|
 |
|
|
Benimkisi de bir Milan hikayesi
İlk okunacak!
Milanlı değilim.
Milan'ı tutmam.
Milano'yu da sevmem.
Topları dört köşedir denilen kuzey takımlarını da.
Kendilerini İtalyan'dan bile saymayan, İtalyanlar aşağıda yaşıyorlar diyen kuzeylilerden hoşlanmam da.
Roma'cıyım.
Milano'nun bir tek Roma'ya dönüşüne bayılırım.
Yuvarlak toplarla oynayan aşağıdakilerin takımlarını tutarım.
Köşelerinde Berlusconi, Agnelli, vs. olan toplarlınla kendi liglerinde kazanıyorlar.
Şampiyonlar Ligi'nde Milan da yuvarlak topla oynamak zorunda kaldı.
Ve...
Milan Avrupa'nın (dünyanın da) en büyük ve en büyüleyici futbol organizasyonu...
Ben söylemiyorum bunu.
Veya...
Ben söylüyorum.
Milan'ı bilen, Milan'ı tanıyan herkes de söylüyor ama...
Büyüklüğü futbolcularından gelmiyor, teknik direktöründen de, başbakanından da.
Seyircisinden de...
Futbolcusuna kendini büyük hissettirdiği için büyüyor Milan.
Mesela; iki zengin Milanolu'nun birbirinden farkı da bu.
Milan'ın her şeyi kazanmasının, Inter'in hiçbir şey kazanamamasının sebebi de bu.
Milanlılar'ın Inter maçlarındaki 'Asla kazanamayacaksınız' pankartının sebebi de bu.
Paolo Maldini ve arkadaşları Interli olsaydı, Inter liginde en iyi ihtimalle yine aynı sırada yer alırdı...
Javier Zanetti ve arkadaşları Milan'da oynasaydı...
Milan yine en kötü finale kalıp Liverpol'la 3-3 berabere kalırdı.
Pirlo, Crespo, Seedorf'un yıldızını Inter söndürmüştü.
Milan tekrar parlattı.
Marcel Desailly'yi, Sinyor Breda (Milanlı yönetici) Milan'a imza attığı gecenin sabahında daha horozlar öterken resim galerilerine götürmüş.
Sanki Bay Breda her sabah oralara mı gidiyor
Yoo...
Sorun bayan Breda'ya en son ne zaman kocasıyla bir resim galerisine gitmiş.
Ama her yeni Milanlı'yı götürüyor oraya Milanlı yönetici.
Milan'ın bir nevi etkileyici "benvenuto a Milan"larından (hoş geldin Milan'a) biri bu.
"Milano'daki gibi bir otelde ömrüm boyunca hiç kalmamıştım" diyor Desailly.
Diyen de binlerce otelde kalmış bir Fransa Milli Takım Kaptanı.
Otel bile özel seçiliyor
Amaç etkilemek ya...
Ya da imzadan önce Desailly'nin çorabından donuna kadar giydirilmesi.
Senede birkaç milyon dolar kazanan bir Fransız Milli Takım Kaptanı en azından bir Fransız kadar da mı bilmiyor imza atarken ne giyeceğini.
Biliyor tabii...
"Artık Milanlı gibi giyinmeniz lazım" sözünü de oynadığı sürece hiç unutmuyor.
Ya da hep 'marka' giyen Paolo Maldini'nin üzerinde hiç 'marka' olmaması...
Paolo'nun Milanlı arkadaşlarına "terzilerinize söyleyin (terzi dediği de Giorgio Armani filan) markalarını koymasınlar" demesi ve ilave etmesi:
"Bizim markamız Milan."
Milan önce büyülüyor Milanlıyı, sonra büyütüyor, sonra da büyüyor.
Milanlı'ya kendini özel hissettiriyor.
Elindekini satmayı, pazarlamayı en iyi bilen İtalyan'ın felsefesini en iyi uygulayanlardan biri Berlusconi'nin takımı.
Futboldan makarnaya
Mesela; İtalyan'ın makarnası.
Dünya'nın en iyisi mi...
Yoo...
Ama en havalısı, yiyene kendisini en iyi hissettireni ve en pahalısı...
Veya İtalyan'ın espressosu dünyanın en iyi kahvesi mi?
Yoo...
Ama en iyi sunulanı.
Denemesi bedava.
