Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Mayıs 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yine yanlış anladık!

Liverpoollularla, hem de birkaç grubun içinde, sürekli yer değiştirerek seyrettim büyük finali. Maç 3-0'a geldiğinde kazanacaklarına dair hiç kimsede zerre umut yoktu. Herkes bu işin bittiğinden neredeyse emindi. Finalde 3-0 yenik duruma düşmenin, hem de bir İtalyan'a, yetmedi Milan'a karşı yenik duruma düşmenin ne demek olduğu çok iyi biliniyordu. Sonradan Djibril Cisse'nin anlattıklarından anlıyoruz ki, soyunma odasında da durum çok farklı değilmiş. Fransız, Rafa Benitez'in soyunma odasında anlattıklarını şöyle aktardı: "Böyle giderse Milan bize 6 gol atacak. Buna yardım etmeyelim. Hemen bir gol bulmamız lazım."
Crespo 3. golü attığında yanımda oturan İngiliz, "Bu Dudek bir top kurtaramayacak mı?" diye bağırdı kısılmış sesiyle. Önümde oturan kalabalık bir anda kalkıp, Dudek'in hangi maçta neler yaptığını, ne kadar önemli bir adam olduğunu anlattılar. Onların da kazanma umudu yoktu ama sahadaki oyuncularına saygı duyuyorlardı. Bir başka tribün manzarası da Murat Kosova'dan. Yanındaki İngiliz'e Djimi Traore'nin takımın en kötüsü olduğunu söylemiş devre arasında. Cevap: Olsun ikinci yarı iyi oynar!

Liverpool'a özgü
Bu bütünü oluşturan küçük hikayelerin anlattığını analiz etmekte yine zorluk çektik. Maalesef TV'den ya da oturduğumuz tribünden duyduğumuz bir şarkının üzerine kurduğumuz kendi hikayemizi empoze ediyoruz halka. Ve diyoruz ki, gördünüz mü Liverpoollular nasıl çevirdi maçı? Oysa çıkarılabilecek en yanlış sonuç bu. Onlar asla maçı çevirmek için yapmadılar bu işi. Eğer yakınlarında durduysanız, çevireceklerine dair hiçbir umutlarının olmadığını, attıkları 2 ve 3. golden sonraki inanmaz ifadelerinde görmüşsünüzdür. Onlar bunu kazamak için yapmadılar. Biz buradayız ve siz Liverpool'sunuz, başınız hep dik olsun demekti amaçları sadece. Yıllardır duraklamada olan, 15 senedir şampiyon olamayan, 21 senedir Şampiyonlar Ligi finali oynamamış bir takımdan bahsediyoruz beyler! Onlar, oyuncularına, rakibe, hocalarına saygıyla, sadece orada olmak için Olimpiyat Stadı'ndaydılar. Kendilerine 30 bin kişilik yer ayrılmıştı, ama İstanbul'a 100 bine yakın İngiliz geldi. Bu tavır bu ülkeye, Liverpool'a özgü bir tavırdır. Övgüyü hak eder ama asla Türk taraftarı dövmek için bir sopa olarak kullanılamaz. Çünkü burası başka bir ülke ve İngilizler de sandığımız şeyin, mutlak zaferin peşinde değil.

Benitez'e dikkat
Derin sosyolojik analizlere girmeyeceğim. Ama bu yanlış mesajı, Türk taraftarı pataklayarak vermek isteyenlerin anlaması gerekenler var. Bizim, (burada biz mesleki genel tavrı temsil ediyor) futbol analizini, korkak, yüreksiz, misyonsuz ve vizyonsuz gibi terimlere indirgemiş bir grup olarak bu sopayı atmaya hakkımız var mı? Dünya Kupası üçüncülüğünü, Şampiyonlar Ligi çeyrek finalini vs. beğenmeyen bizler.
Çarşamba akşamı defalarca hem de 3-0 yenikken Rafa Benitez için bağıranları alkışlarken, onun kim olduğunu ve bu yıl ne yaptığını unutuyoruz. Grupta bir son dakika golüyle Olympiakos'tan sıyrılarak çıktı Rafa. Ondan sonra, bizim kolayca korkak diyebileceğimiz bir futbol tarzıyla, son derece defansif bir oyunla kupayı aldı. Ve ligi de 5. bitirdi.
Bizim kolayca bu adamın bu takımda ne işi var diyeceğimiz, Carragher, Finnan, Smicer, Hamann, Josemi, Nunez (İspanya'da Juan Fran'ın 5 gömlek altı bir oyuncudur) gibi oyuncuları da kullanarak. Barça'da yedek olması bile şüpheli Luis Garcia'ya 10 numarayı vererek. Ve buna rağmen Real'den hocası ve bu işe girmesinin 1 numaralı sebebi Del Bosque'nin başına gelenlerin yüzde birine muhatap olmadı. Kimse ona bu adam işini bilmiyor demedi. Ona kasap, manav diyen de olmadı.
İşte yol gösterenler bunu anlamalı. Önce değişmesi gereken kendileri.

