Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Mayıs 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aklımız karışık

Fenerbahçe'yi Daum'a yerinde ve yeteri kadar müdahale ettiği için kutluyoruz.
Trabzonspor'u, futbolu Şenol Güneş'e zimmetlediği ve işine karışmadığı için tebrik ediyoruz.
Galatasaray'ı hangi nedenle kınıyoruz... Efendim, sorumluluğu Hagi'nin omuzlarına yüklemiş!.. Neden görevini ihmal etmiş?
Bu nasıl iş?..
Bir kulübe, "Hocanın işine karışma" diye sitem edeceksiniz, bir başkasını "Niye karışmıyorsun ?" diye eleştireceksiniz. Ufak yollu el verenleri ise neticeye göre "ideal" diye niteleyeceksiniz.
Elbette necip Türk medyasında "skor yazarı" yoktur ama, tespitlerimiz kesinlikle sonuçlardan yola çıkarak yapılıyor; bilesiniz.
* * *
Bir başka paradoks...
Daum başarılı değilmiş, ama yönetim işinin ehliymiş...
Hagi ise başarılıymış, lakin Galatasaray yönetim kurbanıymış.
Afedersiniz; Fenerbahçe'ye lafım yok. Sonuç olarak amacına ulaşmış. Saptama doğruysa; yanlış hoca tercihine karşın başarmış.
Ancak -yine tespitlere göre- başarılı bir teknik direktör seçimi yapan Galatasaray yönetimi, nasıl olur da tek suçlu ilan edilebilir özgür vicdanlarda ?
Üstelik koşullar ortada. Ekonomik açıdan son nefesini vereli yıllar olmuş bir kulübe sürekli kalp masajı yapan ve kamu mallarını talan etmeyi göze alarak onu yaşama döndürmeye çalışan bir yönetimden söz ediyoruz.
Bu kadar acımasız olmayalım. Yoksa, sonuca bakıp alkışlayan veya devirecek kelle arayan "serdengeçti"lere dönüyoruz.
Tut ki, ligin şampiyonu Galatasaray'dı... İflas etmiş asilzadeye yeni bir madalya takmaktan başka ne anlam taşırdı bu onur?
Galatasaray'a önce başını sokacak bir yer lazım. Nefeslenecek para... Belki biraz toprak. Madalya "acil ihtiyaç" değil. Ona çabalıyor sayın Canaydın... Elini tutmayın.

Bizim Levent!

Kanal D'deki Üçüncü Devre programı bitmeden eski bir dostum aradı:
-Yahu İlker Yasin, Levent Bıçakçı'nın asker arkadaşı mı?
-Bilmem... Nereden çıktı?
-Federasyon Başkanı'na gıyabında "Levent" diyor; ofisboy gibi.
Kendisine dilim döndüğünce anlattım... Bu yaklaşım, sayın Yasin'in nezaket kurallarını unutmasından değil, yorucu bir sezon sonunda biraz da mesleki deformasyonla gelen aşırı özgüvenden kaynaklanmalıydı.
Ekran denilen okyanusta, seren direği, gemiyi beğenmezdi, çıpa, uskuru düşman bilirdi. "Ben olmasam gemi batar" gibi geliyordu denizdekilere.
Doğaldı... Yeni bir fırtına çıktığında herkes görevinin başına dönerdi.
Hem Sayın Yasin, programı kapatırken "sürçü lisan ettikse affola" dedi ya.

Rehberin 'kara' sayfaları

İşin kolayı, İstanbul'da yaşayan ve Şampiyonlar Ligi Finali için bir İstanbul Rehberi kaleme alan İngiliz Gazeteci Virginia Maxwell'i biraz "aşağılayıp", rehberi finalden önce okumayan Federasyon yetkililerine hafif "hakaretlerle" kendimizi tatmin etmek olabilirdi!..
Çünkü, 800 gazeteciyle UEFA'nın yabancı konuklarına dağıtılan rehberde, Atatürk'e dil uzatılmış, Ermeni soykırımı onaylanmış, İstanbul esnafı soyguncu olarak nitelendirilmişti.
Tam da, dev finalde kaç kilometre yol yapılıp, kaç kilometre kablo döşendiğini, kaç bira satılıp kısa ve uzun vadede ne kadar milyon euro kâr ettiğimizi hesaplarken ortaya çıktı bu rehber.
Final girdilerimiz 300 milyon Euro'ya vurabilirdi!
Peki Ermeni tezimizin, Kürt sorunumuzun, Mustafa Kemal'imizin fiyatı ne kadardı sorusuyla, ortada ne Maxwell kalırdı ne Federasyon.
Keşke her şey bu kadar basit olsaydı.
Anlaşıldı ki aynı cümlelere Kültür Bakanlığı da bandrol vermişti.
Biz İstanbul'da yaşayan bir İngiliz gazeteciye bile hakikatlerimizi anlatamamıştık sonuçta...
Nadir becerdiğimiz işlerden biri olan futbolda, belki de en güzel finali yaparken, uluslararası ilişkilerimizde yıllarca süren otistik tavrımıza toslamıştık.
Bayan Maxwell'in suçu, çocukluğundan beri öğrendiği bilgileri araştırma ihtiyacı duymamasıydı. Federasyonumuzun saygıdeğer yetkilileri, çocukluklarında edindikleri davranış özellikleriyle, rehberi okumamışlardı.
Bizler çocukluğumuzdan beri alışmıştık bu hayal kırıklıklarına.
Bırakın İngiliz madamı, Federasyondaki adamı... Onların kabahati önemli değil.
Hatta onlar "sayesinde" böyle bir rezalet yaşandı da rüyadan uyandık.
Çocukça bir rüyaydı.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
'Daum bir aktör'
Ayrılık rüzgârları
Zurawski gün sayıyor
Trabzonspor yan gelip yatmamalı
Çalımbay olmak zor
'Nefret ediyorlar'
Bir tarih yok oldu
Bu kadarı da pes doğrusu!
Korkusuz Fatih
Forma aşkına
Vay be Enke'ye bak!
Şampiyondan veda
Ve perde kapandı
Yaz gelirken
Tarihten yapraklar
Haber turu...
Yine yanlış anladık!
Aklımız karışık
At yarışları
Kapağı Efes açtı: 73-68
Miami'den dev adım





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Yine yanlış anladık!
Liverpoollularla, hem de birkaç grubun içinde...
Ercan GÜVEN
Aklımız karışık
Fenerbahçe'yi Daum'a yerinde ve yeteri kadar ...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet