Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 02 Haziran 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yalnızlık burcunda yolculuklar

Semih Gümüş denemelerini içeren "Yazarın Yalnızlık Burcu" adlı kitabında geniş bir edebiyat yelpazesi içinde kişileri, sorunları, durumları ele alıyor


Baştan söyleyeyim: Semih Gümüş'ün denemelerini içeren "Yazarın Yalnızlık Burcu" (Doğan Kitap) şu sıralarda en severek okuduğum kitaplardan biri...
Deneme benim için vazgeçilmez bir edebiyat türü. Kökeni Eski Yunan'da ama ona yaygınlık kazandıran Montaigne oldu. "Ben kendimi anlatıyorum" diyordu Montaigne. Elbette kendini anlatırken başka insanları, olayları, sanatı, edebiyatı, dünyayı da anlatıyordu. Yaşama bakışını dile getiriyordu.
Bu türün nice ustası var. Bacon, Addison, Steele, Fielding, Ruskin gibi İngilizler, Emerson, Thoreau, Irving gibi Amerikalılar, Keyselring gibi Almanlar, Sartre ve Camus gibi Fransızlar, Ortega y Gasset gibi İspanyollar denemenin hem saygınlığını korudular hem yaygınlaşmasını sağladılar. Ülkemizde de deneme denilince Ataç'ı, Sabahattin Eyüboğlu'nu, Memet Fuat'ı anmamak mümkün mü?
Semih Gümüş de kendini anlatıyor. Önsözde, "Yazarın Yalnızlık Burcu, kendi seçtiği düzlemde düşünülmüş, tasarlanmış, yazılmış denemelerden oluşuyor" diyor. "Edebiyatın arka sokaklarında oluşup çatışan etmenleri sorgulayan, hayatla iç içe duran bir anlayışın has edebiyatla nasıl örtüşebileceğini araştıran denemeler. Kendi adasında duran bir yazarın kıyısından tutunduğu dünyaya dönük gözlemleri, düşünceleri, anlama kaygılarından çıkan yargıları."
Kitabı okurken şu cümlenin de altını çizmişim:
"Başından beri öznellikten payıma düşeni sonuna kadar kullanmaktan yana oldum."
Edebiyatta nesnellik denen şeye oldum olası aklım ermemiştir. Semih'in yazılarını çok severek okumamın bir nedeni bu galiba. Hayır, sadece o da öznellikten yana olduğu için değil... Öznellik onun anlatımına yansıyor, damgasını vuruyor, son derece kişisel, sıcak, içten bir hava yaratıyor.
"Yazarın Yalnızlık Burcu"nda belirli bir konu işlenmiyor; geniş bir edebiyat yelpazesi içinde kişiler, sorunlar, durumlar ele alınıyor. Son yazının başlığı da "Yolculuk" zaten. Dört sayfa tutan yazar, kitap ve dergi adlarından oluşmuş bir liste. Yolculuğun uğrak yerleri Semih'in kılavuzluğunda keyifli bir gezi.
Benim en çok ilgimi çeken "Entelektüel Yazar Kimliğini Arıyor" uğrağı oldu. Yazarlık-entelektüellik ilişkisinin irdelendiği yazıda günümüzde edebiyatın niteliğinin düşmesinin nedenleri ayrıntılı biçimde araştırılıyor.
"Medya" diyor Semih, "1960'lardan sonra edebiyatı saygınlık alanlarından biri olarak keşfederken yazarları da popüler kültürün ikonları olarak öne çıkarmaya başladı. Başkalarının hayatıyla ilgilenen yazarın yerini, kendinden ötesini görmeyen yazar aldı. Medyanın yozlaştırdığı edebiyat değeri önce kullanım değerine dönüştürüldü. Ciddi edebiyat alaya alınırken popüler olan çoğunluğun malı oldu."
Yozlaşmanın kalıplarının korunması isteniyor şimdi. Gelinen bu noktanın sorumluları arasında okur da var:
"Yaşadığı zamana ve mekâna, çevresini sınırlayan toplumsal kültüre göre biçimlenen okurun bugün kendisine sunulanı sorgulamaksızın almaya yatkın olduğu düşünülürse, edebiyatın niteliğinin düşmesinde onun da epeyce katkısı olduğunu söyleyebiliriz."
Deneme yazarı önce edebiyatçı olmalı elbette. Semih'in diline, anlatımına da değinmeliyim. Kitap baştan sona sadece içeriğiyle değil, biçimiyle de dikkati çekiyor. Yer yer öykü-şiir tatları getiriyor.
"Troya'dan çıkan gemiler, yalnızca sözün büyüsüne inanarak yol aldılar şarap rengi sularda. Doğru yönü sözcükler gösteriyordu Odysseus'a. Uğradığı limanları şaşırmadan bulmak için, sözcüklerin ışığından güç alıyordu. Yelkenlerini şişiren rüzgârın fısıltısını tılsımlı sözcükler taşıyordu: Notos, Boreas, Euros, Zefiroz.
Rüzgârlara böyle adları bir destan verebilirdi elbette. Gemiciler, uğradıkları limanlardan yanlarına aldıkları öykülerle halatları çözüp geceler ve gündüzler boyu gittiler. İyileri ve kötüleri anlamadan ayrıldıkları limanlarda göremediklerini denizlerin ortasında anlayabildiler.
Edebiyatta denize çıkan yol Odysseia'dan geçer. Akdeniz Odysseia ile tanrısal bir denize dönüşür..."
Kitabı okurken, Eliot'un "Eleştirmenlerin topunu birden kovalamak gelir içimizden" dediğini de öğrendim.
Semih ekliyor: "Eleştiriyi bizdeki romancılardan çok daha ciddiye almış, kendisi de çok önemli eleştiri yazıları yazmışken..."
Bu, Eliot'la ilgili bir anekdotu hatırlattı bana. Bu yazıyı nunla bitireyim: Bir arkadaşı, T. S. Eliot'a, "Eleştirmenlerin çoğu başarısız yazarlardır" demiş. Eliot da hemen karşılık vermiş: "Yazarların çoğu da öyle."




PAZAR
"Ağar'ı sorguladım, cevapları beni tatmin etti"
"İnsanları en serbest, en rahat oldukları yerde, sokaklarda çekiyorum"
"Hayatımı yazarken alkolik oldu!"
Minik arpçılar bugün sahnede
Kader birliği
Fotoğrafları müzeye bağışlandı
'Hızlı okuma alıştırması sandım, meğer rap çalışıyormuş'
"120 yıl yaşamak düş değil"
Ademleri ve Havvaları güldüren kadın
"Latife Hanım'ın Atatürk'e zaafı, kişiliğini yok etmemiş"
Düzenli çiçek servisi
Süslü ve eğlenceli "Balkon"
Yılın takımı Fenerbahçe, futbolcusu Fatih Tekke
Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?
Ağaç evlerde tatil
Ege şarabıyla Ege balığı buluştu
Tek taraflı aşk
Siena'da Türk müziğiyle akşam yemeği
Yunus Emre kültür merkezleri açılsın
- Aaa oturmaya mı geldik? - Evet! Sinemadayız
Yalnızlık burcunda yolculuklar
Amerika'dan gelen hindistancevizi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet