|
"Zartzurt"çuluğa geri dönüş ve minnacık bir kurbağa...
AB üyeliği için müzakere tarihi alabilme çabaları, büyük prim yaptı iç politikada. İttihatçılar'dan kalma oligarşik "zartzurt"çuluk, imbikleniyormuş sanıldı...
Müzakere tarihi de alınmasına alındı ama; Türkiye'nin iç yapısı hesaba katılınca, AB üyeliği için ekranlarda görünen rota, iç politikada prim sağlamayı sürdürecek türden değildi.
***
Kutsal kavramlar arkasına sığınan "zartcurt"çu politika kutuplaşmaları dışında; evrensel ışıklı politikalar üretme olanağı da yoktu Türkiye'de. Yoktu, çünkü modern teknolojiyle sulanan evrensel bir üretimin fidelendirdiği, kalite tarlalarından yoksundu Şark toplumları.
Ve AB üyeliği için müzakere tarihi alabilme çabalarının, iç politikada yarattığı primler söndü gitti. Böylesi bir saptama hemen reddedilse de; maalesef söndü gitti efendim. Yeniden kutuplaşmalı bir "zartzurt"çuluk ön plana çıkar oldu hızlıca...
***
Türkiye'de kimselerin gündeme taşımaya pek gönüllü olmadığı zehirli gerçek; "bireylerin yaşam kalitesi" açısından Türkiye'nin nasıl olup da, Yunanistan'ın 60 basamak altında kaldığıdır.
Böylesine onarılmaz bir yenilgi, Türkiye'nin oligarşik yapısında hangi kesimlere ne getirmiş, hangi kesimlerden ne götürmüştür?
Programını, 20. yüzyılın sonunda ortaya çıkan "yaşam kalitesi"ndeki zehirli yenilginin analizleri üstüne yerleştirmiş, ne siyasal bir parti vardır Türkiye'de; ne bilimsel bir kuruluş...
***
Türkiye'yi dışarıdan kıskaçlayan; gerek "Ermeni sorunu", gerek "Kürt sorunu", gerek "Kıbrıs sorunu"; özde Türkiye'nin, kendi içindeki "yaşam kalitesi" açısından uğramış olduğu zehirli yenilginin meyveleri...
Türkiye'de de "yaşam kalitesi" çağdaş bir düzeye doğru tırmandırılabilse ve böyle bir hedef, "Önce vatan" sloganlarının önüne oturtulabilseydi; durmadan ertelenmiş olan mahut sorunlar da, çoktan çözümlenmiş olurdu.
Şimdi yeniden geri dönülen "zartzurt" kutuplaşmaları; birtakım çalkantılar yaratacağa benzer, içerideki buzlanmış beyin stepleriyle, azgın ihtiras bataklıklarında...
***
Resmi tarihçilerin yarattığı koşullanmalarla, "onlar-biz" ayrımlarını ve "biz, bize benzeriz" top sözlerini bir yana bıraktığınızda; bambaşka bir geleceğin perdeleri de açılabilir karşınızda...
Dünyadaki politikacıların iradesi dışında, kendi çarklarını çeviren modern teknolojilere dayalı evrensel ve saydam ekonomi -yani politik yönlendirmelerden arınıp müspet bir bilim olmaya başlayan ekonomi- Türkiye'nin kendi içindeki "zartzurtçu" kutuplaşmalara kulak asmaz hiç...
Kulak asmaz da ne olur?
***
Şu olur:
Nüfusumuzun neredeyse 3'te 1'inin yoksulluk sınırı altında yaşadığı Türkiye'de, öylesine bir "zengin olma" özlemi var ki...
"Zengin olma" özlemi, dilediğini alabilmek için para harcama özlemi...
Modern teknolojilere dayalı evrensel ekonominin üretim gücü ise, pazarlarını genişletmek zorunda...
Türkiye'de de hem müşteri bolluğu var, hem pazar genişliği...
Sadece ne yok; müşterilerde para...
***
Müşteri var, pazar var da; sadece müşterilerde para yoksa ne olur?
İşte Türkiye'de geleceğin açılan perdeleri... Türkiye'de yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve müşterilerin zenginleştirilmesi gerekiyor...
Evet ama nasıl?
Şimdiye dek müşterilerin neden yoksul kalmış olduğunu saptayarak...
Başka bir anlatımla, Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından, neden 173 ülke arasında 86'ncı basamağa düşmüş olduğunun analizlerini yaparak...
***
Türkiye "zartzurt" kutuplaşmalarının yarattığı çalkantılardan, acı çekmeye ve usanmaya başladıkça; kendi oligarşik yapısını değiştirmeye de, ister istemez daha yatkın duracaktır.
Ve global sermaye, her türlü tabuyu ve dogmayı aşan bir renklenmeyle akmaya başlayacaktır Türkiye'ye de...
***
Böylesi bir değişime ayak uydurabilenler, çok değişik bir lezzette yaşayacaklar; uyduramayanlar da, küresel değişimin ne anlama geldiğini çözemediklerinden, "kara bahtım, kör talihim" türküleri içinde bir süre daha sızlanacaklar...
***
Köyceğiz'deki bir avuçluk bahçede, dallarıyla yaprakları aşağılara doğru şemsiyelenmeye dönük bücür bir dut ağacı var; hem de kara dut ağacı... Minik minik kara dutları, bal gibi de tatlı...
Çocukluğumun dev gibi dut ağaçlarıyla, altlarına dökülüp ezilmiş dutlarını ve ağaçlara çıkarak, aşağıda gergin tutulan çarşaflara silkelediğimiz dutları düşündükçe; uzanıp okşayasım geliyor Köyceğiz'deki bücür kara dut ağacını...
***
Geçende, bücür ağacın yaprakları arasındaki minik minik kara dutlar ortasında, minnacık bir kurbağa gördüm; rengini bulunduğu yere uyduran, minnacık bir kurbağa... Dışa uzanmış gözleriyle, ayaklarını içine çekerek, pısmış duruyordu öylece...
Türkiye'nin oligarşik yapısına uyumlu, sessiz bir emir kuluna benziyordu sanki... Parmağımla dokunsam, eskidiği için tatavalaşmış bir diplomat hışmıyla fırlayacağı da kesindi...
***
Güncel yaşamın tatavaları içinde, değişim dinamiklerine boş verip, "zartzurt" orkestrasında davulculuğa kalkanlar da; kendi kariyerlerinin geleceğini, yine kendi elleriyle hançerleyebilirler bazen...
***
Enseyi karartmayın... Bücür bir kara dut ağacı, minik minik kara dutlar ve kara dutlarla yapraklar arasında minnacık bir kurbağa; yeter de artar, Şark saçmalıklarına karşı ıslıkla "kara bahtım, kör talihim" yerine, "martılar uçuyor etrafımda" tangosunu çalmaya...
c.altan@prizma.net.tr
|
|