Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 02 Haziran 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
- Aaa oturmaya mı geldik? - Evet! Sinemadayız

Sinemada önünüzdeki adam kalkıp şıkıdım şıkıdım, göbeğini hoplatarak oynasa... Düşünebiliyor musunuz, ne kabus!


Film sinemada izlenir" iyi, hoş da azıcık boş. Evde de gayet güzel izleniyor. Korsan morsan takılıyoruz. Bu arada korsana karşıyız arkadaşlar, değil mi? Evet, tabii.
Zavallı sinema. İlk darbeyi televizyondan yedi. Şimdi de ensesinde ev sinema sistemlerinin nefesini hissediyor. İnsanlar tabii, ohh uzat bacakları; artık çay mı demlersin, içki mi içersin, patlamış mısır mı yersin ya da çilingir sofrası mı kurarsın, pizza mı söylersin, sigara mı tüttürürsün, her ne halt edersen tamamen kendin bilirsin durumunu tercih ediyor.
Tamam, elbette sinemada film izlemek daha güzel. Ama sadece "daha güzel", kime yeter?
Ki sinemacılar da bunu biliyor. Tüm o içki ve yemek servisi yapılan kocaman koltuklu localar falan, evinde en âlâsından sinema kurduran paralı kimseleri salonlara çekmek için değil mi?
Localar da kurtarmadı. Eve ucuzundan bir DVD player koyup korsanla idare edenler nasıl sinemaya çekilecek?

Sallayan, ıslatan sinemalar
Şimdi tüm dünyada, Türkiye'de de sinemalar yeni bir şeyler arıyor. Patlamış mısır dışında bir şey. Bana sigara bile içmeden film izlemem için iyi bir sebep göster ey sinema salonu. Nedir, nedir, nedir o?
Bir vakitler "Matrix" sevdasına titrek sinema salonuna gitmişliğim var. Koltuklar titriyor, ayağını bastığın yer titriyor. Enteresan. Ama sırf yer titriyor diye sinemaya gitmek, "Matrix"te, bir de ne bileyim, belki "Star Wars / Yıldız Savaşları"nda işe yarar.
Üstünde çalışılan yeni sinemalar bununla kalmıyormuş. "Mesela filmde adamlar bir teknede dalgalarla boğuşurken sen de o teknedeymiş gibi sallanıyorsun" diye anlattı bir arkadaş.
Benim midem bulanır sallanan teknede.
"Üstelik senin de üstüne su sıçrıyor" diye devam etti.
Yok artık. Bu mudur fark? Foşşş!
Katil kızın boğazını keserken, birebir yaşatacağız bu anı sana iddiasıyla yanlışlıkla benim boğazımı kesmesin sakın bunlar!
Ben arada sırada sinemaya gitmeye söz versem, sinemacılar da vazgeçseler bu interaktif sinema sevdasından. Olmaz mı?

Taş taştır, sinema da sinema
Geçen gün sinemaya, üstelik de galaya gittim; şansa bakınız, hem yönetmen hem galaya gelenler interaktif sinema meraklısı çıktı.
"Ben istiyorum ki insanlar sinemada şarkılara eşlik etsin, hatta kalkıp dans etsinler" diyor Fatih Akın.
Dileği oldu sayılır. Akın'ın filmi, "İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek" belgeselinin galası hakikaten gazino tadında geçti.
Zırt alkış, pırt alkış. Ki alkışlar esasında hep doğru yerlerde. Orhan Gencebay patlatıyor bir şarkı, bitince alkışlamaz mısınız?
Ceza'yı, Aynur'u, Selim Sesler'i... Alkışlamaz mısınız?
Ben de mesela Müzeyyen Senar "Haydar, Haydar / Günah benim, kime ne" diye kadehini çevirip çevirip, rakısını fondiplediğinde alkışladım. Bir de şu taş mevzuunda. "Taş için romantik şeyler söylerler. Taş taştır. Başını koyunca anlarsın!"

* * *

Sinema da sinemadır en nihayetinde!
Aşırı doz interaktivite insanı filmden koparıyor. Sallan-yuvarlan film izlemek zaten mümkün değil. Ne zaman üstüme su gelecek endişesi de cabası.
İstanbul müzikleri belgeseli bile olsa, alkışlı malkışlı gazino atmosferinde film izlemek yine çok saçma. Zira o alkışlanan yerlere alkış için es konulmamış. Alkış dininceye kadar geçen zamanda birkaç cümle hiç oluyor.
Bir de düşünebiliyor musunuz; önünüzdeki adam kalkmış, şıkıdım şıkıdım göbeğini hoplata hoplata oynamaya başlamış.
Neymiş? Filme çok kaptırdık da kendimizi...
Sinema salonlarının da işi zor.

