
|
|
|
 |
|
|
EDİTÖRDEN
Görüşlerini dile getirebilmen için hayatımı bile veririm
MURAT SABUNCU
msabuncu@milliyet.com.tr
Türkiye günlerdir Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak "İmparatorluğun Çöküş Dönemi'nde Osmanlı Ermenileri" konferansını tartışıyor. Bu konferansta konuşacak öğretim üyelerini neredeyse hain ilan ettik. Bir fotoğraf ve bir söz ise bu olayın en acı tarafı bence.
Fotoğraf Anadolu Ajansı'ndan... Boğaziçi Üniversitesi önünde bir grup protestocu ve ellerinde pankartlar: Ermeni Irkçılarına hizmet ödülü kazananlar: Selim Deringil, Taner Akçam, Murat Belge. Yani konferansın konuşmacıları. Ve o meşhur söz. Ülkenin Adalet Bakanı'ndan. "Milleti arkadan hançerliyorlar".
Evet; belki daha geniş bir katılımla, farklı görüşlerin ifade edildiği bir konferans yapılabilirdi. Ama bu yüzyılda bu sansürcü, bu hedef gösteren tavır Türkiye'ye yakışmadı.
Bundan asırlar önce 1700'lü yıllarda yaşayan, yazıları yüzünden hapis yatmış ünlü düşünür Voltaire'in şu sözünü hatırlamakta yarar var: "Senin görüşlerine katılmıyorum ama onları dile getirebilmen için hayatımı bile verebilirim." Ben ya da siz bu konuda ya da herhangi başka bir konuda birbirimize katılmayabiliriz. Ama birbirimizin düşünme ve konuşma hakkına saygı göstermeliyiz. Bunu Avrupa böyle istiyor diye de yapmamalıyız.
Ben bir birey olarak bu konferansta tebliğ sunacak tüm akademisyenlerin konuşma hakkını savunuyorum. Karşıt görüşleri de dinlemek istiyorum. Türkiye'nin, hoşuna gitmeyen konularda fikir üretenleri de kucaklayan bir demokratik ülke olarak anılmasını istiyorum.
Bu arada ekonomi bakanlığının yanında Başmüzakerecilik sorumluluğunu da üzerine alan Ali Babacan'la bir telefon görüşmesi yaptım. IMF ile ilişkileri son derece başarılı götüren Babacan'ın Avrupa konusunda da iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyorum. Kendisinin telefonda söylediği "Müzakerelerin dörtte üçü ekonomi ağırlıklı geçeceği için uzak olmadığım konular" tespitine de sonuna kadar katılıyorum.
Ancak unutmamalı ki geri kalan dörtte birlik konu 'demokratik' açılımlar... Aynı kabinede yer alan arkadaşlarına baktığımda işinin bu noktada kolay olmadığını düşünüyorum. Yine de başaracağına inanıyorum...
Hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin
Çarşamba günü Avea'nın davetlisi olarak Liverpool ile Milan'ın maçına gittim. Atmosfer, maç, ev sahipliği her şey müthişti. Maçı Avea'nın Genel Müdürü Cahit Paksoy, şirketin yöneticileri, Türk Telekom Genel Müdürü Mehmet Ekinalan ve Fenerbahçe yöneticisi Nihat Özdemir ile birlikte seyrettim.
İtalyan ortaklı Avea'nın genel müdürü ve yardımcıları, Nihat Özdemir kısaca etrafımdaki herkes Milan'ı destekliyordu. Oturduğum alanda iki kişi Liverpool sempatizanıydı. Biri bendim. Diğeri ise Paksoy'un 13 yaşındaki oğlu. Hem futbol bilgisi hem 'centilmenliğiyle' İtalyanların da sempatisini kazandı. Liverpool yenikken bile maçın döneceğine inandı, takımı destekledi. Tıpkı İngiltere'den gelen ve maç boyu inançlarını yitirmeyen diğer Liverpool taraftarları gibi...
Beni maçta futboldan çok bu inanç, işin felsefesi etkiledi. Bu felsefeyi hayata da uyarlamak mümkün bence. '3-0' yeniğim diye maçı bırakmamak lazım örneğin. Yenik olabilirsiniz ama eğer inançlıysanız her zaman kazanma, 'maçı döndürme' şansınız var. Takımın efsane şarkısı 'Hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin' de adeta bir insanlık dersi. Belki de hayatta en çok ihtiyacımız olan şey bu... İnandığımız, hayat boyu omuz omuza yürüyebileceğimiz insanlarla birlikte olmak... Onların iyi ve kötü günlerimizde yanımızda olduğunu bilmek. Tabii onların iyi ve kötü gününde yanında olmak.
Milliyet Ekonomi Servisi'nde yıllardır bu ruhla çalıştığımız için şarkı kulağıma daha bir anlamlı geldi. Ben bir haber yüzünden DGM'de yargılanırken servis arkadaşlarım hemen arkamda dinleyici kısmındaydılar. Onların yargılandığı davalarda da ben oradaydım. Hastalıkta, ölümde, doğumda birbirimizin hemen yanı başındaydık... Bu hafta 6 yıldır birlikte çalıştığımız arkadaşımız Tarık Yılmaz başka bir yayına geçti. Ona verdiğimiz veda partisinde de hayat boyu birliktelik sözü verdik. Güle güle Tarık... Hiçbir zaman yalnız yürümeyeceksin...
|
|
|

|
|