Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 03 Haziran 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
No!... Mersi!..

Sözün Ötesi / Mustafa Tanyeri

Fransız halkı yeni AB Anayasası'na "Hayır. Teşekkürler. Almayayım." dedi. AB Anayasası'nın Fransız halkı tarafından reddedilmesi bir anda gündemi AB'nin geleceğine kaydırdı. Avrupa Birliği'nin bugün içine girdiği krizin ne kadar süreceği bilinmez.
Hollanda'nın "evet" veya "hayır" demesi ne anlama gelecek. Fransız halkının tepkisini de çok iyi analiz etmek gerekiyor.
Çünkü, Fransa birliğin kilit ülkelerinden ve üstelik ilk altı kurucu ülkeden biri. Roma Antlaşması'nın altında imzası olan bu ülke AB'nin gelişme sürecinde hep önemli roller üstlendi. Aynı zamanda AB'nin fikir babalarının ve mimarlarının çoğu da Fransız.
* * *

AB'yi bundan sonraki süreçte zor günler bekliyor. Çünkü, birliğin politikalarının belirlendiği Brüksel'de oturan siyasiler ve bürokratlar ile Avrupa Birliği'ni oluşturan halklar arasında bir süredir büyük bir uçurum açıldığı tarafsız gözlemciler tarafından dile getiriliyordu. Hükümetler arasında siyasi nedenlerle ve dış politika kaygılarıyla yüksek sesle dile getirilemeyen rahatsızlıklar olduğu da biliniyordu. Sorunun kökeninde bence, birliğin hızlı büyümesinin getirdiği sancılar yatıyor.
Birlik 15 üyeye ulaştığında belirlenen ve çok akılcı olarak değerlendirilen "derinleşme" ve bir anlamda büyümeyi hazmetme olarak tanımlayabileceğimiz strateji sonradan terkedildi.
Tek başına kalan süper güç Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı daha güçlü bir alternatif oluşturmak hevesiyle yeniden "genişleme" politikasına dönülerek eski Doğu Bloku ve Baltık ülkelerine kapılar ardına kadar açıldı. Bu arada, Kopenhag ve Maastricht kriterleri biraz rafa kaldırıldı ise de maksat büyüme olunca bu göz ardı edilebilirdi.
Dünya ekonomisindeki durgunluk ve krizlerle aynı konjonktür dönemini paylaşan bu son büyüme dalgası, AB'nin ayaklarının yorgandan dışarı çıkması demekti.
Genişlemenin faturasını ödeyen bazı ülkeler yanında keyfi yerinde ülkeler de vardı. Bu faturayı ödeyen ülkelerin halklarının affedemediği şey bu noktada ortaya çıktı.
Ortak politikalarla yönetilen birliğin tarım, ticaret, sanayi, çevre ve rekabet politikaları ile ilgili, Brüksel'de alınan kararların yankısı Fransız çiftçilerinin tarlalarında veya Almanya'nin fabrikalarında çok farklı oldu. Bugün Brüksel'de ekilen rüzgarın fırtınası Fransa'da, Hollanda'da, Almanya ve diğer bazı ülkelerde biçiliyor. Merkel'in yıldızının parlamasını da bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.
* * *

"Şimdi ne olacak?" sorusunun cevapları arasında, AB'nin çatırdamaya başladığı şeklindeki yorumlar da yer almasına karşın, AB'nin kurucu Roma Antlaşması öyle sağlam bir temele oturmaktadır ki, bence AB'nin geleceği ile ilgili kaygılara pek yer bırakmıyor.
Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri ile Fransa referandumu arasında doğrudan bir bağlantı kurmak da çok doğru değil.
Oradaki hayır bugüne kadar izlenen yanlış politikalara.
Bu nedenle, birliğin bundan sonraki stratejisinin ne olması gerektiğini Brüksel ciddi olarak masaya yatırmalı.
Yoksa, Fransızların milli marşı "La Marseillaise" i daha yüksek sesle bundan sonra da dinleyebiliriz.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Emeklilik hakkında her şey
Betonu döke döke gidiyorlar
İzmirli, "Baba beni okula gönder"e kulak verdi
EXPO için senaryo lazım
No!... Mersi!..





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Banu Şen
Deniz Sipahi
Mustafa Tanyeri

© 2005 Milliyet