Dünyanın bir ucunda dünyadan bihaber bir sevgiliniz varsa sorun ona.
-Milano'ya bi espressoya gelir misin?
-Gelmez miyim
Ya da...
-Sevgilim İstanbul'da bi orta kahve içelim mi?
-Sağol içmeyelim.
Hem İstanbul Milano'yu bozar, hem de bizim kahve espressoyu...
Ama...
Aması da var işte...
37 yaşındaki Maldini bu haliyle belki Fenerbahçe'de oynayamaz.
Crespo da belki Beşiktaş'ta.
Pancaro da belki Galatasaray'da.
Ama hep beraber Milan'da oynuyorlar.
Üstlerinde Milan forması olmasa otuz küsür yaş ortalamasındaki bu takım belki finale bile gelemezdi.
Ama geldiler...
3-0 öne geçemezdi.
Ama geçtiler...
3-3'ten sonra yine ağırlğını sahaya koyamazdı.
Ama koydular...
Kopenhag'da Taffarel'in üçüncü eli olarak 'garibanları' sevindiren Tanrı, İstanbul'da da son dakikada Dudek'in üçüncü eli oldu ve yine garibanları sevindirdi.
Neredeyse bu halleriyle kupayı da alacaklardı.
100 yıl kalacak değiller ya...
Özhan Canaydın'ın "100. yılımızda biz de Türkiye Kupası'nı kazandık. Önümüzdeki sene de hedefimiz UEFA Kupası" demesi herhalde bir dil sürçmesi.
"Bizde bi aralar UEFA Kupası kazandık. Önümüzdeki sene hedefimiz yine Türkiye Kupası."
Demek istedi bence...
100. yılını kutlayan 100 yıllık Galatasaray'ın 100. yılındaki yönetimiyle ilgili Galatasaraylılar'a verilebilecek tek hoş haber, eğer timsah ömürlü değillerse Galatasaray 200. yılını kutlarken Galatasaray'ın başında olmayacakları herhalde.
Bu sene iki takım arasında geçen ligimizde antrenörünü değiştiren Trabzon'un altında (mucize olmazsa) üçüncü olacaklar.
Mehmet Cansun 2 kişi yönetiyor demişti Galatasaray'ı.
İki, Canaydın ve Terim'di...
Buçuk da herhalde Refik Arkan demiştim ben de...
İki buçuğun biri gitti.
Bir buçuğu da yönetemiyor artık Galatasaray'ı.
Canaydın ya yönetimini değiştirecek .
Ya da kendi değişecek...
Başkan, teknik direktörüne söz geçiremiyor.
Teknik direktörü de santrfor-kaptanına...
Üstelik santrfor-kaptan hem başkana hem teknik direktöre sözünü geçiriyor.
Galatasaray 2005'in fotoğrafı bu.
Ve...
Hâlâ santrforunu kazanmak peşinde koşarken tesadüfen yakaladığı son senelerin en çağdaş forvetini (Necati) ve en çağdaş kanat adamını (Ribery) kaybedecek bu gidişle.
Hele hele...
Hagi sonrası için adı geçen adayları bir yönetimin aklından bile geçirmesi bile o yönetimin istifa etmesi için yeter de artar ya...
Bir Fenerbahçe yönetimi bile yönetseydi Galatasaray'ı bu kadarını yapmazdı...
Bu kadarı da ezeli rakibime ayıp olur diye.
Bilgin'den
"Hayatın yollarında
Güneşin ışıkları da vardır, yağmur da
Güller de vardır, dikenler de..
Kahkaha da, sancı da
Kilometrelerce yürürken
Çok sert dağlar da çıkar önüne,
Çöller ve çok derin vadiler de.
Bazen çok hoştur yürüyüş.
Bazen fırtınalar eser..
O fırtınalı yollarda
Mucizeler de vardır, korkular da.
Sevgiyle coşarsın hep
Bazen göz yaşların damlar.
Bazen eğilirsin, bazen geriye düşer.
Hatalar yapılmak içindir,
Dersler öğrenmek için.
Ama istiyorum ki hiç unutma..
İstiyorum ki hep bil..
Asla yalnız yürümeyeceksin.
İnandığın sürece!..",
***
Yollar sevgide kesişince...
Cuk diye oturuyor.
Ha Liverpoollular'dan Liverpool'a.
Ha bi İstanbullu'dan (ben'den) bi İstanbullu'ya (O'na)...
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|