Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 01 Haziran 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bizim sorunumuz önce AB standartlarına ulaşmak


Fransa'daki referandum sonucunun Türkiye'de algılanma biçimi, doğal olarak herkesin siyasi meşrebine göre oldu.
Unutulan şu ki, Türkiye açısından referandum sonuçlarının yaratabileceği etkiler şu aşamada ikincil derecede önem taşıyor.
Fransa'da yapılan oylama, sonuç olarak ortak bir Avrupa Anayasası'nın yürürlüğe girmesiyle ilgili ve bizim gibi kapının önünde bekleyenlerle şimdilik doğrudan bir alakası yok.

Bu müzakere değil
Geçtiğimiz yılın aralık ayında Türkiye ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması, AB üyesi 25 ülkenin liderleri tarafından ortaklaşa kararlaştırıldı.
Bu nedenle 3 Ekim'de "görüşmeler" resmen başlayacak..
Ve biz bunun adına her ne kadar "müzakere" de desek, yapılacak şey bir "müzakere" değil.
"Müzakere" kavramı, tanımı gereği karşılıklı tartışmayı ve bir ortak noktada uzlaşmayı içeriyor..
Bu açıdan geçireceğimiz süreç bir "müzakere" süreci olmayacak.
"Mevzuatınızın şu bölümü bize uymaz, biz onu şöyle yapalım" diyemeyeceğiz.
Yapılacak olan iş, Avrupa Birliği'nin bunca yıldır oluşturduğu mevzuata, koşullara Türkiye'nin uyumunu sağlamak.

5 yılda imkânsız!
Bölüm bölüm yapılacak görüşmelerde, her bir bölümde Türkiye'nin tam uyumu gerçekleştirdiği saptandığında bu Birlik tarafından teyit edilecek ve yeni bir bölüme geçilecek.
Türkiye'de hayalci diyebileceğimiz bir grup insan, bu sürecin çok kısa sürede tamamlanabileceğine inanıyor.
10 yıl da çok geliyor, 5 yılda biter diyenler bile var..
Koşulları Türkiye'den daha uygun birçok ülkeyle görüşme sürecinin bile çok uzun sürdüğü gerçeği unutuluyor..
Türkiye, tarımından eğitimine, kırsal yaşam koşullarından, demokrasisine kadar birçok alanda ciddi problemler yaşıyor.
AB mevzuatının bir anda yaşama geçirilmesi, TBMM geceli gündüzlü 5 yıl aralıksız çalışsa bile mümkün değil, çünkü sorun sadece mevzuatı kabul etmekle bitmiyor. Bu mevzuatın uygulanabileceği toplumsal ve ekonomik koşulların da oluşması gerekiyor.
Bu bir gerçek.

Bambaşka bir ülke..
Önümüzde çok uzun bir yol var ve bugün Avrupa'nın tartışmakta olduğu "ortak Anayasa", "siyasal birlik" gibi konular gündemimize ancak bu yol tamamlandığında girebilir.
Öte yandan bir başka gerçek daha var: Türkiye, 70 milyonluk nüfusu, doğal kaynakları, insan kaynağı potansiyeli ve diri ekonomisiyle örneğin 15 yıl sonra görüşmeler tamamlandığında bambaşka bir ülke olacak.
Görüşmelerin tamamlanıp açılan dosyaların tek tek kapatılması demek, ekonomik gelişmemizin önündeki bugünkü engellerin kalkması, demokrasimizin gelişmesi, hukuk düzenimizin aksaksız ve gecikmesiz yürüyor olabilmesi, nüfusumuzun genel yapısının (eğitim, sağlık gibi konular açısından) AB üyesi ülkelerden farklı olmaması demek..
Öyle bir Türkiye'nin, ciddi ekonomik ve siyasi bir güç olarak AB içinde yer alıp alamayacağı da bugünkü tartışmalara ve itirazlara bakılarak öngörülebilecek bir şey değil.

Nedeni şu ki..
İhmal edilen şu ki, öyle bir Türkiye, belki de kendisi öyle bir siyasi birlik içinde yer almak istemeyebilir.
Ancak o güne kadar yapmamız gereken şey, kendimizi AB standartlarında bir ülke haline getirmeye çalışmaktır.
"Nasıl olsa bizi AB'ye almayacaklar" itirazı, Türkiye'nin ekonomik, toplumsal ve demokratik gelişiminin önünde bir engel haline getirilmek isteniyor.
AB'nin bugün yaşadığı siyasi krizin, kafa karıştıracak biçimde Türkiye'nin sorunuymuş gibi gösterilmek istenmesinin nedeni budur.

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Amerika ile Çin arasında
AVRUPA, hatta bir bakıma bütün dünya yeni bir...
Çetin ALTAN
Eski akılcı Fransa, "evrensel değişim"le çatışınca...
Avrupa Birliği'nin ortak bir anayasayı benims...
Melih AŞIK
Kaçaklar özgür!
Günlerdir gazetelerde, kaçak Kuran kurslarına...
Fikret BİLA
Serdar Denktaş: Bir devlet olmayacaksa, iki devlet olur
ABD Kongre heyetinin Ercan Havaalanı'nı kulla...
Hasan CEMAL
Fransız solu, Türk solu!
Fransız soluyla Türk solu birbirine benzer. D...
Güneri CIVAOĞLU
Aman gevşemesin
Sivilin "çok fazla askerleşmiş" olanı ve aske...
Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelerin bilimsel üretkenlikleri
Üniversiteleri üniversite yapan özelliklerin ...
Hurşit GÜNEŞ
Çin'in çengellenmesi
Yüksek nüfusu (1.3 milyar) ve düşük işçilik m...
Nail GÜRELİ
Bunları yapan neler yapmaz?
Hâlâ AKP ne yapmak istiyor diye merak edenler...
Sami KOHEN
Hem iyi, hem kötü...
FRANSA'nın AB Anayasası'na "hayır" demesi, Tü...
Mehmet Y. YILMAZ
Bizim sorunumuz önce AB standartlarına ulaşmak
Fransa'daki referandum sonucunun Türkiye'de a...
Hasan PULUR
"Şu Çılgın Türkler..."
"KURTULUŞ Savaşı'nın romanı yazılmadı" diyenl...
Meral TAMER
DİE verileri: Yoksulluğun ilacı eğitim
Eğer gazetemizin "Baba Beni Okula Gönder" slo...
Güngör URAS
Çiftçinin derdi 'buğday' fiyatı
Bugünlerde çiftçinin derdi buğday fiyatı. Çif...
M. Ali BİRAND
"Siz kendi yolunuza devam edin..."
Bazı olaylar vardır, üzerinize doğru gelirken...

© 2005 Milliyet