Ev sineması çıktı, sevgililik raconu da bozuldu
Her yeni ilişkinin dönüm noktası, bir ileri aşaması, ilişkinin artık hakiki bir ilişki olduğunun delili sayılır sinemaya gitmek. Bizim öyle bir mavramız vardır yani en azından. Birlikte sinemaya gidilmeden, bir ilişkiyi ilişkiden saymayız. "Sinemaya gittiniz mi? Ha, tamam o zaman. Sizi resmen sevgili ilan ediyoruz."
Birlikte tatile çıkmak gibi... Birinin, diğerine evinin anahtarını vermesi gibi... Aynı eve taşınmak gibi... Birlikte bir filme karar vermek, sözleşmek, belli bir saatte buluşmak falan siz artık "oldunuz" manasına gelir.
Hiç hesapta yokken küt diye bir filme girivermek de "Bu günü seninle geçirmek istiyorum. Hiç yanından ayrılmak istemiyorum. Ama nasıl vakit geçireceğimizi bilmiyorum. Sinemaya girelim. Hem yanımda ol hem bir şeyle meşgul olalım. Üstelik çıkışta da mevzumuz olur" demektir.
Sinemaya gitmek aynı zamanda sosyalleşmektir. İnsan içine çıkmak, arkadaşlara görünmeyi göze almak vesairedir.
Böyledir yani.
Sinemaya gitmek ilişkide gayet ciddi bir şeydir.
Şimdi tabii kimsenin sinemaya gittiği yok. "Evde oturduk, film izledik" dönemindeyiz. İlişki dedektörümüz bozuldu. Biz şimdi hangi ilişkinin ne mene bir ilişki olduğunu nasıl anlayacağız?
Evde film izlemeye davet ediyoruz.
Gelirlerse... "Ha, tamam o zaman."
Gelmezlerse... Çöp!

50 bin kişilik sinema salonu olur mu?
"Niye şimdi evden çıkıp sinemaya gidelim, oturuyoruz ne güzel" mevzuu, sadece sinema için değil, futbol maçları için de geçerli. Televizyon veriyorsa şıkır şıkır, yollara dökülüp kalabalığa karışmaya ne lüzum var? Evde daha rahat, hem de daha yakından görüyor olanı biteni insan. Üstelik pozisyon tekrarı da var. Gol anında balkonda olanları, pencereden sarkanları saymazsak, can güvenliği de tamam. Mesele tezahüratsa, toplarız arkadaşları, bağırırız iki satır:
"En büyük Fenerbahçe!"
Ayrıca da... "Şampiyon Fenerbahçe".
Tüm bunlar bir tarafa yani. Ama Aziz Yıldırım, Şükrü Saracoğlu Stadı'nı öyle güzel yaptı ki, Fenerbahçeliler takım kötü giderken bile, hiçbir şeyle övünemeseler de statlarıyla övündüler. Üstelik öyle çok büyük bir şey de değil; makyaj yapıldı aslında stada. Kapasitesi artırıldı, aydınlatma değiştirildi galiba, tuvaletler daha iyi durumda... Statta yine tadilat var. Galiba kapasite yine artırılacak.
Futbolda işin sırrı görkem.
Bir arkadaşım Şampiyonlar Ligi finaline gitti Olimpiyat Stadı'na. Oturduğu yerden tüm görebildiği, parmak çocukların misket oynaması gibi bir şeymiş. Ya da, bilen bilir, bizim çocukluğumuzun çivili, demir parayla oynanan futbol oyunu gibi.
Ama tabii o görkem, o atmosfer... Onca yola değmiş.
50 bin kişilik sinema salonu olur mu? Olmaz mı? Hay Allah!


manik depresif köşe
Benim feci bir sesim var. Konuşmam bile yeter ama siz bir de beni şarkı söylerken dinleyin. Facia. Sevgilim yazık, tutmuş tutmuş bunca yıldır içinde, geçen gün "Güzel bir şarkı çıktığında, sen de eşlik etmesen keşke. Çünkü o zaman o şarkı artık o kadar güzel olmayabiliyor" dedi. Benim sinema salonunda, mesela Fatih Akın'ın filminde, Müzeyyen Senar'la "Haydar Haydar"ı söylediğimi düşünebiliyor musunuz? Depresyondayım diyeceğim, değilim. Bilakis durum komik, ben manik: Haydi, hep birlikte, Orhan Gencebay'dan: "Hatasız kul olmaz / Hatamla sev beni!"







PAZAR
"Ağar'ı sorguladım, cevapları beni tatmin etti"
"İnsanları en serbest, en rahat oldukları yerde, sokaklarda çekiyorum"
"Hayatımı yazarken alkolik oldu!"
Minik arpçılar bugün sahnede
Kader birliği
Fotoğrafları müzeye bağışlandı
'Hızlı okuma alıştırması sandım, meğer rap çalışıyormuş'
"120 yıl yaşamak düş değil"
Ademleri ve Havvaları güldüren kadın
"Latife Hanım'ın Atatürk'e zaafı, kişiliğini yok etmemiş"
Düzenli çiçek servisi
Süslü ve eğlenceli "Balkon"
Yılın takımı Fenerbahçe, futbolcusu Fatih Tekke
Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?
Ağaç evlerde tatil
Ege şarabıyla Ege balığı buluştu
Tek taraflı aşk
Siena'da Türk müziğiyle akşam yemeği
Yunus Emre kültür merkezleri açılsın
- Aaa oturmaya mı geldik? - Evet! Sinemadayız
Yalnızlık burcunda yolculuklar
Amerika'dan gelen hindistancevizi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet