|
Hollanda da "Hayır" dedi, çalsın davullarla zurnalar...
Hollanda hükümeti, AB Anayasası'nı, meclisten geçirmeden önce halkoyuna sundu ve sonuç belli, "hayır"... Şimdi sıra meclis oylamasında. Meclisten de, referandum sonucuna uyumlu bir karar çıkması bekleniyor...
Dünya medyasında da, bizde de; davullar, dümbelekler, zurnalar çalıyor. "Fransa'dan sonra, Hollanda da hayır dedi; AB çöküyor"...
***
AB çöküyor, yahut çökmüyor; AB Anayasası iptal ediliyor, yahut edilmiyor...
Sanki bizde de, dünyada da, gizli bir sevinç var; Avrupa Birliği'nin tökezlediğini ilan etme manşetlerinde...
Neden acaba?
***
Avrupa kıtasında yaşayanların, okyanusları kullanma sonucu; başka kıtalar üstünde yarattıkları baskı ve sömürgecilik bir yana; bir yandan da Avrupa kıtasında yaşayanların, gerek "sanat, düşünce ve bilimde"; gerek "yaşam düzeyinde" erişmiş oldukları düzey; dünya halklarıyla elitlerinde bir imrenme vitrini oluşturdu.
Avrupa dışındaki ülkelerin yerel politikacıları, zaman zaman ya "Avrupa vitrini"ni örnek almayı yeğlediler, ya da tümden reddetmeyi.
***
Türkiye ise III. Selim'den bu yana; özenmeyle, karşı çıkma arasında birtakım tutarsız zikzakların içine düştü...
Bir yanda "çağdaş uygarlık düzeyi" hedef alındı; bir yandan "Viyana kapıları" ve "Türk'ün güneşleriyle dünya ufku ağardı" hamaseti benimsendi.
İç politikada, tutarsız zikzaklar üstündeki samba, hâlâ sürüp gidiyor.
***
Hollanda'nın "hayır"ıyla, AB'nin de parçalanma arifesinde olduğu umudu; hemen hemen tüm dünyanın sinsi hasetini gıdıklamada...
Psiko-sosyolojik bir rüzgârlanma... Her ne kadar yerel bir hamasetçiliği borazanlaştırmış kadrolar da; bireysel yaşamlarında Avrupa standartlarını benimsemiş; çocukları için Avrupa eğitimini, kendi sağlıkları için Avrupa tıbbını yeğlemişlerse de...
Şu sıralarda Avrupa standardı, ABD standardına dönüşmekte olsa da; Amerika'yı da, Avrupa'yı da "Batı" kanaviçesinin gergefi içinde görmek gerekir...
***
Evrensel değişimin bilincini yaygınlaştırmak kolay değil. Kolay değil değişen teknolojilerle iletişimden sonra, ulaşımın da hızlanmakta olduğunu kafalara burgulamak...
İstanbul-Tokyo arası 2 saate indiğinde ve hidrojen enerjisiyle çalışan helikopter taksileri servise girdiğinde...
Yerel politikacılarla bürokratların ağırlığı, eski saltanatını sürdürebilecek mi?
Ütopya...
Enver Paşa için de, televizyonla cep telefonu ütopya idi...
***
Gün bugün, saat bu saat diye baktığımızda...
Yeni TCK, basını da, sanatı da, bilimi de, "resmi görüş"ün pençesi altına almakta...
Şayet bir kalem emekçisi, "Bu ne biçim devlet" diye bir soru sorarsa; devleti aşağılayıp aşağılamadığının yargısından geçecek...
Bir ressamın da, "nü" çalışmaları, müstehcen suçlamasına girebilir...
Bir bilimcinin ise İstiklal Mahkemeleri'nin dosyalarını incelemeye alması, "milli çıkarlara aykırı" görülebilir...
***
Türkiye'nin yerel politikacılarıyla üst düzey bürokratları; Türkiye'yi gerçekten çağdaşlaştırmak isteselerdi; "onlar-biz" ayrımları yerine, Türkiye'nin bütçesinde bakanlıklara ayrılan payları, Almanya ve İngiltere'nin bütçeleriyle karşılaştırırlardı.
9 milyon nüfuslu İsveç'in 95 milyar dolar olan ihracatını da; 70 milyon nüfuslu Türkiye'nin ihracatıyla karşılaştırırlardı...
Böyle bir kıyaslamalı karşılaştırmayı; ne üst düzey bürokratlar, ne de politikacılar yapar Türkiye'de...
O nedenle de Türkiye'yi, AB üyeliği için başlayacak müzakerelerden çok, evrensel değişimin dinamikleri değiştirecek; en az iki kuşağı etkileyecek birtakım çalkantılar sonucu...
***
Gün bugün, saat bu saat gerçekçiliğiyle yarınlara baktığımızda...
Fransa "hayır" dedikten sonra, Hollanda da "hayır" diye dursun...
Kendi uğraş alanlarında gerçekleştirdikleri sonuçtan aldıkları "zevk"; o uğraştan kazandıkları parayı harcarken alacakları "zevk"ten daha büyük olanlar; çok daha renkli ve zengin bir ömürle geçecekler yaşamdan...
***
"Hayatı hak etmenin" tadı; "hayattan yararlanma" tepişmelerinin üstünde bir gök kuşağını kavislendirmede...
Örneğin, bir arkeoloğun gerçekleştirdiği yeni bir buluş...
Örneğin, her gece gördüğümüz rüyaları kayda geçirip seyredebilme olanağını gerçekleştirme...
Örneğin, kamaraları -gayrimenkul mülkiyeti gibi- birey mülkiyetine girebilecek bir gemi çizimi yapma...
***
Henüz dünya vatandaşları, alışık değiller böylesi zevkli bir yaratıcılığın evrensel hayatına...
Gün bugün, saat bu saati; eski alışkanlıklar içinde değerlendirmek isteyenler ise zaten yapıyorlar bunu... Politik tatavalar her yerde sarmaş dolaş...
Lokantalarına dünya müşterilerinin koştuğu aşçıların kazancı ise, Hollandalı generallerin maaşlarını çok aşmada...
***
Ha, evet... Hollanda da "hayır" dedi...
AB zor durumda...
Ya Türkiye?
Türkiye de iyi durumda... Nasıl olsa 3 Ekim'de müzakereler başlayacak...
***
Tatil sitesi reklamlarında da, bir pisin kıyısında pipetle kokteyl içen, şezlonga uzanmış mayolu bir erkek; yanında da, yerde sırt üstü yatan, bacakları açık bikinili bir sevgili...
Gizli Kuran kurslarına ceza indirimi; tatil yörelerinde de emlak fiyatlarına piyasa bindirimi...
Ne mutlu "biliyor musun ben kimim" diyene ve de her haltı yiyene...
c.altan@prizma.net.tr
|
|