri oldu
     Eti poşete soktu, şimdi 10 milyon dolar ciro bekliyor
     Mangal sevdasını gördü 'kullan-at' işine de girdi
     Şirkete imaj, siyasiye etkili sunum dersi...
     Intel, 33 milyar dolarlık marka değerine nasıl erişti?
     En 'eski' elektrikçi
     İş ve işyerine saygı
     Çalınan aracın vergisi olmaz
     Bakanları feryat ettiren tezler
     Sarı rakı 'kazayla' keşfedilmişti...
     Mezzaluna'nın hızlısı geliyor
     Ümraniye'de teknoloji geliştirip Kanada üzerinden pazarlıyor
     Sultan ve Pasha'da golf turnuvasına ilgi büyük
     Oturma odası gibi otomobil
     Karanlık yanı





  • © 2005 Milliyet