|
 |
|
|
Göç ve etkinlik
Sözün Ötesi / Mustafa Tanyeri
Türkiye, kalkınma sürecinde çok doğal karşılanması gereken bir nüfus hareketine de sahne oluyor. Kırsal kesimden ya da köyden kente, belirli kentlerden büyük kentlere 1950'li yıllarda başlayan, 1980 li yıllarda boyut değiştiren bir göç olgusu yaşanıyor. Sanayileşmenin getirdiği istihdam fırsatları bir çekim etkisi yaratıyor. Parçalanan ve miras yoluyla küçülen toprakların doyuramadığı yüz binler, milyonlar göç ediyor. Amaç tarımın dışında bir iş bulup büyük kentte kendilerine yeni bir yaşam kurmak. Bu yaşam onları çok mutlu etmese de başka çıkar yol yok.
* * *
Bu ekonomik kökenli göç olgusu son yirmi yılda terör tehdidi ile birleşince hız kazandı. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin gibi iller terörden kaçan insanların yaşadıkları, göç veren kaynak kentlerden ailelerin yoğun yerleşimine sahne oldu. Aslında Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda gibi 2.Dünya Savaşı'ndan sonra iş gücü açığı nedeniyle göçmen işçilere kapısını açan ülkelerin yaşadığı sorunları bugün büyük kentlerimiz de yaşıyor. Önceleri çok kolay sindirilen göçmen işçiler ve onların kültürleri şimdi o toplumlara fazla geliyor. Bugün büyük kentlerimizin sosyal yapısı analiz edildiğinde geçmişte yaşanan birinci dalga göçleriyle o kentlere yakın yerleşim merkezlerinden gelen insanların hiçbir sorun yaratmadıkları ve kent toplumu ile kolayca bütünleştikleri görülmektedir. Yerleşik ve uyumlaşmış göçmenler diyebileceğimiz bu kesim artık kendini o kentli saymakta ve öyle hissetmektedir.
Diğer bir grup ise 1970 ve 1980 sonrası göçlerle gelen ikinci ve üçüncü dalga yeni kentlilerdir. Bu grup diğerlerinden farklı olarak kent yaşamına çok zor uyum sağlayabilmektedir. Genellikle, kentin yerlileri ve yerleşik göçmenler tarafından çok kolay kabul görmeyen, kendi kültürlerini dar bir çevrede yaşatan ve toplumdan dışlandıkları için tercihen kentin varoşlarında kapalı bir toplumsal yapı içinde yaşamlarını devam ettiren büyük hemşehri gruplarıdır. İşsizliği en yoğun yaşayan grup da bunlardır. Çoğu zaman bir meslek olarak addedilmeyecek işlerle hayatlarını kazanmaktadırlar. Bu ailelerin çocukları eğitim fırsatı bulamamaktadır. Bir sosyal kısır döngü içerisinde yoksulluk ve yoksunluk koşullarında yetişen bu çocuklar sokağa ya da yasa dışı bazı eylemlere yönelmektedir.
* * *
Bu yeni kentlilerin artık buraya yerleştiklerini ve kök saldıklarını düşünecek olursak aslında onların da beklentilerini, özlemlerini, kent ve kentin geleceğine ilişkin görüşlerini öğrenmek, onları da kentin geleceğine ortak etmek, kentlilik bilinci aşılamak, kent yaşamının ilke ve kurallarını öğretmek zorundayız. İzmir bu göç olgusunun olumsuzluklarını en az yaşayan kentlerden biridir. Yine de sosyal yapıdaki değişimin çok iyi analiz edilmesi, çeşitli boyutlarıyla araştırılması, bu insan kaynağının kentin gelişme sürecinde ne tür roller üstlenebileceğinin ortaya konulması, eski ve yeni kentlilerin buluşturulması gerekiyor. Bu konuda yapılacak sosyolojik araştırmalar İzmir'in gerçek beşeri potansiyelinin belirlenmesi açısından çok önemlidir.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|