|
Erkekler okumasa da olur, yeter ki kızlar okusun
Okumayan kızımız kalmazsa, bir kuşak sonrası için toplumumuzun genel seviyesini yukarı çekmeyi garanti ettik demektir
Devlet İstatistik Enstitüsü DİE'nin 2003 yılı Hane halkı Bütçe Anketi sonuçlarına göre hazırladığı "Yoksulluk Çalışması 2003"ün sonuçları hafta ortasında açıklandı. Ve gördük ki her 100 insanımızdan 28'i, yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ülkemizdeki yoksulların sayısı, 2003'te 1 milyon 17 bin kişi artarak 19 milyon 458 bin kişiye yükselmiş.
2001'de Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik krizini yaşadık. Krizden çıkılmasına, 3 yıl ardarda büyümenin sağlanmasına ve enflasyonun gerilemesine rağmen yoksulluk neden artıyor?
Yine DİE'nin yılbaşından itibaren üçer aylık dönemler halinde hesaplayarak açıkladığı verilere göre işsizlik de azalmıyor. 2001 kriz yılında 55 bin insanımız işsiz kalmıştı. 2002'den itibaren ekonominin toparlanmaya başlamasına karşılık işsiz ordusuna 170 bin insanımız daha eklendi. 2003'te 210 bin kişi daha işsiz kaldı...
Yeni gerçekler
Birkaç asırlık uykudan uyanan 1.3 milyar nüfuslu Çin, sudan ucuz işçilik ücretleriyle yeni istihdamın büyük bölümünü mıknatıs gibi çekiyor.90'lı yıllarda har vurup harman savuran siyasetçilerimiz sayesinde (!) devletin yatırıma ayıracağı kaynağı kalmadı.Zor da olsa nihayet öğrendik ki, ekonomi büyüse de artık yeni iş alanları yaratılamıyor.
DİE'nin istatistiklerinde tek sevindirici kalem, açlık sınırında yaşayan insanlarımızın sayısının 100 bin eksilmesi. Dört kişilik bir aile için açlık sınırı, ayda 168 YTL ve ülkemizde 2003 sonu itibarıyla tam 894 bin kişi açlık çekiyor.
Gazetemizin 23 Nisan Çocuk Bayramı'nda okula gidemeyen tüm kız çocuklarımız için "Baba Beni Okula Gönder" sloganıyla başlattığı eğitim seferberliği, bu verilerin ışığında değerlendirdiğinde, ne kadar isabetli bir işe soyunduğumuz daha net görülüyor.
Gelir uçurumu
Dünyada gelir dağılımı en bozuk 5 ülkeden biri olduk. Gelir uçurumu arttıkça alt gelir grubundakiler, yoksulluk sınırının altına düşüyor. Artık kafamıza dank etmesi gerek ki ekonomimiz istediği kadar büyüsün, geçen yıl 300 milyar dolara dayanan Gayrı Safi Yurtiçi Hasılamız isterse 500 milyar dolara ulaşsın, paradigma değiştiremediğimiz takdirde ne yoksulumuz, ne de işsizimiz için umut var.
Aklımıza iyice yerleştirmeliyiz ki sanayi yatırımları ne kadar artarsa artsın, yeni istihdam yaratılması pek mümkün değil. İmalat sanayinde umut yok. Bilgi teknolojisinde de şimdilik maalesef ülkemizde pek bir hareket yok! Hizmet sektöründe, turizmde, tarım ve hayvancılıkta gidilecek çok yol, yaratılabilecek istihdam var ama, şıp diye bugünden yarına mümkün değil.
Hal böyle olduğuna göre hepimiz, yoksullarımız ve görünür gelecekte işe girme umudu olmayan işsizlerimizle dayanışma içine girmeliyiz. Gazetemizin "Baba Beni Okula Gönder" kampanyası, bu tablonun içinde daha da anlamlı hale geliyor.
Erkek çocuğa burs yok
En yoksul kesimden başlayarak, ayda 30 YTL gibi bir parayla okula kazandırdığımız her kızımız, geleceğin annesi olarak topluma daha iyi yetiştirilmiş çocuklar (erkek de kız da) armağan edecek. Bu bilinçle erkeklerden önce kızlarımıza el verelim. Sadece ilk ve orta öğretimde cinsiyetler arası eşitsizliği gidermek adına değil, erkekleri de kadınların doğurduğu gerçeğini dikkate alarak toplumun genel seviyesini yükseltmek için öncelikle kızlarımızı okutalım.
Milli Eğitim Bakanlığı Yurtlar ve Burslar Daire Başkanı Halis Koyuncuoğlu, kampanya nedeniyle gazetemizi ziyaret ettiğinde az sayıda da olsa erkek çocuğuna da burs imkanı tanımamız için ısrar etmiş, ben ise "Tek bir erkek çocuğunun bile bu kampanyada yeri yok" diyerek itiraz etmiştim. Şimdi daha da ileri gidiyorum.
Okula gitmeyen tek kızımız kalmayıncaya kadar erkeklere burs verilmeyebilir. Zira o kızlarımız bir kuşak sonrasının anneleri olduğunda, eminim erkek - kız ayrımı yapmaksızın tüm çocuklarına eşit eğitim imkânı sağlayacaklardır.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|