
|
|
|
 |
|
|
Yabancı yatırımcı Türkiye'nin gözünü mü korkutuyor?
FATOŞ KARAHASAN // MarkalaR - TrendleR
karahasanf@e-kolay.net
Haftanın en dikkat çeken gelişmesi Turkcell - Telia Sonera anlaşmasının, Mehmet Emin Karamehmet'in "Kamuoyuna kulak verdik, yeni alternatiflere bakacağız" açıklamasıyla olumsuz sonuçlanmasıydı. 24.3 milyon abonesi olan bir kuruluşun kontrolünün Türk şirketinde kalmasının önemli olduğunu vurgulayan Karamehmet, aslında önemli bir kutuplaşmayı tekrar gündeme getirdi. Bir görüşe göre yabancılar, Türkiye'nin önemli markalarını ucuza satın alıp bu değerlerin sağladığı kârları kendi ülkelerine taşıyacaklar. Karşıt tez taraftarlarıysa, korumacılık döneminin kapandığı, yabancı sermayenin bir ülkeyi büyüttüğü ve geliştirdiğini savunuyorlar.
Turkcell satışına kadar, kuruluşların en büyük hayali yabancı ortaklıklar kurmak, hatta markalarını en yüksek değerden pazarlayabilmekti. 1980'lerin sonunda P&G'nin Alo - Mintax'ı satın alışı Dürüst ailesinin başına talih kuşu konması olarak görülmüştü. Son yıllarda, Unilever'in 1878 yılında doğan Komili'yi, Danone'un Tikveşli'yi, Colgate - Palmolive'in 116 yıllık has Türk sabun markası Hacı Şakir'i, HSBC'nin Demirbank'ı satın almasına, kamuoyu hiç bir ciddi tepki göstermemişti.
Milliyetçilik dalgasının yeniden yükseldiği bu yeni ortamda, bakalım yeni pazarlıkları hangi kriterler belirleyecek? Feodal dönemin mi, liberal ekonominin mi kuralları etkin olacak?
Silahtaroğlu: 'Turizm bahtsız bir sektör'
"Dünyanın en büyük açık hava müzesi, Akdeniz'in en temiz kıyıları bizde, iklim, doğa ideal, halkımız sıcakkanlı ve fiyatlarımız düşük; ben bu kaynaklarla turizm gelirimizin yılda 50 milyar dolara ulaşabileceğine inanıyorum." Bu sözler Türk turizminin duayenlerinden Burhan Silahtaroğlu'na ait. 1980'lerde turizme gönül veren Robert Kolej mezunu, sanayici Burhan Bey, sırasıyla Çamyuva ve Pamfilya tatil köylerini, Kapadokya Lodge Country Club ve Lykia World'u yaratmış. Silahtaroğlu, turizmin 'bahtsız bir sektör' olduğunu vurguluyor: "Herşeyi mükemmel yapın, mükemmel yemek sunun, kahve biraz soğuk gelsin, herşey biter."
Burhan Silahtaroğlu, "Turizm kültürel bir kavram" diyor ve şu açıklamaları yapıyor: "Biz inşaat yapmıyoruz. Oysa Türkiye'de turizm demek yatırım demek. Bu yüzden önce tesis kurup, sonra müşteri aramaya koyuluyorlar. Avrupa da Mısır, Tunus, Bulgaristan ve Türkiye'yi bu herşey dahil sistemine mahkum bırakıyor.
Bu anlayışıyla bir yere gitmek zor. Rekabet artıyor. Çin dünyanın üçüncü büyük destinasyonu olmayı hedefliyor. Biz dünya turizm hacminin yüzde 2'sine yakınlaşıyoruz. Bu ciddi bir boyut. Ancak, kaliteyi artırmak için yan ürünler geliştirmeliyiz. Tek destinasyon olarak Antalya'ya yatırım yapılıyor.
Muğla ve Mersin için de benzer bir çalışma yürütülmeli. Hükümetimiz reklam ve tanıtıma daha fazla kaynak ayırmalı, ayrıca bölgeler Belek'te olduğu gibi kendi ortak reklamlarını yapmalı."
Marka olmak
Burhan Bey, Lykia World'ü, ürün paketinde herkese bir köşe ve 'wellness' iyi hissettirme anlayışıyla tasarlamış.
Tesiste, çocuklar ve gençlere dilediklerince hareketli ve gürültülü olabilecekleri ortamlar sunulurken, sakin bir ortam isteyenler için 17 yaş altındakilerin girmediği alanlar yaratılmış. Spor, güzellik ve eğlenceyle katma değerini sürekli artıran tesisin son yeniliği bin 200 kişilik yüksek teknolojiyle donatılmış konferans salonları.
Bu tesisin sağlayacağı trafikle 40 bin ilave geceleme yaratılması ve yüksek sosyo ekonomik grupları özellikle ölü sezonda çekilmesi hedefleniyor. Turizmde marka olmak ve yatırımının değerini artırmak isteyenlere Burhan Silahtaroğlu'yla tanışmalarını öneririm.
Olimpiyat Stadı'ndaki paha biçilmez deneyim
Dünyanın en başarılı futbol sponsorluğu çalışması bence MasterCard'a ait. Stratejisini ünlü bir sporcuya ya da bir maça değil, futbolun sürekliliğine yapan şirket, böylece inandırıcı ve samimi olarak algılanıyor. Reklamlarını, 'paranın satın alamayacağı' yoğun duygular üzerine kuran MasterCard'ın, Milan - Liverpool maçındaki çalışmasına bizzat dahil oldum. Gerçekten inanılmaz anlar yaşadım. Altı yaşındaki yeğenim Eylül, sporcuların maç öncesi sıralanmalarını gösteren çocuk takımına seçildi. Ben de velisi olarak tüm günü 22 çocuk ve aileleriyle geçirdim. Eylül, Yunanlı, Norveçli, Finli ve İngiliz çocuklar ve nisanda Türkiye'de en çok MasterCard satan banka temsilcilerinin çocuklarıyla birlikte takım olmayı öğrendi. Kendi ölçülerinde hazırlanmış olan gerçek bir Milan forması giyip, Cafu'nun yerine maç öncesi sahaya çıktı. Çocuklarını MasterCard'lı ablalara teslim eden anne babalar, paha biçilmez duygularla maçı izlediler. Maldini'nin formasını giyen Zeynep Nur'un Diyarbakır Garanti'de çalışan annesi Maldini gol atınca, kendi çocuğunun başarısıymış gibi gururlandı. Tabii en çok sevinenler Liverpoolluların velileri oldu. Seda ve Mine ablaların ve yabancı Mastercard temsilcilerinin çocuklar için hazırladığı tüm ayrıntıları gözlemlemek bir keyifti. Maçın muhteşem atmosferi, bu kişisel detaylarla birleşince, yeğenim de kırmızı yanaklarla gelip, "Korner nedir?" diye sorular sorup, fanatik bir Milanlı olarak, Liverpool'un gollerine ağladıkça pazarlamanın gücüne bir kez daha tanık oldum. Mikro marketing yapılırsa böyle yapılır.
|
|
|

|
|