|
27 Mayıs
YAKUP Kadri Karaosmanoğlu 1948 yılında yazdığı "Panorama" adlı muhteşem romanında Kemalist elitlerin endişesini anlatır: Türkiye demokrasiye geçiyor, cahil halkın oylarıyla irtica iktidara gelecek, "ilericiler"i kıtır kıtır kesecek!
1950'de ilk hür seçimlerle kurulan Demokrat Parti iktidarını Kemalist aydınlar, ordu ve bürokrasi bu endişe ile izledi: İşte cahil halkın oylarıyla "karşı devrim" başlamıştı!
Bu mariz endişe ile darbeler ve oligarşik anayasalar yapıldı, partiler kapatıldı...
Halbuki... Maksat "aydınlanma" ise... "Tek Parti" rejimi yılda ortalama 225 bin kişiye, DP iktidarı ise 380 bin kişiye okuma yazma öğretti. "Tek Parti" 27 yılda 12.500 ilkokul açmıştı, DP on yılda, on bin yeni ilkokul ilavesiyle bu sayıyı 22 bine çıkardı. "Tek Parti" bir tek yeni üniversite açmıştı, DP ise dört yeni üniversite: ODTÜ, Karadeniz Teknik, Ege ve Atatürk üniversiteleri...
* * *
MESELE kimin daha iyi çalıştığı meselesi değildir. "Şef"e karşı sorumlu olan bir yönetimle, halka karşı sorumlu bir yönetim arasındaki derinlilik ve dinamizm farkıdır.
Halka karşı sorumlu DP döneminde tahıl üretimi, 1950'deki 7 milyon tondan 1960'ta 14 milyona çıktı! Elektrik üretimi yüzde 300, çimento üretimi yüzde 500 arttı! Her şey ona göre...(1)
Modernleşmeyi protokolde değil, sosyal gelişmede aramak!..
"Devletçi seçkinler"in tepkisini sosyal demokrat Tevfik Çavdar şöyle anlatır:
"1950 seçimini izleyen yıllarda CHP'nin çok hırçın bir muhalefet sergilediğini söyleyebiliriz. Bu muhalefetin en kırıcı noktası CHP yöneticilerinin iktidardaki DP'yi küçümseyici tavırlarıdır... Tek parti yönetiminin tüm halkçılık iddialarına karşın halkı küçük gören, horlayan, hatta mahcur sayan davranışları 1950 sonrasında da devam etmiştir."(2)
DP'yi vatanı satmakla bile suçladılar! Ve 1956 Ekim'inde İstanbul'da bir cunta toplantısında Binbaşı Dündar Seyhan'ın sözleri:
"Memleketi kurtarmak lazım... Bunun için gerekirse kan dökmekten çekinmemeliyiz. Kan dökülecekse dökülür. Başka çaresi yoksa, hem de çok dökülür."(3)
27 Mayıs'ın 'derin' kökleri....
* * *
27 MAYIS darbecilerinin birinci gerekçesi, Menderes'in "Meclis Tahkikat Komisyonu" kurarak CHP'yi kapatıp diktatör olmak istediği iddiasıdır
Halbuki, Tahkikat Komisyonu darbeden iki ay önce kurulmuş, darbe hazırlıkları ise 1950'lerin ortasında başlamıştı. Menderes diktaya değil, seçime gidecekti, bu amaçla seçmen kütüklerinin yenilenmesine ilişkin kanunu şubat ayında Meclis'e sevk etmiş, 15 Mayıs İzmir konuşmasında erken seçime gideceklerini de açıklamıştı..
Tahkikat Komisyonu'nun hazırladığı raporda da CHP'nin kapatılması değil, erken seçime gidilmesi tavsiye ediliyordu! Düzmece Yassıada Mahkemesi, DP'nin aklanması olan bu raporu duruşmada okutturmayacaktı!(4)
İktidar baskısı ve muhalefet tahriki o hale gelmişti ki, "Menderes gençleri öldürtüp kıyma makinelerine gönderiyor"(!) şeklindeki yıkıcı propagandanın yalan olduğunu tespit eden CHP Araştırma Komisyonu'nu İsmet Paşa azarlıyordu:
- Olmaz! Yoktur demeyeceksiniz, vardır imajı vereceksiniz!(5)
Metin Toker'in yazdığı gibi, CHP "yeraltı çalışmaları" yapıyor, İsmet Paşa, cuntayla ilişki kurmuyor ama "ihtilale yeşil ışık yakıyor"du.(6)
Ve 1960 yılının 27 Mayıs günü geldiler, milli iradeye tasallut ettiler... Hukuk profesörlerinin utanç verici fetvalarıyla ihtilal mahkemesi ve idam sehpaları kurdular.
Cunta, darbe, silahlı devrim geleneğini başlattılar. Türkiye'ye yıllar kaybettirdiler. Halk ise daima "Yeter söz milletindir" dedi.
1) Prof. Rıfkı Salim Burçak, On Yılın Anıları, sf. 759
2) Türkiye'nin Demokrasi Tarihi, II, sf. 44
3) Abdi İpekçi, Ö. Sami Coşar, İhtilalin İç Yüzü, sf. 39
4) S. Ağaoğlu, Marmara'da Bir Ada, sf. 72.
5) Kamil Kırıkoğlu, Anılar, sf. 103.
6) İsmet Paşa'yla On Yıl, II, sf. 234.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|