Taraftarın gönlünde hoca kalmadı

Galatarasay seyircisi Lucescu'yu "I love you Luce" diyerek uğurladı. O Türk futbol tarihinin kulüpler bazındaki en büyük başarısını göstermiş hocaydı. Bir Türk takımıyla Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkabilmiş tek teknik direktör. Hem de ilk yılında iki kez olmak üzere 3 defa. Kim ne derse desin kalplerde yeri vardır.
Canaydın gönüllerdeki teknik direktörü getirmek için bu hamleyi yapmıştı: Terim. Aşk 1.5 yıl sürdü. Sonra yine bir gönül hamlesiyle bu kez Hagi geldi. Onun aşkı da 1.5 yılda bitti. Bu ayran gönüllü tavır bütün aşkları tüketti kısa zamanda. Belki de taraftarın artık maça gitmeyişi, bu aşklarının bu kadar kolay tüketilmesinden. Belki de bundandır bu hissizlik hali. Canaydın yönetimi, ekonomik ya da saha başarısı / başarısızlığı bir kenara, en çok bu aşkları tüketmesiyle anılacak. Tabii 100 yılın (100'üncü yılın değil) kutlanmasına izin vermeyenler de... Bu kutlamayı fikri katliama çeviren bir kısım sevgisiz, mutsuz yorumcu... Tribünleri manipüle edip, Hagi'ye bir vedayı bile layık görmeyen büyük yöneticiler.... Biten aşklara saygı göstermeyen, bir hoş sada olarak kalmasına bile müsaade etmeyen, tabancayı çekip vuranlar...
Ne büyük bir günah işlediklerini bir bilseler. Yolun açık olsun Hagi. Hep iyi hatırlanacaksın!

Övünmeli miyiz?

Dünyanın neresinde Şampiyonlar Ligi tarzı üst düzey bir finale gitseniz aynı şeyi görürsünüz. İstisnasız hep aynı organizasyondur olup biten. Norveç'te de, Portekiz'de de, Güney Afrika'da. Çünkü organize edenler hep aynı adamlardır. Ve ellerinde planları hazırdır. Hiçbir şeyi şansa bırakmazlar. Size yaptırırlar. Bir icat, bir yenilik yapamazsınız. Onların söylediklerini uygularsınız. Ve başarısız olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Çünkü mal onlarındır ve onlar sadece sizin ülkenizi tesislerinizi ve insanını kullanırlar. Hatta tesislerinizi düzeltirler.
Türkiye'nin kendisi için yaptığı az kullanılmış modern tesisini bile baştan aşağı değiştirttiler. 100 milyon eurodan fazla harcadığımız stadı. Ve bu muhteşem tesiste kendi malları olan maçı en iyi finallerden birine dönüştürmeyi başardılar. Peki aynı tesiste biz kendi en büyük finalimizi ne yaptık? Galatasaray - Fenerbahçe tek maçlı bir final oynarken o stada 20 bin seyirci getirebildik. Ve biliyoruz ki, o maç Katar'da oynansa da o kadar seyirci gelirdi.
Hakikaten bu işi iyi bildiğimiz ve yaptığımızı düşünüyor musunuz? Övünmeli miyiz hakikaten?

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
'Daum bir aktör'
Ayrılık rüzgârları
Zurawski gün sayıyor
Trabzonspor yan gelip yatmamalı
Çalımbay olmak zor
'Nefret ediyorlar'
Bir tarih yok oldu
Bu kadarı da pes doğrusu!
Korkusuz Fatih
Forma aşkına
Vay be Enke'ye bak!
Şampiyondan veda
Ve perde kapandı
Yaz gelirken
Tarihten yapraklar
Haber turu...
Yine yanlış anladık!
Aklımız karışık
At yarışları
Kapağı Efes açtı: 73-68
Miami'den dev adım





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Yine yanlış anladık!
Liverpoollularla, hem de birkaç grubun içinde...
Ercan GÜVEN
Aklımız karışık
Fenerbahçe'yi Daum'a yerinde ve yeteri kadar ...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet