|
Amerika ile Çin arasında
AVRUPA, hatta bir bakıma bütün dünya yeni bir "sıkışma" dönemine giriyor. Bir tarafta Amerikan sermayesi ve teknolojisi, öbür tarafta Çin'in (ve Hindistan'ın) ucuz emeği!
Küreselleşme "sermaye, emek ve mallara serbest dolaşım" yolunu açıyor. Amerikan sermayesiyle de Çin'in ucuz emeğiyle de rekabet edememek korkusu Avrupa'da kendini hissettirmeye başladı artık.
Tabii en çok da, güçlü "devletçilik" alışkanlıkları bulunan Fransızlar korkuyor.
İşte çok ucuz emekle üretilen Çin pamuğu, tekstili, elektroniği bütün ekonomileri, ve Türk ekonomisini, zorluyor!
Çin'de kişi başına gelir yılda 10 dolarcık artsa, toplam 10 milyar dolar artmış oluyor! Hindistan'da da öyle! Açlığı tanımış bu ülkeler on dolar kazanmak için müthiş çalışıyorlar; bundan manevi haz duyuyorlar, ekonomik büyüme milli gururlarını da güçlendiriyor.
"Asya dinamizmi" dedikleri bu...
Avrupalı ise "sosyal devlet"in bahşettiği sübvansiyonlarla, yüksek ücretlerle, uzun tatillerle keyif sürmek istiyor.
Gidiş nereye?..
***
PAUL Kennedy, 1993'te çıkan "21. Yüzyıla Hazırlık" kitabında, Avrupa'nın bir yanda ABD, öte yanda Çin ve Hindistan arasında sıkışacağını, dahası, Fas'tan Irak ve Türkiye'ye kadar, "Akdeniz çevresinde yaşanan yoksul nüfus artışının" baskısı altına gireceğini yazmıştı. Öyle oluyor!
Avrupalılar, Çin'inki gibi, Doğu Avrupa'nın da ucuz emeğinden korkuyor. Fransızların "hayır" oyu vermesini simgeleyen "ucuz Polonyalı muslukçu" motifi bunu ifade ediyor.
Çıkış yolu, liberallere göre "rekabet"; karşıtlarına göre "korumacılık..."
Fransız siyaset bilimci Dominique Moisi diyor ki:
- Bir tarafta 'yeni Avrupa', yükselen Asya'ya benzer şekilde, enerji ve dinamizm dolu; Polonya, Kuzey Avrupa ülkeleri ve hatta İngiltere gibi... Öbür tarafta 'eski Avrupa', artık tükenmiş bir sosyal modeli korumaya çalışıyor, Fransa, Almanya, İtalya gibi...
Fransız "hayır"ını yorumlayan Tony Blair'in de "yükselen Çin rekabeti karşısında Avrupa ekonomilerinin ne yapabileceğinin" düşünülmesini istemesi de bir tesadüf değil tabii.
Fransızlar bunları dikkate almadılar; iktidara kızarak, göçmen işçilere kızarak, gelişmekte olan ülkelere kızarak, ucuz emek ülkelerine yatırım yapan Fransız şirketlerine kızarak "hayır" oyu verdiler.
***
KÜRESELLEŞME yeni bir olgu; eski kavramlarla analiz etmek yanıltıcı olur. Küreselleşmeye ayak uyduranlar istifade ediyor, tepkiyle içe kapananlar ise küreselleşmeden zarar görüyor.
Çin küreselleşmeden yararlanıyor; ucuz emeğin ürünlerini küresel pazarlarda paraya çeviriyor, gelişmiş ülkenin pahalı emeğine "rekabet" ediyor! Küresel sermayeden yılda 50 milyar dolar da yatırım çekiyor!
ABD dahil, gelişmiş ülkelerde sendikaların küreselleşmeye kızmasının da sebebi aynı! Yoksul emeğin rekabet gücü ve milli sermayenin küreselleşen yoksul ülkelere gitmesi onları kızdıryor. Avrupa da Türkiye de emeği Çin kadar ucuzlatamaz, böyle rekabet edemez. Etkin bir serbest rekabet "Avrupa'sı" olmadan Amerikan ekonomisiyle de rekabet edilemez.
Fransızların umduğu gibi, "korumacılık" bir süre sonra "milli maliyetler"i yükseltir, fakirleşme getirir. Bu çağda, aşırı korumacılığın geçici cennetinde bir süre sonra aç ve muhtaç kalmamak için, küresel rekabetin pazarlarında terlemek şart...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|