|
Liderlik, devlet adamlığı!
Fazla ayrıntıya girmeden şu söylenebilir: Türkiye 1980'lerle 1990'ların sonları arasında on küsur yıl sorun biriktirdi. Siyasal ve ekonomik yapısını kemiren dertlerine el atmadı, atamadı.
Çünkü hükümetler zayıftı.
Koalisyonlar çok başlıydı.
Muhalefet sorumsuzdu.
Bu yılların istikrarsızlık batağında her türlü kötülük çiçeği açtı. Adaletsizlik, haksızlık, yozlaşmışlık, rüşvet, yolsuzluk bütün toplumu baştan aşağı sarstı.
Meclisleriyle, hükümetleriyle, partileriyle siyaset kurumu yıllar boyu ekonomiden politikaya Türkiye'yi bunaltan yapısal sorunları çözemediği için derin bir çıkmazın içinde kıvrandı durdu.
Ama sonunda deniz bitti.
2001 Şubat krizi ile birlikte zoraki de olsa ekonominin ve AB ile uyumun gerektirdiği kaçınılmaz adımlar atılmaya başlandı. Yani değişim sürecine girildi, gönülsüz de olsa. Ama bu durum, koca bir siyaset sınıfını kurtarmadı. Partileriyle birlikte 2002 yılı seçimlerinde kaybolup gittiler.
Eski siyaset sınıfta kaldı.
İstikrar kapısı aralandı.
Kendini dayatan değişim oldu.
Ekonomik ve siyasal yapıda, AB ile ilişkilerde, Kıbrıs'ta, hukuk devletinde, Kürt sorununda değişim olmadan Türkiye'nin ileriye gidemeyeceği gerçeği büyük bedeller ödenerek kafalara dank etti.
Bütün bu sorunların iç içe oldukları, birbirlerinden ayrı olarak ele alınamayacakları, çok daha önemlisi, artık ertelenemeyecekleri, savsaklanamayacakları Türkiye'nin önünü açmak isteyenler tarafından kavrandı.
AKP sahneye böyle çıktı.
İki partili parlamento ve güçlü bir hükümetle siyasal istikrar yolu yıllar sonra aralandı. Erdoğan'la Gül ikilisi, gerek ekonomide gerek siyasette değişimin yollarında yürümeye başladılar.
Enflasyon yenildi.
Ekonomi dikiş tutmaya başladı.
AB ile ilişkilerde uyumun gerektirdiği, demokratikleşme ve hukuk devleti yolunda çok önemli adımlar atıldı. Kürt sorununda belli bir zihniyet değişimini gösteren yasal düzenlemeler yapıldı. Kıbrıs'ta çarpıcı bir anlayış dönüşümü gerçekleştirildi.
AB'den tarih, 3 Ekim böyle alındı.
Durum bugün de olumsuz değil.
Hem ekonomide hem AB ile ilişkilerde ileriye dönük siyasal kararlılığı gösteren işaretler var. Ali Babacan'ın başmüzakereciliğe getirilmiş olması bir başka olumlu sinyal...
Ama işler kolay değil.
Çetin engeller var önümüzde.
Hem içeride, hem dışarıda.
İçten ve dıştan Türkiye'nin yolunu kesmek isteyenler, adı konmamış kutsal ittifaklar oluşturma çabasındalar. Kürt sorunu deyip, Ermeni meselesi deyip, AİHM'de Apo, türban davaları deyip, Kıbrıs deyip Türkiye'nin önünde provokasyon çukurları kazmaya çalışıyorlar.
Bu tuzaklara düşecek mi hükümet?
Bu soru hiç göz ardı edilmesin.
Şimdi işimiz daha zor.
Çünkü Paris'te Chirac zayıfladı, Berlin'de Schröder yolcu... Bizden söylemesi, eğer Ankara'da hükümet iğne deliği kadar açık verirse, balon gibi şişirebilir adamlar...
Açıklar da verilmiyor değil.
Örneğin Adalet Bakanı Çiçek'in Ermeni konferansı ile ilgili hainlik çıkışı... Ya da yeni Türk Ceza Yasası'nın basın özgürlüğü ve Kuran kurslarıyla ilgili olumsuz yanları... Veyahut AİHM'nin Apo davasına ilişkin tepkiler... Bayrak yakma girişimi sonrasında sergilenen tutum vs...
Evet, bunların tümü aynı zamanda AKP'nin seçmen tabanının duyarlı olduğu alanlar... Muhalefetin de genellikle sorumsuzca kaşıdığı konular...
Ama işte devlet adamlığı burada başlıyor. Kitlede duyguların kabarttığı dalgalara kapılıp gitmek mi? Yoksa doğru yolu göstermek mi? Tuzağa düşmek mi? Yoksa geleceğin nerede yattığı konusunda kamuoyunu oluşturmak mı? Marksist parti pratiğindeki deyişle kitle kuyrukçuluğu mu, yoksa gerçek liderlik mi?
Kolay yol seçilirse, oyuna gelinir.
Provokasyon tuzağına düşülür.
Eskinin iktidar-muhalefet oyunu çıkmaz sokaktır. Eskinin üslubu, söylemi çıkmaz sokaktır. Türkiye'nin bu yüzden neler kaybettiği sır değil.
Öte yandan bu hükümetin 3 Ekim'e de kolay gelmediğini biliyoruz. Ama bugün gelinen nokta iyi. Ekonomi dikiş tutmaya başladı. Enflasyon yenildi. Yabancı sermaye hareketleniyor.
Ama iş bitmedi.
Daha önümüzde ince uzun bir yol var. Liderliğin, devlet adamlığının zamanı asıl bundan sonra.
Örneğin Avrupa Birliği hedefiyle Türkiye'nin önü nasıl açılacak, bunu kitlelerin önüne çıkıp örnekleriyle anlatmak gerekiyor. AB projesinin nasıl bir değişim projesi olduğunu, bunun Türkiye'ye hem aşla iş, hem demokrasi ve hukuk getireceğini anlatmak gerekiyor.
Bu eğer yapılmazsa, içerideki ve dışarıdaki kutsal ittifakların ya da Ertuğrul Özkök'ün deyişiyle alafranga ve alaturka Kızılelma koalisyonlarının ekmeğine yağ sürülür. Türkiye'nin pusulası şaşar.
Oyuna, provokasyona gelmeyelim!
Liderliğin, devlet adamlığının gereğini yapalım!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|