|
 |
|
|
Bizim kendi pusulamız şaşmasın da!
Fransa'da sürpriz olmadı. Fransızlar beklendiği gibi Avrupa Anayasası'na ret oyu verdi.
Avrupa'nın sonu mu?
Elbette değil.
Ama Avrupa bundan sonra eski Avrupa olmayacak. Önce bir belirsizlik dönemine gireceği kesin. Bundan ne kadar zamanda, nasıl çıkabilir? Bir kriz çukuruna düşebilir mi?
Daha beklemek gerekiyor.
Ancak, Avrupa Birliği'nin bundan sonra kendi içine dönmesi, kendi kimliğiyle uğraşması yakın ihtimal.
Yanlış hesapla referandum kapısını açarak siyasal kariyerine pazar günü ölümcül bir darbe indiren Cumhurbaşkanı Chirac, kampanya boyunca 'evet'i şu gerekçelerle savunmuştu:
Güçlü bir Avrupa... Amerika, Çin ve Hindistan'la rekabet edebilecek bir Avrupa, (ki Chirac, Türkiye'nin AB üyeliğini de genellikle bu çerçeveye oturtarak savundu)... Küreselleştirmeyi insancıllaştıracak nüfuza, güce sahip bir Avrupa...
Chirac'ın savunduğu bu çerçeve doğru ya da gerçekçi bir çerçeveydi. Ama aynı Chirac, Avrupa'nın böyle bir yörüngeye oturmasını sağlayacak bazı reformları Fransa'da kararlılıkla savunamadı. Bu açıdan hükümeti yetersiz kaldı.
İşçi-işveren ilişkileri konusunda, sosyal güvenlikte mahcup adımlar attı. Ne gereğini tam yapabildi, ne de gereğinin ne olduğu konusunda Fransızları ikna edebildi.
Kısaca:
Ne İsa'ya ne Musa'ya yarandı.
İşsizlik yükseldi. 'Küreselleşme'nin işsizliğe, sosyal adaletsizliğe yol açtığı genel kabul görmeye başladı. Yeni anayasayla sosyal refah alanında devletin rolü yok olacak tedirginliği yaygınlaştı. Göçler, yabancı düşmanlığı, radikal İslam ve terör toplumda gelecek korkusu yarattı. Küreselleşme ve pazar ekonomisine karşı tepkiler yoğunlaştı. Yeni anayasayla AB'nin çok fazla 'liberalleşeceği'ne ilişkin kaygılar gitgide yer etti.
Bir de Türkiye vardı tabii.
Sanıldığı kadar olmasa da, hayırları beşinci sırada, yüzde 12 oranıyla etkileyen bir başka konu da Türkiye'nin AB üyeliğiydi.
Sonra taşra ayaklandı, gençler ayaklandı ve Cumhurbaşkanı Chirac'la birlikte AB de çok büyük bir darbe yemiş oldu.
Tabii, dünyanın sonu değil.
AB mevcut antlaşmalarla yoluna devam etmeye çalışacak. Elden geldiğince zarar kontrolü yapılacak. Ancak, Fransa'nın hayırı, AB'nin uluslararası sahnede güçlü bir oyuncu olmasını elbette olumsuz etkileyecek. Artık işler hiç kuşkusuz eskisi gibi olmayacak AB'de...
Ve klasik soru:
Türkiye nasıl etkilenecek?
Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso dün yaptığı açıklamada, AB'nin genişleme süreciyle Fransa'daki hayır arasında bağ kurulmasını reddetti. Ve Türkiye'nin 3 Ekim'inin bu gelişmeden etkilenmeyeceğini belirtti.
Bir başka deyişle:
Türkiye eğer kendi pusulasını şaşırmazsa, önümüzdeki 3 Ekim'de üyelik müzakereleri başlayacak.
Ondan sonrası ne olur?
Fransa ve Almanya'da hükümetle ilgili gelişmelere göre Türkiye'nin müzakere sürecinin olumsuz etkilenmesi yakın ihtimal. Ama burada da bizim kendi pusulamızın şaşmaması gerekiyor. Yol haritamızdan sapmadan yürümeliyiz.
On on beş yıl sonrası için de klasik deyişimizi tekrarlamakta yarar var:
O zamana kadar da kim öle, kim kala...
AÇIKLAMA
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç dün sabah telefonla aradı. Pazar günkü yazımla ilgili olarak bir açıklama yaptı. YÖK olarak 'Ermeni konferansı' konusunda hiçbir müdahalede bulunmadıklarını, tam tersine yapılmasını istediklerini söyledi. Kendisinin de bu görüşte olduğunu belirtti.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|